Kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2009 Çarşamba

Mutluluk ve Hırs ya da Başarı

Bir süredir sözlere bakmıyorduk, uğrayalım bakalım:

mutluluk -ğu
isim

Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik:
"Hele bir de birkaç sünger bulabilse artık mutluluğunun sınırı olmayacaktı."- Halikarnas Balıkçısı.

hırs
isim Arapça §ir¹

1 . Sonu gelmeyen istek, aşırı tutku:
"Para hırsı. Şöhret hırsı."- .
2 . Öfke, kızgınlık:
"Hırsımdan bazılarına tablomu bedava verdim, alın, götürün diye bağırdım."- H. C. Yalçın.

başarı
isim

Başarma işi, muvaffakiyet:
"Bu başarı, onu garip bir yolda boşluk ve yalnızlık içinde bırakmıştı."- H. E. Adıvar.


Konu karışık değil. Mutluluğu küçük şeylerde arayanların durumu ile kocaman şeylere endeksleyenlerin durumunu düşündüm. Hangisi tercih edilmeli. Neyle mutlu olmalı insan. Hırsla saldıran, hedeflerini yüksek tutan belki zorlanır, mutluluğa erişmesi uzun sürer. Ama küçük şeylere tamah edenlerin de tadı tuzu olmaz pek. Çiçek böcek, orman ne güzel tadında gezer. Hangisi iyi acaba, ya da iyisi var mı. Biri başarıyı hedef koymaz, hatta başarısız bile olur. Ötekisi başarılı olmak zorundadır, başarıya mahkumdur. Birisi sıkıcılık balçığında iken, ötekisi ayazı bol uçurumdadır.

Yoksa mutluluğu çok kurcalamamak mı lazımdır. Sebepsiz oluvermek mi gerekir, mümkün müdür.

Bi de; çekirdek gönüle iyi gelmiyormuş. Çok çitlememek gerekirmiş.

2 Mart 2009 Pazartesi

Gündem sözleri

Uzun süredir ilgilenmediğim bu sınıfa gündemde kaşıntı yaratan konular sayesinde yeniden uğruyorum. Derseniz ki ne sınıfı, eski blog derim, TDK derim, sözler derim. Uyuzluk mevzusu ise politikacılar tarafından kavramların içlerinin boşaltılması, içlerine kendi gayelerine uygun saçma anlamların doldurulması, laf enflasyonu yaşanması ile ilgili. Delirtiyorlar ezber bozduklarında, değişime direniyoruz diye tenkit ettiklerinde vb.
Sen kimsin de benim dilimi sündürüp bana çeviriyorsun, laf godoşu!

değişim
isim

1 . Bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü:
"Bu müsamere günündeki selamlama süresince bedenimde bir değişim olmuştu."- A. Ağaoğlu.
2 . Para aracılığı olmaksızın, bir nesnenin dolaysız olarak bir başka nesne ile değiştirilmesi, değiş, değişme, değiş tokuş, takas, mübadele, trampa, trok.
3 . biyoloji Yeni döllerin atalarına tıpatıp benzememesini sağlayan özelliklerin tümü, varyasyon.
4 . denizcilik Rüzgârın yön değiştirmesi.
5 . matematik Bir niceliğin birbirinden ayrı değerler alması veya böyle iki değer arasındaki ayrım.

dönüşüm
isim

1 . Olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, tahavvül, inkılap, transformasyon:
"Alfabe dönüşümü halkın okumayı kolay sökmesi içindi."- N. Cumalı.
2 . biyoloji Görevinin değişikliğe uğraması yüzünden bir organda ortaya çıkan değişme.
3 . ruh bilimi Bilinçaltına itilmiş bir duygu veya isteğin, karşıtı görünümünde veya başka bir biçimde bilince yükselmesi, transformasyon.

gelişim
isim

1 . Gelişme işi.
2 . Serpilip büyüme.
3 . İlerleme, inkişaf, tekâmül.
4 . tiyatro Aksiyon.

idame
isim, eskimiş (ida:me) Arapça id¥me

Sürdürme, devam ettirme.

idare
isim (ida:re) Arapça id¥re

1 . Yönetme, yönetim, çekip çevirme.
2 . Ülke işlerinin yürütülmesi, kamuya ilişkin hizmetlerin bütünü.
3 . Bir kurum veya kuruluşun yönetildiği yer veya makam:
"Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanım'ın Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı."- H. Taner.
4 . Bir kurumun işlerini yürüten kurul:
"Gazete idaresi tarafından zarf kazara açılmış."- P. Safa.
5 . Tutum:
"Birdenbire, elindeki suyu günlerce idareye mecbur bir kazazede hâline geldim."- N. F. Kısakürek.
6 . İdare kandili veya lambası.
7 . Hoş görme, göz yumma.
8 . Yetinme:
"Bu son hatıralarla sonuna kadar idareye çalışıyorum."- S. F. Abasıyanık.


Not: Tanımlar her zamanki gibi www.tdk.gov.tr adresindeki Güncel Türkçe Sözlük'ten.

1 Şubat 2008 Cuma

Gündem dışı

uzlaşmak
(nsz)

    Aralarındaki
düşünce veya çıkar ayrılığını, karşılıklı ödünlerle kaldırarak uyuşmak,
karşılıklı anlaşmak ve mutabık kalmak, antant kalmak:
       "O vakit politika ile mücerret ilmi birbiriyle gayet kolay uzlaşır şeyler sanıyordum."- R. N. Güntekin.




çatışmak
(nsz, -le)

1 .     Birbirine çatmak veya çatılmak:
       "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı."- Y. Kemal.
2 .     Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak.
3 .     Karşılıklı vuruşmak.
4 .     Kavga etmek.
5 .     Deve ve köpek çiftleşmek.


çelişmek
(nsz, -le)

    Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirlerine ters düşmek, tutarsız olmak, mütenakız olmak.


çekişmek
(nsz, -le)

1 .     İki yönünden karşılıklı çekmek:
       "Halat çekişmek."- .
2 .     Bir şeyi birbirine karşı çekmek:
       "Bıçak çekişmek."- .
3 .     Aralarında ad, niyet, kâğıt veya piyango çekmek:
       "Kura çekiştiler."- .
4 .   mecaz  Ağız kavgası etmek:
       "Seninle çekişmek lazım, büyük hareketlerin manasını anlamıyorsun."- P. Safa.
5 .   mecaz  Üstün gelmek için karşılıklı çabalamak:
       "Takımımız birincilik için çekişiyor."- .


ve ayrıca

ödün
isim

    Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme, ödünleme, ivaz, taviz:
       "Kalabalığa verilen her ödün, verenleri kendi benliğinden, kişiliğinden uzaklaştırıyor."- N. Cumalı.


ivaz
isim, eskimiş Arapça ¤ivaø

1 .     Ödün.
2 .    hukuk  Edim.
3 .     Karşılık:
       "Bugün canım yolda koyam, yarın ivazın veresin."- Yunus Emre.




Not1: Tanımlar tdk.gov.tr'den.
Not2: Bi de: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=haci+ivaz+pasa

10 Ocak 2008 Perşembe

Tarafsız mavi klozet


Akşam geçtim karşısına klozetin, bakışıyoruz. Ben ona kara kara bakıyorum, o bana mavi mavi. Klozetimin maviliği içinde kayboluyorum. Düşüncelere dalıyorum.

Hatta komik belki ama daldığım düşünceler Hacıbaba baklavaları ile başlıyor. Bakın nerelere kadar gidecek.

seçmek -er
(-i)

1 .     Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak:
       "Ben bu kitabı seçtim."- .
2 .     Birine oy vererek bir göreve getirmek:
       "Biz sizi başkanlığa seçtik."- .
3 .     Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek:
       "Benim ne akla hizmet edip de Almanca muallimliğini seçtiğime şaşıp şaşıp kalıyordu."- H. Taner.
4 .     Ne olduğunu anlamak, fark etmek:
       "Sizler gezip tozmakta hür olduğunuz hâlde insan zekâsı ile bir adım ilerisini seçemiyorsunuz, sezemiyorsunuz."- R. H. Karay.
5 .     Farklı görmek, üstün görmek.
6 .     Tercihini bir yönde kullanmak.
7 .   (nsz)  Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek:
       "O yemek seçer, her şeyi yemez."- .


taraf
isim Arapça µaraf

1 .     Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri:
       "Dört tarafı kesme billur kapaklı bir eski saat..."- R. H. Karay.
2 .     Yön, yan, doğrultu:
       "Deniz tarafındaki çayırdan bir sürü koyun geçiyor."- M. Ş. Esendal.
3 .     Yöre, yer:
       "Üsküdar tarafındaki evlerin camları kor gibi parlıyordu."- H. Taner.
4 .     İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri:
       "Karşı tarafın adamları."- .
5 .     Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi:
       "Baba tarafı zengin."- .
6 .     Bir şeyin belli bölümü, kısmı:
       "Tiyatronun ön tarafı konuklara ayrıldı."- .

Atasözü, deyim ve birleşik fiiller

(birinden) tarafa olmak (veya çıkmak) taraf gözetmek taraf tutmak (veya çıkmak veya olmak)


karar
isim (kara:rı) Arapça ®ar¥r

1 .     Bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı:
       "Kararımı biradere pek güçlükle kabul ettirdim."- R. N. Güntekin.
2 .    hukuk  Herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm:
       "Yargıç kararı."- .
3 .     Bu yargıyı bildiren belge:
       "Mahkeme kararını aldı."- .
4 .     Değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik.
5 .     Değişmez olma:
       "Havanın hiç kararı yok."- .
6 .     Tam ölçüsünde, ne az ne çok:
       "Yemeğin tuzu karar."- .
7 .    müzik  Türk müziğinde, taksim yaparken ana makama dönüş.

Atasözü, deyim ve birleşik fiiller

karara bağlamak karara kalmak karar almak karar altına almak
karara varmak (bir şeyde) karar bulmak kararında bırakmak
karar kılmak karar vermek


savunmak
(-i)

1 .     Herhangi bir saldırıya karşı koymak, saldırıya karşı korumak, müdafaa etmek.
2 .     Hareket veya düşünceyi söz ve yazı ile doğru, haklı göstermeye çalışmak.
3 .     Yapılan bir suçlamaya veya ithama karşı kendi haklı gösterecek sebepler ileri sürmek.
4 .     Bir kişiyi desteklemek, ona arka çıkmak.
5 .    spor  Futbolda bir takım kendi kalesini korumak için oyun süresince çaba göstermek.




Biz bazı fikirleri savunurken, başkalarını o konularda ikna edip aynı tarafa çekmeye çalışırken ne kadar taraflıyız, tarafsızız. Hadi başkalarına gerek yok, kendi başımızayken, aldığımız bazı kararları ne kadar inceleyerek alırız acaba. Yani ne kadar sağını solunu, altını üstünü tartarız. Yoksa tartmaz mıyız, sadece taraf olarak mı seçeriz.
Seçmek ne kadar tarafsızdır.
Kararlar hep seçim midir, seçmeden karar alınabilir mi.
Yani bir konunun olası her yönünü değilse de, yeterince karşıt yönlerini inceler miyiz genelde. Yoksa tadı hoş gelen bi yönün ucundan tutup üstümüze geçiriverir miyiz. Sonra da bak, bu mor, ne kadar yakıştı, sana da yakışır mı deriz. Bunun, kocakarı ilacını evde fabrikasyon üretmekten ne farkı vardır.

Ben uzun süredir seyrek yazar oldum, az yazmamın sebebi de biraz bu. Bir fikir var belki aklımda, ama diyorum ki bu kadarıyla ahkam kesersem kesin hata yaparım. Konuyu iyi kapsayamam. İnsanları yanlış yönlendirebilirim, yönlendirmesem bile yanlış yapmış olurum diyorum, yutuyorum. E madem dert bu, en iyisi derdi yazmak dedim. Böyle. Bu da fikir yazısının kendi kendini didikleme yazısı olsun.

Not: Mavi gözlü klozet mi, o sonra. Söz verdiğim bok püsür yazısında irdelenecek.
Not2: Tanımlar yine www.tdk.gov.tr'den.


26 Ekim 2007 Cuma

Karışık ve toparlanamamış


şevk
isim Arapça şev®

1 .     İstek, heves:
       "Bütün gençlik heyecanlarımızın, şevklerimizin, çabalarımızın mesnedi olan ve adına Atatürk ilkeleri dediğimiz inançlar..."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 .     Sevinç, neşe:
       "Çiftlik yine, sabah oluyormuş gibi şevkini kaybetmeyen bir aydınlık içinde..."- R. H. Karay.



heves
isim Arapça heves

1 .     İstek, eğilim, arzu, şevk:
       "Küçüklüğünden beri bütün hevesi bahriyede idi."- H. Taner.
2 .     Gelip geçici istek:
       "Yoksa ona karşı geçici bir heves mi duyuyor."- P. Safa.


inanç -cı
isim

1 .     Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma:
       "Otuz yıl boyu, Türk tiyatrosunun, Türk oyunları ile kalkınacağına inancını bir gün yitirmedi."- H. Taner.
2 .     Birine duyulan güven, inanma duygusu.
3 .     İnanılan şey, görüş, öğreti:
       "Kendi getirdikleri inançtan başka her şeye kapalıdır zevkleri."- N. Ataç.
4 .    din b. (***)  Tanrı'ya, bir dine inanma, akide, iman, itikat:
       "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir."- Anayasa.



güven
isim

1 .     Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat:
       "... Bakanlar Kurulunun güven isteği, bir tam gün geçtikten sonra oylanır."- Anayasa.
2 .     Yüreklilik, cesaret.



gücenmek
(nsz, -e)

    Birinin beklenilmeyen bir davranışı veya sözü karşısında kırgınlık duymak, kırılmak:
       "Kendisine uygulanan bu tavırdan ne darılmıştı ne gücenmişti."- N. Araz.



Not: Tanımlar Tdk sözlüğünden.

26 Eylül 2007 Çarşamba

Arhavi'li İsmail


aguş
isim, eskimiş (a:gu:şu) Farsça ¥¦°ş

    Kucak:
       "Seniha'ya sarıldı, aguşuna alıp onu tekrar şımarttı."- E. E. Talu.


taka
isim, denizcilik (ta'ka)

1 .     Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi:
       "Taka ile deniz yolculuğunun nasıl geçtiğini anlatmayacağım."- E. E. Talu.
2 .   mecaz  Bozuk, zor çalışan veya eski kara taşıtları için kulanılan bir söz.


mendeve sözü bulunamadı.

kerempe
isim, coğrafya

1 .     Denize doğru uzanan taşlık burun.
2 .     Dağın en yüksek yeri.


emanet
isim (ema:net) Arapça em¥net

1 .     Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb., inam, vedia:
       "Emaneti olanlar burada her vakit bunlarla ilgilenecek bir çırak bulurlar."- S. Birsel.
2 .     Bir kimse ile birine gönderilen şey:
       "İstanbul'dan getirdiğim emanetinizi akşam benden alınız."- .
3 .     Eşyanın ücret karşılığı geçici bir süre bırakıldığı yer.
4 .     Can, ruh:
       "Allah emanetini alsın da kurtulayım."- .


patalya
isim, denizcilik (pata'lya) İtalyanca battella

    Her iki küreği bir kişi tarafından çekilen, birden üç çifteye kadar savaş gemisi sandalı.


fotika sözü bulunamadı.

akıbet
isim (a:kıbet) Arapça ¤¥®ibet

1 .     Bir iş veya durumun sonu, sonuç:
       "Sen akıbetini pek hak etmemişe benziyorsun."- R. N. Güntekin.
2 .   zarf  Sonunda, önünde sonunda:
       "Akıbet, iş düzelecek."- .



Not: Tanımlar tdk.gov.tr'deki Güncel Türkçe Sözlük'ten.

8 Eylül 2007 Cumartesi

Mevsimsel çağrışımlar

zemheri

isim Arapça zemher³r

    Kara kış.


Birleşik Sözler


zemheri zürefası      





güz

isim


1 .     Sonbahar.
2 .    gök bilimi  22 Eylül ile 21 Aralık arasındaki mevsim:
       "Mevsim güzdü, bol üzüm ve incir vakti idi."- O. C. Kaygılı.


Birleşik Sözler


güz çiğdemi güz dönemi güz noktası ilkgüz








maraza

isim, halk ağzında Arapça maraøa

1 .     Hastalık.
2 .     Anlaşmazlık, çekişme, kavga.


Atasözü, deyim ve birleşik fiiller



maraza aramak maraza çıkarmak  






garaz

isim Arapça ¦araø

1 .     Hedef, amaç, maksat.
2 .     Birine karşı güdülen kötülük etme isteği, kin:
       "Bağnaz, şu yahut bu düşünceye değil, düşünen kişiye, düşünmeye garazdır."- N. Ataç.


Atasözü, deyim ve birleşik fiiller



garaz bağlamak (birine) garazı olmak  




gazel (I)

isim, edebiyat Arapça ¦azel

1 .     Divan
edebiyatında beş ile on beş beyit arasında değişen, ilk beytinin
dizeleri birbiriyle, sonraki beyitlerinin ikinci dizeleri birinci
beyitle uyaklı, genellikle lirik konularda yazılan nazım biçimi:
       "O mecmuadaki gazelleri yüksek sesle okurken eski şiir lehçemizdeki beliğ ve rindane edaların zevkine varıyorum."- Y. K. Beyatlı.
2 .    müzik  Klasik
Türk müziğinde belli bir kurala bağlı olmadan bir kişi tarafından
sazlardan birinin eşliğinde söylenen, söyleyenin ses gücünü
göstermesine de olanak veren müzik eseri:
       "Yanımızdaki vagonda bir gazel başladı."- Y. Z. Ortaç.


Atasözü, deyim ve birleşik fiiller



gazel okumak gazel tutturmak  


Birleşik Sözler


gazel damarı      


gazel (II)
isim, halk ağzında


    Sonbaharda kuruyup dökülen ağaç yaprağı:
       "Coşkun sular gibi akıp durulma / Kuru gazel gibi esip savrulma."- Karacaoğlan.






Not1: Tüm tanımlar www.tdk.gov.tr'den ulaşılan Güncel Türkçe Sözlük'ten.

Not2: Şu an hala acil verilmiş bir kara sonucu olan bir haftalık
tatildeyim. Tatil dedimse para yok, anamın-babamın yanına geldim, evde
yatarım, karpuz gibi büyütürüm kabayı. Tatilde de yazı ekleyesim yoktu.
Bunu karalamış olayım. Ama aklımda birşeyler var yeni. Aha bi dakka...
başka yeni birşeyler daha geldi şimdi. Hehe bekleyin anacım bugün yeni
yazı eklemeye karar verdim şu anda.






29 Ağustos 2007 Çarşamba

Statü, durum, pozisyon, mevki


statü
isim Fransızca statut

1 .     Bir kimsenin, bir kurum veya bir toplum içindeki durumu.
2 .     Kadro bakımından bağlı olduğu durum, pozisyon:
       "Kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri siyasi partilere giremezler."- Anayasa.
3 .     Tüzük.
4 .     Heykel:
       "Köyün evlerinin toprağından yapılmış, canlı, ilkel bir statü düşündüm."- H. E. Adıvar.


durum
isim

1 .     Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon:
       "Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı."- R. N. Güntekin.
2 .     Duruş biçimi, konum.
3 .     Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
4 .    dil bilgisi  Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl:
       "Yalın durum. Belirtme durumu. Kalma durumu."- .


pozisyon
isim Fransızca position

1 .     Bir şeyin, bir kimsenin bir yerde bulunuş durumu, konum.
2 .   mecaz  Bir kimsenin toplumsal durumu.


mevki
isim (mevki:si) Arapça mev®i¤

1 .     Yer, mahal:
       "Gelibolu civarında Akbaş mevkisinde bir cephane deposu vardı."- Atatürk.
2 .     Makam:
       "... senelerce devletin yüksek mevkilerinde bulundu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 .     Bazı ulaşım araçlarında yolculara veya tiyatro, sinema vb. yerlerde seyircilere sağlanan konfora ve bilet ücretlerine göre düzenlenmiş yer:
       "İkinci mevki sıralar oldukça dolmuş, localardan ise ancak bir ikisi tutulmuş."- M. Ş. Esendal.
4 .     Durum:
       "Hey Allah'ım ben ne müşkülatlı bir mevkide kalmışım şimdi."- O. C. Kaygılı.


Not: Tanımlar www.tdk.gov.tr sitesindeki Güncel Türkçe Sözlük'ten.

17 Temmuz 2007 Salı

Çift kişilikli oda


Kelimeler sınıfını açtım ama nasıl birşey olacak bilmiyorum. Plansız, içimden geldiği gibi olacak bu sınıf, nerelere gider bilmem, buyrun...

Çoğunluğunuz klavyelerinizi on parmak kullanıyorsunuzdur sanırım. kişilik yazsanıza bi. Sadece sağ elinizi kullanıyorsunuzdur tahminim. Azıcık hızlı yazın:
kişilk
kişilik
kişilk
kilşişik

Eğer tek harekette hızlıca yazabiliyorsanız, ne kadar hoş bir ahenge sahip bir kelime olduğunu farkedersiniz. Ama yazabiliyor olsanız da, bazen, bazı gerekçelerle, ya da aslında yapabileceğinizden daha hızlı yazmaya çalışırsanız dağılıverdiğini de görürsünüz, kelimenin.
Çok hassas bir kelime bu. Düzgünse çok sağlam ve hoş duruyor, ama öyle kolay da yazılıverebilen birşey de değil.

kişilik -ği
isim

1 .     Bir kimseye özgü belirgin özellik, manevi ve ruhsal niteliklerinin bütünü, şahsiyet:
       "Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir."- Anayasa.
2 .     İnsanlara yakışacak durum ve davranış.
3 .    toplum bilimi  Bireyin toplumsal hayatı içinde edindiği alışkanlıkların ve davranışların bütünü.
4 .   sıfat  Herhangi bir kişi için, herhangi bir kişiye yetecek miktarda olan:
       "Bir kişilik yemek. İki kişilik yer."- .
5 .   sıfat  Herhangi bir sayıda kişiden oluşan:
       "Biz, kadın, kız ve çocuk, on altı kişilik bir kafile olduk."- A. Gündüz.
6 .   halk ağzında  Yabanlık.


yabanlık -ğı
isim

1 .     Bayram gibi önemli günlerde veya konukların yanına çıkarken giyilen yeni giysi, kişilik, adamlık:
       "Yabanlık lacivert entarisi, baş örtüsü, çökük yanaklarıyla annesi kapıda bekliyordu."- H. E. Adıvar.
2 .     Ekilmemiş, işlenmemiş toprak:
       "Benim çocukluğumda buraları hep yabanlıktı."- Halikarnas Balıkçısı.


adamlık -ğı
isim

1 .     İnsanlık:
       "Sen de biraz adamlığın yolunu tutmalısın."- R. N. Güntekin.
2 .     Yabanlık.



Not1: Yazı başlığını turşusuyu'nun şu anda yayında olmayan bir yazısına yaptığım yorumda kullanmıştım, tekrar oldu. Kusuruma bakılmasın.
Not2: Tanımlar www.tdk.gov.tr'den.



9 Temmuz 2007 Pazartesi

insiyatif, inisiyatif; öncelik, evleviyet; sorumluluk; zorunluluk ve zavallı olasılık


inisiyatif
isim Fransızca initiative

1 .     Öncecilik, üstünlük.
2 .     Karar verme yetkisi.
3 .     Gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği.



öncelik -ği
isim

    Bir şeyin öbüründen önce olması durumu, evleviyet, takaddüm.


sorumluluk -ğu
isim

    Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet:
       "Babam bütün sorumluluğu üzerine aldı."- M. Yesari.


zorunluluk -ğu
isim

    Olması gerekme, olduğundan başka olmama, zorunlu olma, mecburiyet, zaruret, ıstırar, zorunluk, olumsallık karşıtı:
       "Bu zorunluluk, başkalarınca savsaklanmış görevi yerine getirmekten doğuyor."- S. Birsel.




ve hepsinin arasında yanlış kararlar...
sonuçları...
ne olacak, hedefini bulan şemsiyenin açılmayacak olması gerçeği.

peki ya:

olabilirlik -ği
isim

    Olasılık, ihtimal:
       "Ölüm, olabilirliklere çekilen kesin bir çizgidir."- T. Uyar.



Not: tüm kelimeler ve tanımlar Türk Dil Kurumu Sitesinden(www.tdk.gov.tr) alınmıştır.