iletisim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletisim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2008 Salı

İletişimde sıra/süreç

Biz işimiz gereği TCP/IP süitinin içindeki TCP isimli iletişim kuralını
anlatırken "bağlantılı" bir iletişim kuralıdır deriz. Bağlantılı, yani
"connection oriented" olan şeyleri size anlatmayacağım tabii ki. Demem
o ki bu yazının konusu olan şeylerin kıymıkları ta oralara uzanmakta.
Bir iletişimin bağlantılı olması çok zayıf bir kavram. Derdimi
yeterince anlatmıyor aslında.

Ben iletişim bir süreçtir demek istiyorum. Cımbızlanamaz. Bir başlangıç
ritüeli vardır, bir bitiş ritüeli vardır. İletişimde devamlılık da
esastır mesela. İletişmede bir sonraki adım bir önceki adıma bina
edilir, bağlıdır, bağımlıdır. Eğer her bir iletişim(konuşma, yazışma,
görüşme, sürtüşme, sevişme.. (ehem bu sonuncu olmadı)) lokması
incelenecekse, irdelenecekse tek başına irdelenemez. Etrafı ile
ilişkili olduğu için tüm bağlam incelenmelidir. Öncülü, ardılı nedir,
ne olmuştur, bakılmalıdır.

Basitleştirmek gerekirse bir fıkra şablonu ile, en ünlüsü şu "Namaz
kılmayın" hadisesidir. "Adam namaz kılmayın dedi, vre kafir" de
diyebilirsiniz, sakin sakin dinleyip aslında cümlesinin "Abdestsiz
namaz kılmayın" olduğunu görür ve takdir edersiniz. Böyle birşeyden
bahsetmeye çalışıyorum cımbızlanamaz derken.

Cımbızlanamaz, cımbızlanmamalıdır. İyi incelenmelidir. İletişim kimden
başlamış, kim tarafından cevap verilmiş falan filan. Mesela tersinden
bakarsanız olmaz. Cevap vereni iletişimin başlatıcısı gibi görürseniz
örneğin, herşey tepetaklak olur.


E bu ne ki şimdi demeyiniz. Bazen en basit ve açık olanı bile belli
etmek lazım. Ayanı beyan etmek diyelim biz buna. Belki bu yöntemin
faydalarını da başka bir yazıda inceleriz.



30 Ağustos 2007 Perşembe

Tarafların statü farklarının iletişimin sağlığına etkileri


İletişim sınıfına başlarken kafamızda bir plan vardı ve ona ulaştık bizce(dil çıkararak gülen surat, temel konunun tamamlandığı yerdir ve ilgili suratı aşağıdaki yazılardan birinde bulabilirsiniz). Ama bu konuyu yazarken farklı dallara da daldık ve biraz açıldık. Açıldıkça konu bulanıklaştı ve toparlayamadık. Şu ana kadar yazdıklarımız, sağ yandan iletişim sınıfı bağından da okunabilmekle birlikte eskiden yeniye okunması gerektiği için şuraya düzgün sıra ile linklerini alalım bari.

İletişime Giriyoruz

İletişimde dil - (Hırs yaptım)

İletişimde dil - 2

İletişimde dil - dolaylı yol

düdük

Ne demek istiyoruz

Niye Dedi

Aracın mesul olması yanılsaması

Tanımak, tanışmak Anlamak, algılamak


Dolayısı ile de iletişim ile ilgili kafamıza birşey takılır ya da aklımıza birşey gelirse yazalım der hale geldik. İşte bugün yine etrafta gördüğümüz kıymıklardan birinin aklımıza battığının ilan günüdür. Buyrun:


Taraflar arasındaki iletişimin sağlıksızlığı ve bunun sebepleri ile ilgili biraz kelam etmişiz gördüğünüz üzere. Yine bunlardan biri de tarafların birbirlerine göre durumları olarak karşımıza çıktı. Farklılıklardan bahsedeceğiz ama bu farklılıkların birçok boyutu olabilir. Mesela bir taraf Arapça bir taraf Fransızca dil kullanıyor olabilir. Bizim derdimiz bu değil. Şimdi düşünün, bir fikir savunucusunun karşısındakine "sen benim okuduğum okulları okumadın ki, anlayamazsın beni, senin fikirlerin benimkiler karşısında gereksiz" dediğini. Yani iletişimi daha baştan imkansız hale getirdiğini. Koyduğu ön koşullar ile aslında hiç başlamasına imkan vermediğini. Bu şekilde oluşturulan yapay mevki farkı ile aslında iletişimi bir güç mücadelesi haline getirip ve dahi onu da kendi kurallarıyla oynanan bir savaş olarak kurgulayıp kuşkusuz galip olarak kendini ilan ettiğini görelim ilk tarafın. Bu en azından açık bir ezme girişimidir. Tabii bunun aleni olmasını takdir edecek değiliz ama şimdi de bu mizansenin benzerinin -mesela- kurumsal hiyerarşi(sıradüzen/silsile) kurulmuş bir ortamda üst kademe ile alt kademenin iletişmeye çalışmaları sırasında yaşandığını düşünelim.

- Şimdi bu tepe var ya, bu tepeyi ben yaptım. Bu tepenin neresinde ne yol var ben bilirim. Hangi yoldan çıkılıp inileceğini, hangi yoldan saldırılacağını ben söyleyeceğim.
- Ama efendim kamyonların tekerlekleri...
- Höött, sus. Benim dediğim şekilde olacak.

Komik olan şudur ki günümüzde artık en basitinden en karmaşığına her türlü silsile(inanmayan devletlere, ve hatta dünyanın kendisine bakabilir) demokratiklik donunu üstüne geçirmiş. Biz bu dona dengeli iletişim diye yorum katsak mesela şimdi, demokrasinin esamesi okundu mu, yok.

Yani özetle; bir ast bir üstle konuşurken ast-üst ilişkisi varolduğu için herkes en açık haliyle konuşamaz. İletişimde denge olmaz, açıklık olmaz. Sağlıklı letişim isteyen, üstünde tek don olmasının makbul olduğunu bilerek üst olma donunu çıkaracaktır. Ancak o zaman demokrasi donu yakışır. İletişim sağlıklılaşır. Zaten üstün üstlüğünden sıyrılabildiği durumda astın altlıktan kurtulması teferruat kalır, basitleşir, kolaylaşır.


20 Nisan 2007 Cuma

Tanımak, tanışmak Anlamak, algılamak


Tanımak neden iyi birşey oluyormuş ki. Tanımak iyidir sanrısına kapılınca insan, tanımaya çalışıyor. Hani yani tanıması gerekmese, doğal akışta yabancı kalacak olsa bile didikliyor. Denge bozuluyor yine. Çünkü müdahale edilmemiş akışta gelişecek olan iletişim çapa ile açılmış arkta akmaya zorlanıyor. E didiklersen de kurt, böcek ne varsa ortaya çıkıyor.
Anlamak demek insanın, gördüklerini kendi algı pencerelerine oturtması demek. Anladığımızı sandığımız şey aslında karşımızdakini kendi kutularımıza sığacak şekilde tepiklediğimiz bir çalışma demek. (accomodation, assimilation)

İnsan insanı anlayamaz.

Anlamaya çalıştıkça (ve aslında bunda başarısız oldukça) karşısındakini kalıplara sokar. Böylelikle işin olduğuna inandırır kendisini. Ama yaptığı karşısındakini başka birşey haline getirmektir. He belki tadını kaçırmaktır. Anlamak ile kabullenmek(olduğu gibi kabul etmek) düşman kardeşler midir.

İnsanlar birbirlerini ne kadar tanırlar.
Eğer tanıyıp tanımadıklarını sorgularlarsa hangi sihri bozarlar.
Anlamak, incelemek, didiklemek fani dünya silahları değil midir.
Yabancı kalıp, farklı durmak neden kötü olsun.


Hem, açtığınız arkı bayır aşağı açtığınıza emin misiniz.


29 Mart 2007 Perşembe

Aracın mesul olması yanılsaması


Len, iletişim sınıfı, tırsmadın di mi ben yokken. Korkma, seni de sessiz sessiz okuyanlar var.


Bu sınıfa yazacak şeylerin kökü kurumaz aslında da biz oturup da zaman ayıramadık bir türlü, ama heyhat, konular didiklediğim yazıların arasında buluyor zaten beni. İsterseniz bu yazımıza ilham olan mirzabey'in şu yazısını okuyalım da bir gelelim geri.

Geldiniz mi.

Hemen sonda söyleyeceğimizi başta alıntılayarak söyleyelim; "trafik canavarı yok, enflasyon yok, insanlar var" yani bu denilenler varlarsa da bunlar sonuç, evet bizim yaptığımız ya da yapmadığımız şeylerin sonuçları onlar. İletişim kazaları da aynen öyle. Kaza oluyor ve o kazaları yapanlar var, onlar da biziz.

İletişimde kaynak ile hedef esas olanlardır. Ortam, kodlama, dil, vb. eğer öntanımlı ve sabit değillerse kaynak ve hedefin uzlaşmasına bağımlı oldukları için de günah keçisi olamazlar evet.

Bağlam'ı da kaynak ile hedef ortak tarihleri ile oluşturduklarına göre... daha ne. İletişim kazasını da biz yaparız yani. Ve yine yani, hangi pencerede, hangi perdenin arkasında olsak da, kendi kendimize olsak da yüzü kızaran ya da en azından mahçup olan biz oluyoruz.

Günümüzün insanı şu mahçubiyetleri ve üzülmeleri ya da ezilmeleri -her neyse- artık karşısındaki ile paylaşamaz olduğu için mi daha yoğun grilerin arasında boğuluyor acep.

Not: Sana okumadan gelme demedim mi kardeşim, niye laf dinlemiyosun ki :)
Not2: Evet bağlam, balgam değil.


18 Aralık 2006 Pazartesi

Niye Dedi


Bu sınıfta elle tutulur yaptığımız bir şey ne ile nasıl'ı kapıştırmak oldu. Biraz önce fikrim geldi, bu işin bu kadar basit olmadığını farkeden çakralarım açıldı.

Karşınızda biri var, konuşuyor. Dert ettiğiniz şeylere bir bakalım:
  • "Ne dedi şimdi bu": Bana ne anlatıyor, ben ne anladım.
  • "Nasıl dedi": Suratını ekşitti mi, telefonla mı dedi, skype'da mı dedi.
Bunları biliyoruz, ağır aksak irdeledik geçmiş yazılarda biraz. Bugün aklıma pörtleyen şey ise "niye dedi" kısmı. Bunu dedi ama, derken gizli amacı neydi, ne anlamamı istedi. Hangi derdini aktarmak istedi bana. Laflarının altında yatan satır arası cümleler nedir. Bunları derken ne sokuşturuyordu, nereye ulaşmak için bu cümleyi kurdu, ben ne anlamalıyım aslında.

Hedefin ne dediği ile nasıl dediğine bakıp niye dediğini anlamaya çalışarak geçiyor iletişim hayatımız.


Not: Bu yazı, çaktırmasa da bir devam yazısıdır. Lütfen ihtiyaç duyulan kavram tanımları için geçmiş iletişim sınıfı yazılarına bakınız.



10 Kasım 2006 Cuma

Ne demek istiyoruz


İletişim sınıfına eklenen yazılar pek bir az sayıda kaldı diğer sınıfları gözönüne alınca, biliyorum.
Ama bu konu her aklımıza geleni yazabileceğimiz bir durumda değil malesef. Aktarım ve paylaşım kalitesi çok önemli. Diğer yazılarını kabadan mı sallıyorsun peki o zaman birader diyebilirsiniz, onu demek istemediğimi biliyorsunuz. Ha hala diğerlerimizi öyle değerlendirirseniz, saygı duyarım .

Biraz daha düyüdüğümde, bu sınıfa ontolojik semantik okuyup gelmeyi ve bu dala bina edilecek bir iki cümle karalamayı planlıyorum. Ama biraz daha büyüdüğümde. Şu anda buna kilom yetmeyecek.
Saygılar.


Esinlendirici bağ : http://blog.hakia.com/?cat=1

2 Kasım 2006 Perşembe

düdük


Ey ilham bitleri, buyrun bakalım. Var mı diyecek birşeyiniz...

iletişim, kaynak, hedef, ileti, dil
iletinin ne içerdiği, iletinin nasıl taşındığı
kaynak hedefe ne anlatmak istiyor, kaynak hedefe bunu nasıl anlatmak istiyor
içerik , kullanılan dil
anlam kaybolmasın.
züleyla nasıl önemlidir demiş. gökhan, ne önemli ama nasıla bağlı demiş.
züleyla günlük iletişim dili açısından bakıyormuş, ondan nasıl diyormuş..
dil ne anlattığımızı etkileyen bir nasıl'dır.


Bu sınıfta daha önce yaptığımız kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde ellisi iletişimde aktarılan iletinin nasıl aktarıldığı neyin(hangi içeriğin) aktarıldığından daha önemlidir demişler. Bu araştırmada çok değerli katkılar alınmış, bunlardan birinde aktarılan içeriğin değerinin o içeriğin nasıl aktarıldığına çok bağlı olduğu belirtilmiş.
.
.
Yok yazamıyorum, desteğe ya da daha güçlü motivasyona ihtiyacım var.

28 Eylül 2006 Perşembe

İletişimde dil - dolaylı yol



Bu yazı dizisinin gideceği yer aslında bilgi ve iletişim teknolojileri dünyasıdır. Fakat bu sefer bir virgül koyarak gündelik hayattan ve bu hayatta kullanılan dilden, bu dilin kullanıldığı aktarım ortamından bahsetmeye çalışacağım.

Yazarken tamamen şahsi değerlendirmelerimi ortaya koyuyorum. Bunların herhangi bir akademik ya da genel kanı tarafından onaylanmışlığı olmayabilir. Hatta bu bireysel değerlendirmeler konunun uzmanına denkgelirse pek de komik olabilir. Örneğin Direkler sınıfında kafamı didikleyen güç paradigmasını sosyolog bir arkadaşım gördüğünde "Sosyolojinin ana konusuna takılmışsın, güç, power işte" deyip bana bakışı ilginçti. Yani "ohoo, kolay gelsin" ya da "sen daha çok ekmek yemelisin" der gibi. --Selin, kızma, takılma.-- Tabi bu benim kişisel kaşıntılarımı yazıya dökmemin önünde engel değil, sadece bireysel değerlendirme yapıyorum, geneli bağlamaz, demek istiyorum.

Anlaşılacağı üzere pek dertlendim gece gece ya da sabah, uzun girizgahın sebebi budur.

En doğal iletişim, karşılıklı konuşmaktır diyorum. Hatta araştırılırsa bu konuşma sırasında söylenenlerin toplam anlamda düşük yüzde tuttuğu, mimiklerin, duyguların ve benzeri birçok şeyin asli anlatıcılar olduğu görülecek. Kaynak gösteremiyorum ama aklımda böyle birşeyler var ve tamamen katılıyorum bu fikre.

Dolayısı ile, dolaylı yollarla iletişim kurdukça bu anlam katıcılardan törpülemeye başlıyoruz. Kullandığımız yol, ortam, malzeme değiştikçe de kaynaktan hedefe giden veri anlam kaybına uğruyor. Yüzyüze iletişimde konuşuruz, konuşurken söylediklerimiz ve o söylediklerimizi nasıl söylediğimizi anlatan ses değişimlerimiz, vurgularımız vardır. Ses ve mimiklerimiz vardır yine başka anlatım kanalları olarak.

Atıyorum skype ile görüntülü iletişim kurarsak, karşıdaki kolumuzun kırık olduğunu görerek sesimizdeki bezgin tınıların sebebinin konuşmak istememekten değil, yaşadığımız acıdan kaynaklandığını bilecek ve herhangi bir yanlış anlama olmayacaktır. Sadece ses iletişimi kursak ya biz böyle bir olasılın mümkün olduğunu yakalayıp ek açıklama yapmalıyız, ya karşı açıkça böyle birşey hissettiğini söyleyip içten bir şekilde sebep sormalıdır. Aksi durumda, insan eksik görüntüyü, eksik sesi çok hızlı ve güçlü bir şekilde tamamlama yetisine sahip olduğu için bulmacanın eksik parçalarını kendi içinde doldurup -belki- tamamen farklı bir iç bağlama ulaşacaktır.


Peki iletişim kurarken sesimizi de görüntümüzü de hedefe taşıyamıyorsak, iletişimi yazılı gerçekleştiriyorsak ne olacak. Yukarıda yazdığımız gibi, amaçtan daha fazla uzaklaşılacak, işin aslına ulaşmak için yan açıklama gereği iyice artacak. Anlam kayıpları artacak.

İşin başka bir tarafı da bağlam konusu. Yüzyüze iletişimde bağlam çoğunlukla bellidir ve iki tarafta(kaynak ve hedef) dengeli olarak oluşur. Şu anda tanımını tam yapamamakla birlikte, karşılıklı bağlam dengesizliği oluşmaz. Bunun sebebi çoğunlukla gerçek zamanlı olarak iletişim kuruluyor olmasındandır. Eğer gerçek zamanlı yüzyüze iletişimi yazılı dünyada modellersek başımıza çok daha fazla sıkıntı açacağımız ortadadır. Altedilmesi gereken birçok sorun ortaya çıkacak, biz de bunlara çözüm bulabilmek için asli amaçtan uzaklaşıp yan açıklamalar yapmak durumunda kalacağız, içeriğe müdahaleler edeceğiz. Bir kere görüntü yok. Duygularımızı ifade biçimi olan jest, mimikleri yazı içinde muhtelif işaretlerle(  :) :( :D ;) vb. ) anlatmaya çalışacağız. Vurgu modellemek için yazının altını, üstünü çizeceğiz, italik yazacağız, koyu yazacağız, büyük yazacağız, küçük yazacağız. Bu kadar uğraşmaya rağmen bu birebir yerine kullanmaların her okuyucuda aynı algıyı üretmesi için elimizden gelen sadece ummak olacak. Zaman farklı / asenkron iletişim için ise pek söylenebilecek birşey yok. İletişimin eş zamanlı olmadığını sadece gösterebiliriz, bunun götürülerini algılamak ve ona göre toplam iletişimi değerlendirmek tarafların insiyatiflerinde olacaktır. zaman bağımsız iletişimin bağlamın dağılmasına sebep olduğu da aşikar.

Kendime sonuç:

Basit anlamda dilin, hangi ortamda kullanıldığına bağlı olarak, etkisi çok değişken olabilir.
Doğal olandan yapay olana doğru ilerledikçe amaçtan da uzaklaşılır.
Yapay iletişimde kullanılan malzemenin mümkün olduğunca gerçeğe benzemesi gerekir.
Yazı gibi dolaylı iletişim yolları bu sorunlara rağmen kullanılmak zorunda, bu nedenle de olası sorunları/kazaları ortadan kaldırabilecek geniş ve anlatıcı içerik erinmeden üretilebilmeli ve iki tarafta da bu yan anlatıcılara sabır gösterilebilmelidir.
İçeriğin önemi arttıkça daha problemsiz iletişim yolları seçilmeli, doğal iletişime(eş zamanlı, sabırlı, yüzyüze vb.) doğru kayılmalıdır.


15 Eylül 2006 Cuma

İletişimde dil - 2


Asıl derdimiz bir iletiyi kaynaktan hedefe aktarmak. Kodlarken iyi bir dil kullanırsak verimli hat kullanırız, kötü bir dil kullanırsak verimsiz olur. Başka ne olur, iyi dilde rahat anlaşılırız, kodlama, çözme kolay olur. Kötü dilde zor anlaşırız, yanlış anlaşırız ya da belki anlaşamayız.

Bunları yazdıkça iletişimde dilin önemini ve tanımını ortaya çıkarıyoruz biraz.

Öyle iki dil düşünün ki aynı anlama ulaşmak için birisi 3 saat kodlama/çözme gerektiriyor ve iletinin kodlanmış hali 10 kilo tutuyor. İkincisi 5 saat kodlama/çözme gerektiriyor ve 20 kilo tutuyor aynı iletinin kodlanmış hali.

E aynı anlama ( ne ) ulaştık , peki aynı kalitede yoldan ( nasıl ) mı ulaştık. 10 kiloluk varken 20 kiloluğa bakar mıyız.

İkisi de 3 saat süren ve 10 kiloluk kod çıkaran iki farklı dil olur mu aynı anlam için. Aynı anlamı çıkaracak olsalar aynı dil olmazlar mı.

Buraya kadar iyiydi de, 5 saat süren kodlama anlamı da bozuyorsa ne yaparsınız, alıp yere mi çalarsınız, milyonlarca bilgisayara mı kurarsınız.

Hadi bugün de buraya kadar olsun.


12 Ağustos 2006 Cumartesi

İletişimde dil - (Hırs yaptım)


İletişim kategorimize pek dikkat etmediğimizi, onu pek bir boşladığımızı farkettik. Baksanıza Zuleyla arkadaşımızın cesaret verici ve devam getirmemiz için bizi hırslandıran yorumunu bile farketmemişiz. Bunda Gökhan'ın da suçu var biraz, hafif şeyler yaz dediği için. Suçu dağıttıktan sonra işimize bakalım:

Zuleyla'nın ilk iletişim yazısına yazdığı yorumda da ipuçları olan kodlama, işaret gibi akademik kavramları gündelik anlamlara taşımaya çalışırsak, iletişimde kaynaktan hedefe iletişim ortamı içinde giden iletinin görüntüsel/şematik/görsel/sözdizimsel/fiziksel? özellikleri olmakla birlikte bir de anlamsal/semantik/tinsel? özellikleri vardır. Zarf ile mazruf gibi, nasıl anlattığımız ile ne anlattığımız gibi... Çok dağıtıyor muyuz bilmiyorum ama şematik özellik derken iletinin kodlandığı dilden bahsediyoruz biraz. Semantik özellik derken de kaynağın hedefe ne anlatmak istediğinden bahsediyoruz.

Bu noktada bir anket yapsak, nasıl mı daha önemlidir sizce, ne mi daha önemlidir? desek... Neyse okuyan kendi düşünsün.

Benim tepkim tabii ki anlamın sönük kalmasına. Dillerin güçlüsü ve güçsüzü vardır kuşkusuz, ama  kaynağın hedefe aktarmak istediği anlamın aktarılabilir olmasındaki dilin çeşidinin etkisi ne oranda olabilir en fazla. Vasat bir dil kullanmak aktarımı ne kadar tehlikeye atar. Aktarılacak anlamı korumak adına güçlü bir dil kullanmak için uğraşmak nasıl bir kayıp yaratır. Mesala dilde oluşacak karmaşa yükü bir çeşit tehdit midir.

Şu konumuzun problem evreni olarak sadece Bilgi ve iletişim dünyasının matematiksel kodlama, sinyalleşme, ağ teknolojileri gibi başlıklarına sınırlandırmak istemiyorum. Döneceğim nokta orası olacak fakat dikkat edilirse aktarmaya çalıştığımız konu çok kolayca sosyal bilimler dünyasına da taşınabilir. İlk makalede teknoloji kullanarak aile ile iletişim kurmak örneklenmişti hatırlarsak.

Bu yazı burada dursun... kafamı toplayamıyorum şimdi.

Saygılar.



25 Temmuz 2006 Salı

İletişime Giriyoruz


Günümüzün dünyasında kimse tüm ihtiyaçlarını kendi karşılamıyor, belki önceden de böyle idi ancak şu vakitlerde hayatımızı idame ettirebilmek için birbirimize kati surette muhtacız. Yaşama şekillerimiz, mesleki yetilerimiz, üretime katkılarımızın iyice özelleşmesi bizi birbirimize bağımlı hale getirdi. Bu durum başlıbaşına bir inceleme konusu aslında. Bugünün insanının nasıl bu kadar birbirine bağımlı iken bu kadar bireyselleşebildiğine dair belki bir vakit, birşeyler yazarız.

Bu giriş paragrafındaki derdim iletişime olan ihtiyacımızın gerekçesini bulmak idi. Biz birbirimize ihtiyaç duydukça derdimizi karşımızdakine anlatmak zorunda kalıyoruz. Eh iletişiyoruz yani. O karşıya göndermeye çalıştığımız derdimiz de ileti oluyor. Biz ve karşımız taraflar oluyoruz. Klasik anlatımla bir tanım daha var ki o da iletim ortamı oluyor. Yani iletinin aktığı yol. Örnek vermeye çok gerek var mı bilmiyorum ama; ben ailemle pazar günleri skype ile o haftanın olaylarını konuşuyorum.

Toplamak gerekirse; taraflar arasında ortamı kullanarak ileti aktarımına iletişim, diyebiliriz basitçe.

Aslında, basit olmayan bir çok konu var bu tanımın içinde. Şu sorulara bir bakın:
  • taraflar birbirlerini anlıyor mu? (Aynı dili mi konuşuyorlar? )
  • taraflar aynı ortamdalar mı?
  • taraflar birbirlerine doğrudan bağlılar mı yoksa ara taşıyıcılar var mı? ( Mahalle dedikoducuları )
  • ortam iletiyi bozabilir mi? ( Kulaktan kulağa )
Bu sorularla problem evreninin birazının sınırlarını çizmiş olalım. Bizim bu konuların hepsini kapsayacak halimiz yok tabi. Bu yazı buraya kadar giriş yapmış olsun. Bu sınıftaki yazılarla kendimize göre bir yol tutup konunun bir ucundan girmeyi planlıyoruz. Dil kavramına bir baktıktan sonra ufak ufak başlarız.

Saygılar