4 Ekim 2006 Çarşamba

Bugün Hafiyelik



Bugün yine biraz hafiyelik yaptım.

Zaman vardı, geçen ay aşık olmaya karar verdiğim bir hanımefendinin izini sürdüm bugün. Elimden geldiğince kabloların içine daldım, bulabildiklerimi çıkardım, koydum önüme. Didik didik ettim, mümkün olabilir gördüm bu işi. Hesap yaptım, kitap yaptım, bi plan bile yaptım ama uzun sürecek gibiydi hedefe ulaşmam. Yarım saat kadar aşık aşık gezdim. Sonra işler yoğunlaştı, geçti.
Devam et çağlar, gel sen yazı yaz biraz.


Baktım, buraları sahiplenmeye başlamışım. Benimmiş gibi gelmeye başladı. Sanal ortamda bir e-posta adresinden ibarettim belli bir süredir. Olan yerler de bu e-posta adresi gibi geçicileşebilir diye düşünmekteyim.
Aslında bakarsanız, bu web günlüğü işi de benzer bir durumda fakat rahatça taşınılabilir gibi görünüyor, biraz çöreklenebilirm sanırım.
Laf ebeliğini bir yana bırakıp sadede gelirsek; blog işini günlük tutmanın biraz ötesinde, kişisel özel yayın alanı olarak algılıyorum, aranıp tarandığımda kendime ait bir kayıt da doğru düzgün gelmediğine göre biraz kişisel tanıtım yazısı yazar gibi yapacağım yakın bir zamanda. Belki zengin belki ünlü ya da hepsini birden olabilirim hı.


blogcu yok, web var, türküler sağolsun ya da Bir Saz Bir Boğaz



Yine dolanırken kayboldum sözlüğün içinde.
Şelpe falan derken aşağıdaki türkü çıktı karşıma
Erdal Erzincan çalıp söylüyor aşağıdakini,

Dünyada tükenmez murat var imiş

dünyada tükenmez murat var imiş var imiş efendim
ne alanı gördüm ne murat gördüm oy oy
ne alanı gördüm ne murat gördüm sevdiğim oy oy

meşakkatin adın murat koymuşlar koymuşlar ey efendim
dünyada ne lezzet ne bir tad gördüm oy oy
dünyada ne lezzet ne bir tad gördüm sevdiğim oy oy

var mıdır dünyaya gelip de kalan de kalan efendim
varıp baştan başa muradın alam oy oy
varıp baştan başa muradın alam sevdiğim oy oy

muradı muaksudu hepsi yalan de yalan efendim
ölümü dünyada hakikat gördüm oy oy
ölümü dünyada hakikat gördüm sevdiğim oy oy

dönüyor bir dolap çarkı belirsiz belirsiz efendim
çağlayan bir su var arkı belirsiz oy oy
çağlayan bir su var arkı belirsiz sevdiğim oy oy

veysel neler satar narhı belirsiz belirsiz efendim
ne müşteri gördüm ne hesap gördüm oy oy
ne müşteri gördüm ne hesap gördüm sevdiğim oy oy

Sonra Çetin Akdeniz buldum biraz,
Üstüne çalanları bilmeden Naz Barı dinledim
Şimdi Orhan baba bağlaması elinde, anlatıyor..
Hah Neşet Ertaş eski kayıt buldum, bunu yazayım...

Halime Kız

Al yanak allanıyor aman al yanak allanıyor
aman sevdikçe ballanıyor aman sevdikçe ballanıyor
O yar çıkmış karşıma aman o yar çıkmış karşıma
Aman kandili sallanıyor aman..
Aman gel bize bazı bazı aman kız ben seni alırım
Aman baban olsa razı razı aman


Şimdi kalsam oynasam kim yazacak...

Halime kız çay aşşa gidiyor
kaşıyının gözü gel gel ediyor
hadi haydı ...
gardaşları yanusıra gidiyor
usul boylarına gurban olayım
sallan da boylarına bakıyım
gerdana liraları takıyım

halimenin çayda buldum izini ? ( giyisini ?) (izini imiş, sağolsun züleyla düzeltti)
aldım yaşmanı öptüm yüzünü
haydı haydı da yüzünü ?
güneş sandım kaşıyınan gözünü
usul boylarına kurban oluyım
sallan da boylarına bakıyım
gerdana liraları takıyım

blogcu cevap vermeye başladı, yetsin bu kadar, daha yazarız.



2 Ekim 2006 Pazartesi

Atlas Dergisi



Hayatımın kişisel dilimlerini en fazla kullanan yazılı içerik Atlas  dergisi.  Beş buçuk senedir aboneyim ve alıp bir kenara sallayamıyorum. Reklamlarının bazıları hariç her satırını okuyorum. Bu nedenle çoğunlukla ayın başında elime aldığım dergi, kitaplığa anca ay sonuna doğru inebiliyor. Bu dergi benim gece başucu dergim.
İçeriğe bakarsak da, Atlas artık coğrafya dergiciliğinin yanında kültür dergiciliği, memleket, insan dergiciliği de yapıyor. Bolca sosyal sorumluluk alıyor. Bundan tabi hoşnut olmayanlar da var anladığım kadarıyla, dikkat edileceği üzere Cemal Gülas da Atlas'ın kurucularındanmış, ve bu değişimden hoşlanmadığı için uzaklaşmış. Adına konuşmamak lazım ama sanki saf coğrafya dergiciliğini geçip, birşeylere taraf olmak takıldıkları şey.
Neyse, ben bu hali sevmekteyim ve rahatsız olana kadar devam edeceğim.

Bu ayın içeriğine kısaca gözatarak biraz da reklam yapalım. Sevenleri, her ay gidip bayiden almak yerine abone olmaya davet de edelim:

Tortum Vadisi - Kusursuz Kıvrımlar
Line Adaları - İnsandan Önce Dünya
Kermanşah - Mucizeler Tekkesi
Samoa Adaları - Okyanustaki Vaha (Hakan Öge 2 yıldır suda. www.hakanoge.com )
Lübnan - Ebedi Yıkım
Ev Teknolojisi - Akıllı Konut
Tiflisten Yuvarlanan Teker (Kars Peyniri)
Amuderya - Mevlananın Doğduğu Coğrafya
vb.

Ek:
(Orta ve ilköğretim için) Dünya Tarih Atlası  (Bu çok güzel olmuş, oturup okumak lazım bunu da)


1 Ekim 2006 Pazar

Simultane Türküler - Eksik


Şu vakit 1.10.2006 20:00 Trt4 Tolga Sağ tek başına çalıp söylüyor...

Ön notlar: nakaratları bu sefer güzel yazamadım.

yüce dağ başının dılo, karı eriyor
gözlerim heryerde dılo, seni arıyor
...
ya ben ağlamayım dılo, kimler ağlasın x 2
şu garip gönlümü dılo, kimler eylesin


yüce dağ başında dılo, yauılan taylar
var mı benim gibi dılo emeği ...
vefasız sevgiliyi kimler neyler
ya ben ağlamayım dılo, kimler ağlasın x 2
şu garip gönlümü dılo, kimler eylesin

*******

mevlam gül diyerek iki göz vermiş, iki göz vermiş
bilmem ağlasam mı ağlamasam mı, ağlamasam mı
dura dura bir sel oldum erenler
bilmem çağlasam mı, çağlamasam mı

yoksulun sırtından doyan doyana, doyan doyana
bunu gören yürek nasıl dayana, nasıl dayana
yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
bilmem söylesem mi, söylemesem mi

mahsuni şerifim dindir acını, dindir acını
bazı acılardan al ilacını, al ilacını
pir sultanlar gibi dar ağacını
bilmem boylasam mı boylamasam mı

*******

şimdi de oynatıyor izleyenleri....

bacacılar yüksek yapar bacayı
şimdiki kızlar kendisi bulur kocayı da karam
ne de güzelsin karam,
altın dişli karam,
sırma saçlı karam
ben sana yandım karam
sen kime yandın karam
hoppan demeye geldim
peynir yemeye geldim
peynir bahane oldu
ben seni görmeye geldim
...
...
---yetişemedim---

evlerine varamadım yandınız
mendilimi ala goydu çallınız da karam
...

yabandan gel kara gözlüm yabandan
güzelim, bir tanem, sevdiğim haydiii

aldım haberini de garip çobandan
sevdiğim, bi danem, yeri
aman yeri yeri
kostak geri yeri.. ?
çapraz geri yeri .. ?
geri yeri yeri .. ?
aman yeri yeri .. ?

kız pınarbaşında testi doldurur
güzelim, bir tanem, sevdiğim, gel gel
testinin kulpuna da şahin kondurur
sevdiğim bi danem geri yeri

*******

hımm, 10. İstanbul Türk Müziği Günleri imiş programın adı, bitti.


Binmeden bisiklet



Görüldüğü üzere Bisikletle sınıfındaki yazı adedimiz gülünç durumda. Bunun sebebi biraz uyuşukluk, biraz hava, biraz takvim.

Suna beni dün bisiklet binmeye götürecekti fakat olmadı, daha sonraya erteledik. Sonra şans, dün için Zafer hoca önerdi bisiklet binmeyi. Tamam dedik fakat önce bisikletlerin elden geçmesi gerekiyordu, evden dükkana götürmüştüm benim Kron'u. Topladım, havaları eksikti tamamladım, hocanınkini de şişirdim, şöyle bir çıktım üstüne benim bisikletin, özlemiş olduğuma kanaat getirdim.
Fakat yine uyuzluğumuz tuttu ve bisiklet binmek yerine şirkette pinponu tercih ettik. Bu kararımızda etkili olan bir sebep de havanın rengi idi. Neyse biraz pinpon oynayıp ter attık ve böylece bir bisiklete binmeden bisiklet ile ilgilenme çalışması da bitmiş oldu.



Cemal Gülas


Bu zamanın adamı değil Cemal Gülas. Farklı bir boyutta/zamanda/hayatta yaşıyor. Hangi zamanın tanığısın diye sorası geliyor insanın. Çok uzatmayacağım, nadide insanlardan:


Web Sitesi: http://www.cemalgulas.com/
Gözünden memleket: http://www.cemalgulas.com/cg.zip
Sözlükte Cemal Gülas - http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cemal+gulas



Bekar evininin bereketi, ya da verimi



Bu akşam misafir aldım. Evi temizlemişken, ev temizken, biraz görev ifası gibi birşey oldu. Ama nihayeti keyifli.

Evimde misafir ettiğim Çağrı, Gökhan ve Feyza idi önceden. Sonra eve saldırıp paklayınca önce Selin'le Engin'i misafir etmiştim. Aynı temiz pencerede iken de Emre ve Oya, Gökhan ve Feyza ve Zafer isimlerini topladım akşam.
Evde toplam 4 sandalye varken nasıl 6 kişi yemek yer problemini çözdük hep beraber. Pek başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Feyza ile Gökhan biraz erken geldiler, yemekleri beraber yaptık. (Nasıl yalan, hepsini Feyza yaptı işte) Nüfusu tamamlayınca da yemeğimizi yedik. Seğmen marka Karadut ile Yenigün marka Limon kabuğu reçelleri masadaki ilginç renklerdi. Alışverişte Memleketimin markası Yenigün'ü görmek buruk bir mutluluk vermişti bana, duramamış almıştım. İyi olmuş, güzelmiş. Burukluğun sebebi de pahalı satıyor olmaları.
Yemekten sonra çay hazır idi, hemen yuvarladık. Nasıl keyifli idi o çay. Ellerinize sağlık millet.
Yine yemekten sonra bolca muhabbet ettikten sonra, önce pişşinary, sonra da tabu oynadık. Takımlar Gökhan, Emre, Çağlar ile Feyza, Oya, Zafer şeklinde oluşturuldu. pişşinary'de ezdiğimizi belirtmek zorundayım :)  Bu oyundaki en komik anlar şöyle:
1) Emre'nin karides anlatırken kakalak çizmesi ve Gökhan'ın hemen bilmesi. Karşı takım pek eğlendi bununla ama zarı biz attık. Ha daha da komiği benim kakalağın da karidesin de neye benzediğini bilmemem.
2) Oyunda eski çizimlerimize veritabanı diyoruz, pazartesi kelimesi çıktı, ben çiziyordum, bir haftalık takvim çizmeye çalıştım ama erken anlatamadık. İki el sonra perşembe kelimesi çıktı, Emre eski çizimi aldı ve süre başladığı anda kalemi dördüncü kutunun üzerine koydu, doğal olarak ben "perşembe" deyiverdim ki o anda karşı takım da kendi eski çiziminde günlerin atlamasını anlattıkları güneşin dağın tepesinden aşması sekansını 4 kez tekrar etmeye çalışıyordu.  Ağzımdan ilk anda cevap çıkınca Oya, Feyza ve Zafer'in bize dönen yüzlerini görmeliydiniz.
Neyse Tabu'da çok daha korkunç birşey yaptım, Gökhan bize bir kelime anlatırken "erkek kadında görür, beğenir, biraz toplu kadınlara denir, hani göğüslerini görür ve bu kelimeyi deriz" gibi bir şeyler anlattı, ben patlattım: "besili !!!" Millet yarıldı doğal olarak. Sanırım bu kelime belli bir süre peşimi bırakmayacak. Cevap ne olsa beğenirsiniz: "Dolgun". ooff.
Öndeydik, geç olduğunu farkettik, bıraktık.
Yalnız değil de kalabalık yemek iyi birşey, kız Feyza nolcak kalan bu kadar yemek.