Gel bakalım günlük, milletin ağır yazı sevmediğini bilmemize rağmen yazdık bir tane daha, yine az yorum aldık. Duramıyoruz, ne yapalım. Gel bunun üzerine en iyisi hafif bir yazı yazalım.
Sanırım otuzyedibin yıldır ilk kez evde kahvaltı yaptım bu sabah. Anam o nasıl kahvaltıdır. Mis mis. Hastalanmamaya çalışıyorum ve fakat bünyede grip bürüsü yüksek konsantrasyonda gezinmekte ya, dün akşam markette yeşilliklere saldırdım afedersin. Maydanoz, roka ve kuzu kulağı olduğuna inandığım bir başka ottan birer demet aldım. Bir de yeşil sivri biber aldım. Bir de kırmızı domates aldım ama onun grip vitamini bağlamında konumuzla alakası yok. Akşam zaten onlardan bolca gevmiştim. Sabah da Gökhan'ın önerisi ile bu otlardan azar azar yıkayıp tavada öldürdüm ve üzerlerine bir adet yımbırta kırdım. Gökhan sağol, acayip birşey oldu. Bunun yanına bir dilim beyaz peynir kestim. Bak günlük, eğer düşünürsen bu bile incelenecek şeylere gebe. Pıçağu öyle bir açıyla batırdım ki direk çekebildim yukarı doğru. Peynir kalıbı kabına sürtünmeden, kanırmadan çıktı. Çok süperim, hatırlatırım. Yalnız sivri biber konusunda süper miyim, emin değilim. Anlatayım, sen söyle. Yıkadığım dört adet biberin birini daha tabağın hazırlanması bitmeden yuttum ki, arkasından domatesi doğramaya bir hız vermem, ilk dilimi de biberin akabinde bünyaya sokuşturmam gerekti. Yani demem o ki ecayip acı idi şerefsiz. Du bakayım başka ne yedim, bir klasik vardı sofrada tabii ki, köy ekmeği. Ha bi de tek kişilik kahvaltılık çay demlemeyi daha iyi beceriyorum. 4 çay bardağı için yeter dem çıktı, temizlerken de anca bi yarım bardaklık dem israfı oldu. Bir çorba kaşığı çaydan.
Heneemm, yeşil zeytin ezmesini unutuyordum. O da vardı misafir.
Haydi bakalım, Boğaz sınıfına.
Bogaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bogaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ekim 2009 Çarşamba
20 Mart 2008 Perşembe
Yalaka, sırnaşık ve adam satıcı
Yurdumun batı kısımlarında çiğdem diye anılan ayçekirdeği ile yurdumun
herhangi bir kısmında kel diye anılmayan kabak çekirdeğini
karşılaştırmalı olarak incelemek istiyorum.
Yerken hiç dikkat ettiniz mi bilmem ama kabak çekirdeğini çitlediğinizde kabuğu dudaklarınıza yapışma eğilimindedir(temayül).
Buna mukabil, ayçekirdeği ise dişler tarafından maruz bırakıldığı
ayrışma, parçalanma davranışına karşı birlik içinde kalma arzusunu
kabukların birbirlerine aşk ile tutunmaları şeklinde gösterir. Bunu;
özü, nüvesi yani çekirdek içi, kendisinden darp ile koparıldığı halde
yapar. Bir anlamda "kaybedilen çekirdek ile ölünmez, kalan kabuklar
bizimdir" diyerek uygular. Kabuklar ağzınızda siz herhangi bir uğraşıya
girmeden kendi aralarında toplanırlar. Siz bunu tek harekette
dudaklarınızdan çekirdek kabuklarını defedebilirken farkedersiniz. Ama
sırnaşık kabak çekirdeği öyle midir ya. Değildir. O parçalanırken
çekirdek içini dilinize teslim etmekte sanki isteklidir. Bırakıverir
kendisini. İnanılmaz! Ama bunun da ötesinde, kalan kabuklar
dudaklarınızı terketmemek için sanki çekirdek üstü bir gayret
sarfetmektedirler. Yapışır kalırlar dudağınıza. Birbirlerini anında
satarlar ve size tabi olurlar. Siz, hiç bir işe yaramayan aşağılık
kabak çekirdeği kabuklarını defetmek için fazladan enerji harcarsınız.
Böyle de kişiliksiz kabuklardır bunlar.
Kabak çekirdekleri dudak fetişistleri midir acaba. Haydi, elele tutuşalım, gözlerimizi kapatıp hep birlikte düşünelim.
herhangi bir kısmında kel diye anılmayan kabak çekirdeğini
karşılaştırmalı olarak incelemek istiyorum.
Yerken hiç dikkat ettiniz mi bilmem ama kabak çekirdeğini çitlediğinizde kabuğu dudaklarınıza yapışma eğilimindedir(temayül).
Buna mukabil, ayçekirdeği ise dişler tarafından maruz bırakıldığı
ayrışma, parçalanma davranışına karşı birlik içinde kalma arzusunu
kabukların birbirlerine aşk ile tutunmaları şeklinde gösterir. Bunu;
özü, nüvesi yani çekirdek içi, kendisinden darp ile koparıldığı halde
yapar. Bir anlamda "kaybedilen çekirdek ile ölünmez, kalan kabuklar
bizimdir" diyerek uygular. Kabuklar ağzınızda siz herhangi bir uğraşıya
girmeden kendi aralarında toplanırlar. Siz bunu tek harekette
dudaklarınızdan çekirdek kabuklarını defedebilirken farkedersiniz. Ama
sırnaşık kabak çekirdeği öyle midir ya. Değildir. O parçalanırken
çekirdek içini dilinize teslim etmekte sanki isteklidir. Bırakıverir
kendisini. İnanılmaz! Ama bunun da ötesinde, kalan kabuklar
dudaklarınızı terketmemek için sanki çekirdek üstü bir gayret
sarfetmektedirler. Yapışır kalırlar dudağınıza. Birbirlerini anında
satarlar ve size tabi olurlar. Siz, hiç bir işe yaramayan aşağılık
kabak çekirdeği kabuklarını defetmek için fazladan enerji harcarsınız.
Böyle de kişiliksiz kabuklardır bunlar.
Kabak çekirdekleri dudak fetişistleri midir acaba. Haydi, elele tutuşalım, gözlerimizi kapatıp hep birlikte düşünelim.
29 Şubat 2008 Cuma
Yörükhan Güveç Lokantası Hürriyet Gazetesinde
Kendimizin bildiğimiz lokantamız, Hürriyet gazetesi 29 Şubat 2008 Cuma günü(bugün) sayısında "Cuma" ekinde "En iyi 10 Güveç adresi" başlıklı haber/araştırma yazısında 5 numarada kendine yer bulmuş. Ankara bu onluya iki lokanta sokmuş. Biri bizimki.
Not: Kız sambadi, senin parmağın var mı bu işte, ya da kardeşin :P
Not2: Tekrar yazmakta fayda var. Basit adres "Aşağı Öveçler Mahallesi 7. Cadde Pazaryeri karşısı Ankara". Telefon: 0312 472 3192. Adres tarifi isteyenler bu linke
27 Ocak 2008 Pazar
Karmaşık basitlik
- Bulaşık
- Kahvaltı
- Çamaşır
- Bulaşık
- Süpürge
- Toz
- Banyo...
- Gaz bitti mınakoyiğm, ara.
Gaz almaya gittim sonra, e şehre inmişken de Güveç'e uğramamak olmazdı. Gittim. Erol abi pazara çıkmış, bekledim. Beklerken Nurcan hanım altı aydır oraya gitmediğimi iddia etti(sanırım kendisi Merih zaman birimlerine göre konuşmakta) ki bu iddiası oradaki birçok arkadaş tarafından yalanlandı. Zira daha hafta içi orada idim seferi bir arkadaş ile birlikte. Ha bu arada, allahtan beğendi yemekleri de mahçup olmadık. Selam ederim buradan ona.
Nurcan hanım "benim misafirimsin" dedi, bir ısırganlı sac böreği yuvarladım. Halbuki sadece çay içip Erol abiyi bekleyecektim. Benim misafirimsin demek, para vermeyeceksin demek oluyor. Buradan Nurcan hanıma da teşekkür ederim.
Sonra Erol abi geldi pazardan, kestaneyi altı liraya, cevizi de on liraya almış. Ceviz kabuklu tabi. Oracıkta katır kutur avcumuzda kırarak denedik cevizi, tamam. Güzel. Erol abi gelince Nurcan hanım gitti.
İnsanların tüketilmesi gibi üzücü bir başlık koyabileceğimiz bir paragraf konuştuk üzülerek. Onu geçtik, klasik yemek konularına geldik. Mesela yemeğin tuzu. Kapama mesela, et, tuz ve karabiber. Su bile yok. Sadece bu üç malzeme nasıl olur da bu kadar hoş tat olur dedik. Menünün en tuzlu yemeği, ama bu tuzun altını da kaldırmaz, olacak o kadar dedik. Bu kadar basit tarif ölçünün hassaslığı nedeni ile nasıl bu kadar karmaşık olabilir, nasıl bu kadar uzun konuşulabilir ve hatta aşağı bakarsanız bu kadar sene sonra nasıl olur da bizim deneyimize konu olabilir hala, diye şaşırdım kendi kendime.
Burada utandığım için aynı fotoğrafı iki kez koymadım. Ama siz bilin ki bu üstteki tabak yetmedi üç çatala, aynısından bir tane daha sıyırdık. Kapamaya saygı duyduktan sonra Kütahya Güveci'ne geldi sıra. Bakınız, aynı görüntü.
Bu tabak sonunda da yemeklerin uyumu, sırası ve dengesi olduğu kararına ulaştık. Herşey herşeyle yenmez, herşey heryerde yenmez dedik. Bir yemek adabı, kültürü, mantığı vardır dedik. Mesela burada biz "keskinlik dengesi" kavramını yumurtlayalım da okuyan süslü blog sansın, hehe. Neyse muhabbeti bitirip kaçarken gayri ihtiyari soluma baktım, dolap. İçinde de sıra sıra bana bakan Niğde gazozları. Kaptım birini, "çalıyorum bunu" dedim, "hesaba yazıverin"
Geldim eve, gaz kontörünü yükledim. (Ankara'da bazı doğal gaz sayaçları ön ödemeli. Bir kart var, ona kredi yükletiyorsun, onu da getirip sayaca sokuyorsun. Çok seksi.
Madem gazım var, osurayım...
...
demedim. (ayıp hem)
Banyoyu sürttüm, sonra da banyo yaptım. Aha bu yazıyı da yazıp günü tamamlıyorum, mesudum.
Not1: Doğan gaz kartının, sayacının, borusunun, şofbenin, gaz dağıtım şirketinin vb. kadın olmamasından ve dolayısı ile cinsel organı olmamasından mütevellit, en yukarıda ettiğim küfrün muhatabı yoktur. Havaya edilmiştir. Mağduru olmayınca hukuki olarak suçu da yok. (sanırım)
Dünyevi durum bu. Küfretmek günahsa ayrıca, aha o da benim. Üçüncü şahısların bilgisine.
Not2: Boğaz mı direkler mi dedim, boğaz sanki daha popüler olacak gibi. Hem ayrıca Güvec'i de, bu sınıfı da ihmal ettik yazılarda, Boğaz olsun.
24 Ocak 2008 Perşembe
Ben bunları size gösterdim mi?
Biliyorsunuz, fi tarihinde(geçen bayram) eve gitmiştim. E evde de boş durmadım tabii, orada da yedim. O bayramın kurban bayramı olmasından tamamen bağımsız olarak yedim hem. Antalya gitmelerimin tarihinde ilk kez, gitmeden önce liste yaptım, "Ne istiyorsun oğlum, canın ne çekti ise söyle, yapalım" cümlesine cevabım hazır şekilde gittim yani.
Listem tirmis, kuru köfte, piyaz ve mozayik pasta şeklinde idi. Tirmis nedir diyenler için sözlük önereceğim. Ve evet tirmis dışındaki tüm taleplerime ulaştım. Piyaz zaten görselleştirilmişti, köftenin ise fotosunu ben çekmeyi unuttum parmaklarımı yerken. Size sadece mozayik pasta kaldı arkadaşlar. Buyrun:
Not1: Bu mozayik'in özelliği de normalde yumurtalı yapılıyorken, kendisinde yumurta olmaması ve fındık eklenmiş olması. Mis, mis, miisss. Yapanların elcağızlarına sağlık.
Ayrıca şu fotoda görüleceği üzere, başka katılımcılar da vardı yememiz için. Ev yapımı poğaça ve alaman işi ufak ufak şeyler.. bilmiyorum onların adını. Sadece yutmasını öğrendim.
Not2: Yaparız diyerek beni bekleten, Antalya gidişine kadar şişmeme sebep olan mozayik pastası beklentisi maymun edicilerine de buradan selam ediyorum, hehe.
14 Aralık 2007 Cuma
Çok kötü yazı ya da Kestane kavurma ya da Nispet yapar gibi
İşte, kötülüğü ile vaadedilen yazımız pişti, yayında. Çok uzatmayacağım;
Kestaneleri ruhundaki siniri yansıtacak şekilde, ya da fantezilerine göre ÇİZ,
Sıcak suda beklet biraz.
Islak ıslak teflon tavaya koy, az sula. Yak altını, kavur.
Takıl işte. Salona falan git. Üstünü değiştir, yap işste bişeyler.
Gel tavanın yanına. Al, dinlendir, soğut. Ye.
Eh, nispet kime, bellidir herhalde :)
Kestaneleri ruhundaki siniri yansıtacak şekilde, ya da fantezilerine göre ÇİZ,
Sıcak suda beklet biraz.
Islak ıslak teflon tavaya koy, az sula. Yak altını, kavur.
Takıl işte. Salona falan git. Üstünü değiştir, yap işste bişeyler.
Gel tavanın yanına. Al, dinlendir, soğut. Ye.
Eh, nispet kime, bellidir herhalde :)
27 Kasım 2007 Salı
Acemi işi Un Helvası ve Yokluk
Ah çağlar, ah çağlar... Sana bardakla, kaşıkla yapma, gramla yapma demedik mi. Ruhunla yap demedik mi. Ah çocuğum, vah çocuğum... millete verir talkımı kendi sokar çuvaldızı. Al işte. Yersin böyle dört kişilik helvayı.
Çağlar'ın içi sıkılmaktadır. Çoğumuza olduğu gibi herşeyin kötüsünü gördüğü bir gecededir.
Abur-cuburu yoktur, keyfi yoktur, çikolatası yoktur, keyfi yoktur, tatlısı yoktur, keyfi yoktur.
Yani nereye baksa boşluk görmektedir. Telkinler ve destekler de fayda etmez. Heyhat... mutfak kaderi ağlarını örmektedir. Tüm bu yokluklar unlarından yeniden doğacak helvanın ayak sesleridir aslında. Gerçek olmayan bu karamsarlıktan yine kendi başına çıkması gerektiğini bilen çağlar titer/silkinir ve kendine gelir,
- Dünyanın bütün unlarını getirin bana!!!
Neyse, çaktırmadan bu ve şu tariflere bakar. şu olanı sallamaz, bu olanı da dörde bölerek tek kişiliğe indirgeyeceği bir yokluk çözümünü tasarlar.
B.o.k tasarlar.
Her tasarının hayata geçtiğini nerde gördünüz a dostlar. Tabii ki evdeki hesap ocak başına uymaz. Planlananın iki katı un ile manalı kıvama ulaşılır.
Nispet yaparcasına, kalıba bile dökülerek okuyucunun (görsel) beğenisine sunulur helva. Kıvama inanamayacaklar için de kenara dağınık konur. (En üste bak çocuum)
Neyse;
Yarım su bardağı şekeri üstünü iki parmak aşacak kadar su ile kaynat. Çeyrek su bardağı sıvı yağı kızdır, Dört tepeleme çorba kaşığı unu azar azar yağa ekleyerek kavur, kıvamlandır. Rengine kendin karar ver koçum. Bana ne bakıyosun, narı var esmeri var, sarısı var di mi. Ben sana soruyo muyum kılodya, nayomi felan, lütfen. Sonra kaynamış şerbeti de azar azar ekleyerek karıştır. Belki başka tariflerde "topaklandırma" diye birşey duymuşsundur. Bak ben sana birşey söyleyeyim. Orada şekil olarak topaklanmamaktan bahsedilmiyor. Aslında sadece iyi karışsın, yağla buluşmamış un, unla karışmamış şeker kalmasın denmek isteniyor. Yoksa helva helva oldu mu tabii ki parça parça dağınık felan olacak, tırsma. Hem bi de koluna kuvvet he. İyi karıştırcan. Hani baştan bil de, ay elim şeyoldu, vay tırnağım kırıldı, ah kolum tutuldu anlamam ben. Karıştırcan.
Tarif bitti aslında, bu kadar.
Notlar:
1- Annem, oğlum sıcak sıcak yeme, midene oturur dedi. Yarım metre yanımdaki birinci fotonun kokusu burnumda iken yazıyorum şu yazıyı. Siz düşünün artık nerem şişti.
2- Yok, yok. Duramadım tabi, tadına baktım.
3- İtiraf: "Anneeaaa, immdaaakkkk. Bu, sıvı kaldı" diye aradım çalışmanın ortasında. Cevap belli. Malzemesi un, şeker, yağ olan bir yiyeceğie ne eklenir... Un tabi :) Sağolsunlar. Tamam, ben hallederim dedim, kapattım.
4- Harbi ben de inanamadım tadının bu kadar şahane olacağına. Takdir edersiniz ki ilk deneyim...
5- Un helvası ile üzdüklerim varsa, özür buradan.
3 Kasım 2007 Cumartesi
21 Ağustos 2007 Salı
Göğüs mü, kalça mı
Hadi bakalım, delikanlı olan itiraf etsin, hangisi.
Göğüs mü, kalça mı.
Bazılarımız göğüs tercih ediyordur, bazılarımızsa kalça. Konuyu açmak için ben başlayayım mesela. Ben göğüs isteklisiyim. Nasıl desem, tüm dünyada kalça göğüse göre biraz daha toplu. Yani lütfen yanlış anlaşılmak istemem, kiloların sebebi göğüsten çok kalça değil mi. Kibar olmaya çalışıyorum ama hanımlar da böyle düşünmüyor mu.
Niye böyle bir seçim yapayım ki diyenler olabilir aramızda, onları boşverin. Ağızlarının tadını bilmiyor onlar. Olsa yemem yanında yatarım diye demogoji yapmak isteyenler de olabilir, lütfen yorumlarda kalsın bu duygu sömürüsü.
Bakın tahminen bir de bilinçli kesim çıkacaktır, bu küresel dünyada eskiye rağbet gösterenler. Onların argümanı da gideceksin köyden alacaksın, şehir yerinde hayatın tadı tuzu olmuyor, içi dışı bir olmuyor şeklinde olacak muhtemelen. Bit pazarına nur yağıyor mu, yağmıyor. E o zaman malesef şehirliye talim edeceğiz diye bir cevap vermek isterim.
Neyse ben çok sizin yerinize konuştum, buyrun fikirlerinizi alalım.
En son tercihimi yineleyerek konuyu kapatayım. Aşağıda gördüğünüz gibi, göğüs...
Not: Hindi göğüs ikiyüz gram kadar. Bir çorba kaşığı fındık-zeytin yağı karışımı. Karabiber, tuz, pul ve toz kırmızı biber, köri, iki çeşit kekik, domates. Yanında yoğurt ve ekmek.
5 Ağustos 2007 Pazar
Çorba gibi yemek yazısı ama çorba yok menüde
Ulen ne yazsam ne yazsam diye düşünüyordum, otobiyografi yazılarına bir adet daha eklesem mi diye baktım, eğer yazarsam aynı sonuncusu gibi güdük kalacakmış gibime geldi. Boşverdim.
Sonra benim geçen bi hafta izin yaptığım, seçimden sonra araba ile Antalya'ya indiğim, oradan büyükleri alıp babam köyüne gittiğim, bir hafta kafa dinlediğim aklıma geldi. Ve dahası orada küçük bir kağıda birkaç not aldığım bile anca şimdi aklıma geldi. Böylelikle yeni konu ortaya çıktı efendim, buyrun:
Köye gittik ama köyde bi tane bile foto çekmemişim iyi mi, ben de bu eksikliği gidermek için size köyümüzün (Gödene/Gökbel/Menteşbey) bağlı olduğu ilçe Akseki'den bir manzara göstereyim bari.(Tel sineklik gerisinden, korkmayın)
Köyde Filiz Aşı diye bir yemek duydum, anlattırdım, şimdi buraya alalım tarifini. Malzeme olarak bir baş yemeklik kuru soğan, bir su bardağı kadar kırık bulgur, az biraz kuşbaşı kavurma et, üç yemek kaşığı kadar tahin, salça veya domates(veya domates kısmı Güveç lokantası için, çünkü onlara önereceğim bu yemeği ve onlar genelde salça kullanmazlar), bir dolu avuç filiz.
Filiz ne la diyenler için açıklama gerekecek biliyorum. Filiz bizim oralarda iyice körpe taze asma yaprağının kurutulup ovulmuşuna denirmiş. Olmadı tazesi yırtılarak parçalanarak kullanılabilirmiş.
Yapımı ise çok basit: Soğanı kavur; salçayı öldür; filiz at, pişir; üstüne sıcak su sal; bulgur at, şişir; kavrulmuş kuşbaşıyı da at; kıvamlanınca tahini kestirmeden azar azar sal. Bitti.
Kestirmeden ne mi demek, okumuyosun di mi birader sen benim yazıları, Piyaz yazısında anlatmadık mı, tahin kesilebilir diye, kesilmemesine dikkat ederek azar azar kullan diyorum.
Neyse.. Ben bu yemeğin bir benzerini yırtma ismi ile Güveç'te yemiştim ama o taze asma ile yapılıyordu ve sanırım onun içinde tahin yoktu, bakalım Erol abi ile Nurcan hanım bunu beğenip uygularlar mı..
Ya gelmişken alakasız olacak ama güveç'te yediğim bi masa görüntüsü de koyalım, tam olsun.
Benim için çok büyük olaydır bamya yemek... Yanında da hoşaf ve alatlı pilavı var sanırım.
Köyde başka ne notlar aldın derseniz, bir de eşki tarana ( Ekşi tarhana ) notu aldım. Onu anlatayım. Daha önce anlatmıştım ama bunu di mi. Olsun, canım istedi bir daha yazayım:
Öncelikle ekşi tarhananın kendisinin nasıl yapıldığını anlatalım.
Yabani erik kaynatılacak, çekirdek ve kabuğu ayrılacak. Pilavlık çekilmiş yarma buğday ile yoğrulacak. Biraz bekletilecek ve bu lapa tekerlek şeklinde parçalara ayrılarak kurutulacak. Bu tarhananın saklanması için. Tabi siz farklı şekil vererek de kurutabilirsiniz ama işte ne bileyim yıldız yaparsanız mesela uçları kırılabilir. Daireyi düşünün, evet evet hadi hep beraber düşünelim.. Doğruuu, dairenin herhangi bir köşesi yok evet, saklanırken sürtüp kırılacak yeri pek yok eveet :)
Bu yemeğin nasıl yapılacağına gelelim, bi kere buna tarhana dediğimize bakmayın, çorba değil, yemek oluyo bu.
Kemikli et, şeker pancarı, acı yeşil biber, karnı kara börülce, sarımsak, taze fasulye ve aklınıza ne gelirse sebze :)
Akşamdan tarhanayı bir taşım kaynat, kapat. Kuru börülceyi ıslattındı di mi, herşeyi ama herşeyi karıştır, uzun süre pişir(4 saat?) azaldıkça su ekle. Bu kadar.
Bunun ve filiz aşının fotosu yok, sadece anlatabiliyorum, kusura bakmayın. Ama eksiğimi gidereceğim, mesela köy dönüşü Özdoyum'u kapalı bulunca şehrin içinde Şişçi Ramazan'a gittik ve şu masayı hallettik diyebilirim.
Evet o ortadaki piyaz. Ve flu çıkmış, gözümün dönmüşlüğüne verin lütfen. Panoramada şiş köfte, köz biber soğan, dereotu, piyaz, domates, cimbiber, anne ve baba elleri var.
Bi de alakasız olacak ama canım istedi, uyuz istanbulun reklamı gibi görmezseniz bu hafta iş için yaptığım bir istanbul gezisinde çekilmiş, Moda üstünden Kalamış görüntüsü, akşam.
Bu çorba gibi yazı da burada biter.
20 Temmuz 2007 Cuma
Antalya usulü piyaz nasıl yapılır
Madem seçim yazısına ilgi böyle, ben size bir Boğaz sınıfı yazısı yazayım bari. Hem alper'in yeni yazısı şerefine olsun.
Efendim, başlıkta Antalya usulü piyaz diye andık fakat bu anlatacağımız mahlukat öyle kendine ek sıfatlar bularak açıklama yapılmasına ihtiyaç duyan bir yemek değildir. Bu bariz piyazdır, öbür rol çalanlar kendilerine açıklayıcı sıfat bulsunlar. Mesela ne idüğü belirsiz piyaz müsveddeleri desinler kendilerine.
Malzemelerimiz: Sarımsak, tahin, sirke, limon suyu, tane fasulye, maydonoz, haşlanmış katı yumurta, soğan, domates, baharat
Sarımsak eskimiş olmasın. Bembeyaz olsun. Bolca ayıkla. Soy. Ayh ben soyamamm, ellerim kokuyo dersen; bu susuzluğa inat, şöyle bir çözümümüz vardı zamanında. Ne kadar mı soyacaksın, ne bileyim ben kardeşim. Bol işte. Seksenyedi gram olsun mesela ??? Hey allahım. Yemeği ruhunla yap, ölçüyle değil. Bana bunlarla gelmeyin kardeşim, ayıkla işte. Ez hem. Tuzla ezersen kolay ezilir ama tuz ölçüsünü de ona göre yapacan. Bence tuzla ezme sen. Sade ez.
Ezilmiş sarımsağı orta boy bir kaseye al. Tahin damlatarak/yedirerek sürekli karıştır. Hop, azar azar. İlk seferde bi kaşık falan koy mesela. Anacım hiç mi ev yapımı mayonez bilmezsin, öyle işte. Huzursuzluk yaparsan kesilir ya, öyle. Hep aynı yönde, aynı hızda çırpacan, özleştirecen. Derdimiz ikisini karıştırmak değil. Belli bir ortak yaşama dönüştürmek. Sarımsak ile tahinin aşkına tanık ol kasenin içinde. Tahin olarak da mümkünse esmerinden değil beyazından bul da onu kullan. Evet, ne var tahinde de ırkçı görünüyorum, tamam mı. Hem aslında o kadar da ırkçılık değil bu. Bizim memlekette hiç arabı ırk belirtmek için kullandığımızı gördün mü. Bak bizim en çok kullandığımız kara cümle: Bu fotonun arabını bul da çoğaltalım. Öyle yani.
Neyse işte tahini azar azar ekleyecen ve özleşecek. Lapa gibi oldu mu. La bırakmaa, karıştırsana. Hey allahım. Öyle damacanayla ekleme tabii ki, ne bileyim sarımsak 1 idiyse tahinle 3 olsun en fazla.
Sonracıımaa, sirke... Evet sirkeyi de azar azar ekleyelim ve sürekli karıştıralım. Derdimiz sosumuzu seyreltmek şimdi. O amaçla ölçü düşün diye söylüyorum çocuum. Eşşek sirkesi döşşek sirkesi olmayacak, üzüm sirkesi olacak ve ayrıca sirkenin litresi 1ytl'ye olmayacak. Git adam gibi kükreyeninden bul sirkenin.
Lapa oldu, özleşti, sarımsağın dokuları da mümkünse iyice azaldı, tamam limon suyu. Evet sirkenin üstüne limon suyu. Damlat, karıştır, bak renge. Ne oldu. Açıldı di mi. Afferim. Limon suyu her zaman beyazlatır. Hayır abicim hayır, böyle dedik diye donuna limon sıkma. Öyle olmuyo. Evet nikol da suratına sürmüyo onu. Yarebbim, kimlerle uğraşıyorum.
Ben olsam sarımsağın tadını ezmeyecek kadar bol, sınırda limon suyu kullanırdım.
Sonuç olarak artık elimizde sosumuz hazır. Adı var mı diye sorarsan var, ama ben söyleyemiyorum. Teltur diye duymuşluğum da var. Sen en iyisi buna piyaz sosu de. Rahat ol.
Mümkünse küçük taneli, haşlanmış, ılık tane fasule dibinde azıcık suyu ile birlikte. Üstüne piyazlık doğranmış domates ve baş soğan. Evet anacım piyazlık doğrama diye birşey var. Bilmiyor musun, peki anlatalım onu da.
Al soğanı, soy. Dan diye ortasından ikiye ayır. Saçmalama, tabii ki sap-kök doğrultusunda dalacaksın. Yarım soğanı tahtaya yatır. Klasik olarak dip kısmından sapına doğru doğrarsın di mi, değil işte. Bıçak saptan dibe doğru olduğunu düşündüğün farazi çizgiye koşut(paralel) olacak. Yani yanaktan alacan. İnce doğrayacan. Önceden dikine kesik falan atma, gebertirim. Halka halka çıkacak, özelliği o. Anlaşamadık di mi. Neyse tamam, yarım halka şeklinde doğra soğanı diyeyim ben sana. Anlaştık di mi şimdi. Güzel, domatı da öyle becer.
Fasule soğan domat karıştır. Üstüne haşlanmış yumurta doğra. Yumurtayı en üste yalapşap söğüş doğrarsan iyi olur. Belli bir rejimde kesim yapma yani yumurtada. Bunların da üstüne maydonoz koy. Sosu, yağı dök. Ye.
Burada önemli bir nokta var yalnız. Piyaz yeneceğinde yapılır. Topluca yapılmaz. Ya da aslında şöyle diyelim, yenecekken karıştırılır. Sos ve malzemeler dururlar kenarda, yiyeceksen üstteki son paragrafı uygular ve sonra yutarsın. Ha sen lokanta değil misin, yap ve dal o zaman. Ama bırakma, yazık. Bitir.
İnceliklerden biri de yağın sonradan üzerine gezdirilecek olmasıdır. Ayrıca servis edilirken yanında takviye maydonoz olması makbuldür.
Ya valla saçmalıyosun. Bırak o çatalı, kaşık anacım kaşık...
Not: Antalya'da bu, köfte-piyaz ikilisi olarak sahnelerde yerini alır. Arayan bulur, yenecek yerler bellidir.
10 Temmuz 2007 Salı
Antalya işi gül aromalı lokum nasıl yenir
Efendim yine yeni bir nasıl yapılır belgesine hoşgeldiniz. Bu sefer betimleme ile uğraşmayacağım aha barnaklarımı yalana yalana göstereceğim.
Önce biraz turistik tanıtım: Bizim memleketin bir lokumu vardır, kendisi bi ilginçtir. Bi kere lastik gibi değildir, dişe yapışmaz. içi jel gibi, dışı da kabuk gibidir. Bayat, taze farketmez, götürülür. Klasik bir rengi vardır.
Ben unutmuşum bunu biliyo musunuz. Geçen büyükler geldiler ya, onlar getirmiş. Otuzsekiz yıl önce meşum bir kaza ile kaybettiğim ve ölmüş sandığım kardeşimi bulmuş gibi sevindim, öyle böyle değil yani. Efendim kendisini görünce bu alet nasıl yeniyor hemen hatırladım, kaslarıma(kas öğrenmesi), sinirlerime işlenmiş, hemen yuttum.
Aşağıda örnek bir yutma çalışması adımları vardır, buyrun efendim.
Önce malzemelerimiz, lokumun kendisi ve pötibör bisküvi
Gördüğünüz üzre marka verdik, kimse kusura kalmasın. O kadar kayıracaz artık.
Bakın aşağıda lokum nası bişeye benziyor, görünüz.
Evet; kırmızı, üçgen ve üzerinde pudra şekeri.
Uygulama nasıl yapılıyor diyenler için başlıyoruz. Bir adet lokum alınır ve bir numaralı bisküvinin üzerine konur. Fotoda üç adet bisküvi olduğuna bakmayın, biri her ihtimale karşı yedek oyuncu.
İlgili lokum iki adet başbarnak kullanılarak ezilir. Evet ezilir. Nasıl mı, sonuç şöyle olacak(kulak memesi falan değil, aşağıdaki gibi işte)
Yok, korkunç falan görünmüyor, ıyyk falan demeyin, bozarım. Yemeyen kötü konuşmasın.
Sonra ne mi yapıyoruz. Ne olacak, iki numaralı bisküvi, lokumu araya almak için üste kapatılacak.
En son ise vuslat:
Evet efendim sırf sizin için, size görsel olarak sunabilmek için bu kadar kaloriye katlandım, ehe.
22 Nisan 2007 Pazar
İşe Bak
Cidden,
işe, bak.
ne yemişsin, ne içmişsin, gör.
11:30 Güveç'e giriş, 3 kişi
- sahanda 3 yumurtalı menemen
- 1 özel kavurmalı sac böreği
- 1 ıspanaklı sac böreği
- söğüş domates, salatalık, biber, maydonoz
- cevizli tulum peyniri
- zeytin
- tereyağı
- bal
- ısıtılmış bazlama ve ekmek ve çay
3 Nisan 2007 Salı
Ahahah yine keşif adamıyım.
Baktım buzdolabındaki laf olsun torba dolsun diye aldığım yoğurtların son kullanma tarihleri gelir olmuş, ben de icat adamı olayım dedim.
(Keşif mi icat mı, adam gibi konuş)
Bi kaseye yoğurt böldüm,
üstüne de evde bulunan Yenigün marka bergamut kabuğu reçelinin tanelerinden değil suyundan gömdüm.
Bi güzel karıştırdım, bomba bişey oldu.
Yuttum.
Dur bi kase daha yapayım.
7 Mart 2007 Çarşamba
Toplu Güveç Raporu
Yazmıyorum diye gidip de yemiyorum sanılmasın. Ben onlarsız yapamam ki.
Boğaz sınıfında var aslında yazıların çoğu ama bulamayanlar için gugıla güveç +site:caglarbilir.blogcu.com yazılabilir ve yazdıklarım bulunabilir. (aman tıklayın işte şuna)
Yazmadığım ama gidip doyduğum 3-4 tane güveç maceram var birikmiş halde.
Şöyle:
Bi kahvaltı: sahanda yumurta, zeytin, tereyağı, tulum peyniri, söğüş domates, maydonoz, sac böreği
Başka bi kahvaltı: yukarısının aynısı gibi, yumurta tarzı değişmiş olabilir
Bi akşam yemeği: çatalhöyük çorba, semizotu borani, bakla yemeği, pilav, elma hoşafı
Başka bi akşam yemeği: elle yenen yapraklı enginar, alatlı pilavı, elma hoşafı
Başka bi akşam yemeği: uşak işi tarhana, çağla aşı, elma hoşafı, ayva tatlısı
Bi öğlen yemeği: unuttum ne yediğimi :)
Notlar:
1) Sabah boranı, akşam boranı; allah kahretsin bu evde duranı (Bir deyiş)
1,5) Borani, içinde bulgur, üstünde yoğurt olan herşeye verilen ad. Katık olarak kabak olur, kabak borani denir. Ispanak olur, ıspanak borani denir. Klasik bir basit yemektir. Hızlıdır.
2) Hoşaf türk mutfağının önemli bir bileşeni olup, sofrada farklı tatlar arası geçiş sırasında ağzı yeni tada hazırlar.
3) Çağla aşı bir antep yemeği olup bildiğiniz çağla, kuşbaşı, kuzu eti, yoğurt da bu yemeğin ana malzemeleri. Ekşi bir tadı var. Bomba, süper.
18 Şubat 2007 Pazar
İçtik
Çayyolu Tadım turistik işletme lisansını almış. Bu alkol satabilirler demek oluyor. Patronlarıyla sürekli konuşur halde idik bu konuyu. Turasan bulun, getirin, koyun şuraya da içelim dedik. Daha bulamamışlar. Bu akşam gittik siftahı, istediğimiz olmasa da yaptık.
Mey içki'inin satın alıp Kayra markası ile piyasaya sürdüğü şarapların terra serisinden bi şişeyi devirdik iki kişi. Öküzgözü üzümünden 2004 model bi şişe idi. Sofra şarabı aslında sanırım. Bu üzümü şarap olarak oldum olası severim, Elazığ yöresine ait buraların kendi üzümüdür. Yine içimi kibardı. Sadece peynir ile tükettik, sağolsunlar ellerindeki peynirlerden bir tabak yapmışlar bize.
Şimdi bu mey içki bildik bi marka. Tekel'in keyfimizi kaçıran özelleştirilmesi olayı ile gündeme girmişti.
İşte o özelleştirilen şarap fabrikasının bir sonucu bu içtiğimiz şişe. Bakın ilginç bir tesadüf şudur ki, o fabrikanın ünlü bir şişesi daha vardı zamanında tekel iken. Buzbağ. ikibuçuk milyona o şişeyi aldığımızı bilirim. 2001-2002'de eski dükkanda iken yaptığımız okazyonlarda(!!) tüketirdik topluca/fabrikasyon halinde. Düşünsenize real'e gidip reyonda bulunan tüm buzbağ'ları alan tipler... 15 şişe aynı şaraptan alınır mı be. Biz aldıkça pahalanıyor gibimize gelirdi. en son 5 milyona almıştık. Sonra işte fabrika özelleştirildi, kayra markasının bir şarabı oldu buzbağ. 15 ytl mertebesindedir herhalde şimdi.
İlginç bir vaka da buzbağ'ın Elazığ öküzgözü ile Diyarbakır boğazkere'sinin kupajı bi şarap olması. Zamanında bilmeden ne güzellikler içmişiz. Bu kombinasyon şu anda en sevdiğim türk üzümü kombinasyonudur. her markada bu ikiliyi ararım.
Not: Bilmeyenler için Çayyolu Tadım, Ümitköy Opet'in arkasında.
Ha bi not daha: üç genç canlı müzik yapıyorlardı, bol gitar, bir bağlama, bir de -sanırım- klarnet. "Nargilemin marpucu da gümüştendir" diyen bir türkü, "bu ne biçim hikaye böyle" de diyen başka bir türkü ile kardeş oldu çocukların ağzında. iyiydi. çok sevdiğim müzikler bunlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
