Defterden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Defterden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2009 Pazar

Defterden belgesel

Hatırlarsınız, bir küçük kara kaplı defterim ve içine aldığım bazı kısa notlar vardı. Onları karıştırdım yine bu gece, birşeyler çıkar mı diye. Müzik esaslı bir karalama yapıverdim altta, buyrun.

Geçen sene onyedi temmuz'da sabah saat sekizde Trt2'de bir program izlemişim. Deniz, denizcilik anlatan bir belgesel diye not almışım. Ne yazık ki adı yok belgeselin. Ama sanki dolgu yapmak gerektiğinde kullanılan kısa belgesellerdenmiş gibi gelmişti bana. Ya da şu anda öyle düşünüyorum, tam emin değilim. İzledim mi, izlemedim mi daha sonra tekrar, bilemiyorum. İşin bu yanı da zaten çok önemli değil. Bu belgeselde Sunay Akın da varmış. Görmüşüm yani.
Yine belgeselde, bir Türk Sanat Müziği şarkısı dinlemişim. "Beni unutma" diye not etmişim. Burası önemli bildiğiniz üzere. Bilmeyenlere ya da unutanlara da hatırlatalım konuyu: http://caglarbilir.blogspot.com/2008/01/bayat-soru.html
Ses taş plak gibi bozuk çıkıyormuş herhalde. Solist kuvvetle muhtemel Nedime Gürses.
-Bu şarkıyı bulamadım hala(ki o mu, değil mi emin de değilim)-

Belgeselde, bir balıkçının bir sözünü dinlemiş ve not etmişim. Bakar mısınız:
"Bir gün ağlardan çocukluğum çıkacak"

24 Aralık 2008 Çarşamba

Çamaşırın kirliliği kanıksaması

ya da Donların kardeşliği

Sınıflandırmak, kategorilere ayırmak yani, acaba faydalı birşey midir. Farklılıkları ortaya çıkarmaktan bahsediyorum. Göze sokmaktan. İyi bir davranış mıdır. Getirisi nedir. Sivriltmek, keskinleştirmek işe yarar mı. Giresun ile Ordu'yu fındık bağlamında sınıflandırsak, Kilis ile Gemlik de anca zeytin tadında ayrılsa olmaz mı.

Peki öbür tarafta iki zeytinyağı çeşidini karıştırıp en makbulü diye verseler kızmaz mısınız.

Çamaşırları -başka hiç bir imkan olmadığı için- soğuk su doldurduğunuz beş kiloluk bir yoğurt kovasında yalapşap basaklayarak yıkar gibi yaptığınızda farkındasınızdır aslında sadece pisliği homojenize edip her tarafa eş yaydığınızın. Suya bakarken düşünürsünüz, kötüde ortaklık kurmak herhalde böyle birşey diye.

Ama işte şimdi yazarken farkedersiniz: Kötüde sivriltmek, parmakla gösterip ortaya çıkarmak; iyide de birlik olmak, kaynaşmak hemhal olmaktır doğru olan.
Evet öyledir.

26 Ekim 2008 Pazar

Ruh Çağırma Seansı

Birinci seans:
(Ayağınız alışsın diye)

"Yaşadıklarım dünde kaldı" dememi engelleyen şeylerden biri vücudum. Fiziksel aktivitenin sonuçlarını ilerleyen zamanlarda hatırlatıyor sürekli.
Peki fiziğin yanında ruhta da mı iz kalıyor acaba.

İkinci seans:
(Paralı)

İnsanın neresi acırsa canı orada. Bacağı kırılır orası ağrır, tırnağı kırılır tırnağı ağrır.
Kalbi kırılır, kalbi ağrır.

20 Ekim 2008 Pazartesi

Gözyaşı

İnsanoğlu doğarken belli bir hacimde gözyaşına mı sahiptir acaba. Tüm hayatı boyunca toplamda bu kadar mı harcayabilecektir. (Bu böyle değildir diyor içimdeki gerçekci odun ama o zaman yazı olmaz ya) Eğer boyle ise, acaba erkenden hepsini tüketiverip kurtulmak mı iyidir, yoksa sürekli azar azar akıtmak mı. Bu değerlendirme değil de sanki bir tercihmiş gibi geliverdi şu anda. Niye kurtulmak ve akıtmak gibi -istemeyen- cümleler kurduysak, değil mi. Olsun, biz bir pesimistin gözyaşlarını da dinlemiştik zamanında, böyle devam edelim.
(Bu yazı da bok gibi oldu ya, hadi bakalım. Olsa da olmasa da kodum)

Not: Ayh ayh canım diye saldırmayınız lütfen. Bakınız sınıf olarak Defterden görünmekte. Direkler falan değil. Kaygılanmayınız.

12 Ekim 2008 Pazar

Kaynak olarak Zaman

Zaman kavramı kısıtlı bir kaynaktan bahsediyor. Hepimizin harcadığı, harcamaktan da genelde mutsuz olduğu bir kaynak. Şöyle düşünce esiverince bakıyoruz ki zaman yerine koyulamayan kısıtlı bir kaynak.
"Yerine koyulamayan zaman kavramı için bir ikame önerisi: Görelilik"  diye bir tez konusu olur mu, olmaz. Anca blog yazısı olur işte. Ben de onu yazıyorum.
Şu anda bildiğim kadarı ile aynı zamanda tekrar yıkanamıyoruz. O nedenle sürekli harcamada olduğumuz kabulü sanırım o kadar da yanlış nitelendirilmez. Ama sanki mutlu olduğumuzda başka, mutsuz olduğumuzda başka hızda dönüyor akrep.

(Şimdi bir tuvalete gittim geldim, daha mutluyum. Bir daha düşünelim)

Mut sahibi olmak ya da olmamak galiba iyi bir anlatıcı olmadı bu yazıda. Kişinin algısı ile ilgili birşeylerden bahsetmek istiyordum ben. Demek istiyorum ki o tükettiğimiz ve yerine koyamadığımız zamanlar için hayıflanıyorsak aslında bir çözüm olarak farklı hissetmeyi, farklı algılamayı denemeliyiz. Aynı sezyumsal zaman dilimini iki farklı kişinin farklı hızda yaşaması fikri beni buraya getiren. O dilimin içine koyduğumuz anlamlardaki(değerlerdeki) farklılık hızını değiştiriyor zamanın. Evet, bitmesini engellemiyor, "hiç yoktan" bir çözüm öneriliyor burada.

"Öeaah" sonucu:
- İçim kıpır kıpır, kendimi çok genç hissediyorum.
- Bi sktr git. Yüzünü ütüle de gel.

Not: Defterden diye bir sınıf açtım, tutarsa. Tutmazsa ona o zaman bakarız.

Tüketilenle özdeşleştirme

Kişinin okuduğu bir metne, izlediği bir görsele ya da bunlar gibi başka bir şeye bağlanması, kendisini o içerikte bulması, özdeşleştirmesi konusu takılmış bir ara kafama. Ki not almışım deftere.
Bu durum kişinin toyluğuna delalet olarak değerlendirilebilir mi acaba diye de düşünmüşüm. Kişilik oturmamışlığı diye yorumlasak çok mu gaddarlık yapmış oluruz.
Yani fotoğrafı önüme koyuyorum, saçma geliverdi bir an:
"Bir kitap okudum hayatım değiştiieağ"
Yani bunu bizim pamuklu gözlük de demiş olsa, bana ters. Ya da hadi laf sokmayalım. Bir kitap var, onbinlerce kişi okuyor, o kitaptaki bir karaktere öykünüyor. (Yani cidden öyle olmaz mı, "evet evet işte bu beni anlatıyor" diye) O zavallı karaktercik hangi birimizi anlatsın koyunum(pardon kuzum). Saçma.

Tamam, bu belirttiğimiz durum aslında yazarın başarısı olarak düşünülmelidir, ona lafımız yok. Biz bokunda boncuk bulan okurla uğraşalım dedik bu sefer. Yeni gelin gibi kitaba sarılacağına hani diyorum biraz daha eleştirel, öğrenici, özümseyici baksa, kendini kendi kendine anlatabilecek kadar bilgilenmeye çalışsa, kendisini başkalarının cümlelerinde aramasa, hatta aslında aradığının bile farkında değilken, buluverdiğini sanmasa. Harbi bak şimdi sinirlendim, cidden saçma bu.