"Güç, adalet uğruna yapılan adaletsizliktir" dedirtmiş Meşa Selimoviç Derviş ve Ölüm'ün 290. sayfasında İshak karakterine.
Guc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Guc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Ekim 2008 Cumartesi
6 Mart 2008 Perşembe
Varlık ya da amaç
- Lan ben ne yazacaktım...
- Lan deme abi, karı kız var, ayıp.
- Hay sana da, ayıbına da, ka.. neyse.
Güç dengesi kurma sürecine, sadece uzlaşı demek, aslında eksik bir tanımlama yapmak olur diye düşünmekteyim. Uzlaşı bile aslında bir anlamda hükmeden ve tahakküm altına giren arasında olduğuna göre, yani çıkarların bir çeşit hesabı yapıldığuna göre illa ki sonuçta bir eşitlik kurulacaktır fakat içler dışlar çarpışırken sadeleştirme her yere aynı vurmayabilir. Bir taraf büyüyecek, bir taraf da küçülecektir. İki tarafın da kazanması durumu ancak iki tarafın da aynı tarafta bulunması, yani tekleşmeleri ile mümkün gibime gelmekte.
Yalnız benim incelemek istediğim bu da değil. Daha basit bir noktadayım henüz. Zaten yutacak olan büyüğün küçükle uzlaşarak hakimiyeti altına alır iken öeyeceği diyetlerden ve bu diyetlerin aslında o kadar da kaygı güdülecek, üzülünecek kayıplar olmadığından dem vurmak istiyorum. Aslolan kazanılanlar ya da kaybedilenler değil, amaçlar ve bu amaçlara ne kadar ulaşıldığıdır sanki.
Büyük, amacına ulaşmak için kayıp verebilir, değişebilir, büyüklüğü elden bırakabilir, hatta yenilebilir bile belki. Buraya takıldım ben. Amacın varlığı etkilemesine.
Neyse, işte öyle.
Not: Şimdi yine lütfen karışmasın ortalık, ben bu yazıyı aptal bir Edward Said eleştirisi okuduktan sonra karaladım. Doğu-Batı, oryantalizm falan. Başka birşey değil. Saygılar.
16 Şubat 2008 Cumartesi
Acı acı gülmek
Ya da, iletişim kazası olmayan şekilde havlamak
Dün bir adam izliyordum televizyonda, kızmıştı. Kızılmasına kızmıştı.
Halihazırda güçlü olanın sadece bir iletişim yöntemi olduğu iddiaasıyla
öfkelenmesine öfkelenmişti. Kendi cümleleri ile; "İtidal çağrısını
güçlü ve dolayısı ile üstte olan mı yapmalı, yoksa biz gibi güçsüz ve
yalnız ve altta ezilmiş olan mı yapmalı" diyordu. Zaten güçlü olanın,
kendisine öfkelenecek olan için elinde her türlü alet edevat olanın
sakin olmak yerine bu kadar şeyin üstüne bir de öfkelenmesine
"ahlaksızlık" ismi veriyordu.
Yani özetle zaten güçlü olanın bir de öfkelenmesi, kızması, sindirmesi
"hak" mı diyordu. Sadece zaten kaybetmiş ve bunu kabullenmişlerin
becerebileceği şekilde acı acı gülüyordu.
Bu da bu şekil bir güç yazısı olsun. Kaos ve çelişki dolusundan.
Not1: Güç isminde bir sınıf açtım. Direkler kısmında varolan güç paradigması yazılarını oraya taşıdım.
Not2: Yazı kendi başına anlaşılmıyor olabilir. Sebebi isimsiz anlattığım adam değil, kavramların ilgili sınıfın diğer yazıları ile çok bağımlı olmasındandır.
Dün bir adam izliyordum televizyonda, kızmıştı. Kızılmasına kızmıştı.
Halihazırda güçlü olanın sadece bir iletişim yöntemi olduğu iddiaasıyla
öfkelenmesine öfkelenmişti. Kendi cümleleri ile; "İtidal çağrısını
güçlü ve dolayısı ile üstte olan mı yapmalı, yoksa biz gibi güçsüz ve
yalnız ve altta ezilmiş olan mı yapmalı" diyordu. Zaten güçlü olanın,
kendisine öfkelenecek olan için elinde her türlü alet edevat olanın
sakin olmak yerine bu kadar şeyin üstüne bir de öfkelenmesine
"ahlaksızlık" ismi veriyordu.
Yani özetle zaten güçlü olanın bir de öfkelenmesi, kızması, sindirmesi
"hak" mı diyordu. Sadece zaten kaybetmiş ve bunu kabullenmişlerin
becerebileceği şekilde acı acı gülüyordu.
Bu da bu şekil bir güç yazısı olsun. Kaos ve çelişki dolusundan.
Not1: Güç isminde bir sınıf açtım. Direkler kısmında varolan güç paradigması yazılarını oraya taşıdım.
Not2: Yazı kendi başına anlaşılmıyor olabilir. Sebebi isimsiz anlattığım adam değil, kavramların ilgili sınıfın diğer yazıları ile çok bağımlı olmasındandır.
17 Şubat 2007 Cumartesi
Eski dert, güç paradigması
Direkler sınıfında güç paradigmasına girmiştik ilk.
Güç, içinden çıkılabilecek bir paradigma mıdır?
güç hukuk ve ahlak
denetim
güçten tarafa olmak
Köpek ve Güç, Nereye götürecek bizi bakalım
diye birkaç yazı yazmıştık, şart oldu, bir tane daha yazalım.
Tekrar gibi olacak ama; güçlü kuralı koyar.
Bu kadar.
Güçlü olan kuralı koyar, oyunu başlatır, bitirir, kurallarını değiştirir, iptal eder. Güçlü olan istediğini yapar. Güçsüze ise şap kalır, üstüne oturmak için.
Güç, aynı durumda güçlünün canının istediğini yapmasına, güçsüzün ise canının istediğini yapamamasına yarar.
Güçsüze verilen seçenek oyundan çıkmak olabilir gibi gelmekte şu anda bana, aklıma başka birşey gelmedi.
19 Ekim 2006 Perşembe
Köpek ve Güç, Nereye götürecek bizi bakalım
Havlayan köpek ısırmaz diye bir deyiş var bizde. Isıran köpeklerin ise vukuatları öncesi havlayıp havlamadıklarını bilmiyorum. Ama emin olduğum birşey var ise o ısırmadan havlayanlar korktukları için başımızı ağrıtmaktalar.
Köpeklerden çıkıp dünyayı kurtaramayacağımı biliyorum ama böyle başladık bakalım bir ödeve daha.
Toplamda zayıf olan, elinde her ne varsa onunla, üstünlük sağlamaya çalışıyor. Ya da belki üstünlük sağlamaya değil de sadece kendini korumaya çalışıyor. Ama öyle bir bağlamda, bulunduğu ortama etki ediyor ki(havlıyor) aynı bağlamın edilgeni kendi algı çerçevesinde altını pisletiyor(insan).
Ayrıca o insan bu gerekçe ile(korku yine) o köpeğe karşı hazırlıklı olarak koşuya çıkıyor bir sonraki sefer. Hatta köpek ısırmayacağı halde kafasına sopayı yiyor ve kin besliyor o iki ayağı üzerinde duranlara.
Yani insan ahmedi mehmed, köpek de köteği köfte sanıyor.
Yani tamamen yanlış anlaşmalar(iletişim kazaları) sebebi ile yeni güç dengeleri kurulmaya çalışılıyor.
Yani güç sahibi olma ihtiyacının gerekçesi gerçek değilmiş, o ortaya çıkıyor.
Yani güç sahibi olma talebi, kendi kendini büyüten bir kartopu gibi, çarkları döndürüyor gerçek olmayan ihtiyaçların üzerine kurularak.
Yani bu talep kendi dünyasını yaratıyor, kalanları içine çekiyor.
Hani dünyayı kurtarmayacaktın Çağlar derseniz, kurtaramadım, tespit ettim diyeyim.
Peki o köpekler korktuğumuzu hissederlerse saldırıyorlar, bu ne demek...
Not: Yazıları biraz gezmiş birisi iletişim, güç ve benzeri farklı kısımlarda ele alınmış konuların birbirlerine yaklaşmaya başladığını farketmişlerdir. Büyük denklemi yazmak için biraz daha ilerledik gibi.
2 Eylül 2006 Cumartesi
güçten tarafa olmak
Güçsüz güçlüden yana olur. Zayıf güçlüye tabi olarak kendi eksikliğine çözüm bulmuş olur.
Bir özne taraf seçecekken olasılıklar arasında güçlü olanı neden seçer. Başka özellikleri değerlendirmek yerine neden bu nokta ile tatmin olur. Herkesin aynı seçimi yaptığı bu algı dünyasının yazılmamış kuralı mı oluverir bu seçimler.
9 Ağustos 2006 Çarşamba
1 Ağustos 2006 Salı
güç hukuk ve ahlak
Güç paradigmasının karşısına hukuk ya da ahlak konulabilir mi.
hukuk teorisinde güç nasıl yer alır. Gücün ne tarafta olduğuna dayalı bir kararı var mıdır hukukun.
Güç ile ahlağı kapıştırmak ve ahlağın galip gelmesini istemek aynı zamanda ahlağın güçlü olmasını istemek değil midir.
27 Temmuz 2006 Perşembe
Güç, içinden çıkılabilecek bir paradigma mıdır?
Güçlü olan güçsüzü ezer, güçlü devlet güçsüz devlete istediğini yaptırır, güçsüz olan talepleri yerine getirmezse zaten güçlü olan zor kullanarak istediğini elde eder. Sokakta çete olup yolunuzu keserler, paranızdan bir parça alırlar. Vermezseniz ilk seferinde korkuturlar, ikinci sefer tehdit ederler, sonra da imzası belli olmayacak şekilde arabanıza anahtar ile resim çizerler. Bu fiziksel sonuçları olan bir çeşit psikolojik savaştır. Konu bu değil, konu olan şu ki sokakta para vermemenin yolu sadece, çeteyi sindirecek şekilde dövmek/korkutmak/sıkıştırmak mıdır? Yani zorbalığa zorbalıkla karşılık vermek midir?
Devletlerarası ilişkilere bakarsak soğuk savaş kavramlarını, karşılıklı diplomasi oyunlarını, ziyaret etmeleri ya da etmemeleri, aramaları ya da aramamaları, konuşmaları ya da konuşmamaları, konuşmak zorunda kalmaları, konuşma talebi yapanın altta kalmasını, karşıdakinin elde ettiği kozu randevu vermeyerek kullanmasını, velhasıl bu ve benzeri türlü her çeşit üste çıkma savaşını, hatta bu fiziksel olmayan çekişmelerin hamleleri artık bittiğinde, karşılıklı notaların verilmesini ve sonrasında bildiğimiz anlamda savaşılmasını... güç çekişmesi olarak niteleyebiliriz sanıyorum. Bu uğraşıların nihai amacı, güçlü olanın belirlenmesi ve diğerlerine kabul ettirilmesi olarak düşünebiliriz.
Kafamdaki açmaz şu ki: bu mekanizma bir noktada sonuçlanacak bir çevrim değil gibi. Bu mekanizma döngüsel ya da döngüsel olmasa bile süreklilik arzeden, bitiş noktası olmayan bir mekanizma. Bu güç çekişmesini kabul edersek, yani içinde olursak biz de aynı şeyleri yapmak zorunda kalırız. Biz de didişiriz, üstünlüğümüzü kabul ettirmeye çalışırız. Bunu yapmıyoruz desek bile bu oyunun oyuncakları silahlar olduğu için yapabileceğimiz tek şey tetikleri çekmek olur.
- Çekmemek bir seçenek midir?
- Kesinlikle bir seçenektir fakat bu seçenek pasif direniş olarak adlandırılmamalıdır kanaatindeyim. Bu seçenek, artık güç savaşı oyununun bir seçeneği olmaktan çıkıp kendine ait bir düşünce kalıbına sahip olmalıdır. Nasıl kodlayacağımı bilmiyorum ama demek istediğim ciddi birşey: İnsanlık didişmeyi nasıl bırakır diyorum, farklı bir düşünce kalıbında düşünmeye nasıl başlarız diyorum. Şu anda ne yapmamalıyız biliyorum fakat çözüm olarak ne yapmalıyız bilemediğimden susuyorum. İnşallah şu yazıya devam yazısı hazırlayabilecek kadar kafamı toplayabilirim ileride, diyorum.
Saygılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
