10 Kasım 2006 Cuma

Ne demek istiyoruz


İletişim sınıfına eklenen yazılar pek bir az sayıda kaldı diğer sınıfları gözönüne alınca, biliyorum.
Ama bu konu her aklımıza geleni yazabileceğimiz bir durumda değil malesef. Aktarım ve paylaşım kalitesi çok önemli. Diğer yazılarını kabadan mı sallıyorsun peki o zaman birader diyebilirsiniz, onu demek istemediğimi biliyorsunuz. Ha hala diğerlerimizi öyle değerlendirirseniz, saygı duyarım .

Biraz daha düyüdüğümde, bu sınıfa ontolojik semantik okuyup gelmeyi ve bu dala bina edilecek bir iki cümle karalamayı planlıyorum. Ama biraz daha büyüdüğümde. Şu anda buna kilom yetmeyecek.
Saygılar.


Esinlendirici bağ : http://blog.hakia.com/?cat=1

8 Kasım 2006 Çarşamba

Peppermill ve bir hediye soru


Handeelibir peppermill adlı yemek dükkanı ile ilgili bir yazı yazmış. Yazıyı görünce ben de bir nazire yapayım dedim. Şimdi bu dükkanın Çayyolu'nda da bir adet yeri var. Hatta bu markanın asıl yeri buradaki. Hande'nin tanıttığı Bahçelievler şubesi daha 4 aylık bir yermiş. Mekan ve marka sahipleri 3'ü kardeş olmak üzere 4 çocukluk arkadaşı imiş. Bu kişiler daha önce Bilkent Tadım isim hakkını işletmişler. Marka kendi markaları. Yani yabancı bir markanın getirilmesi işi değil. Mutfak olarak kendilerini italyan olarak tanıtıyorlar.

Bu akşam orada yedik. Şans eseri orada bulunup da masaları mutfak tarafından ayıran, misinalara bağlı, camdan sıra sıra taşların birbirine dolaşmış misinalarını çözmek için uğraşan iki kişi ile onlara anlamsız gözlerle bakan üçüncü bir kişi gördü iseniz lütfen onları  hakir görmeyin. Onlar bütün gün boyunca sürmenaj kıyılarında gezen beyinlerini sakinleştirmekteydiler... Kızmayın onlara, sevin onları.



Neyse hediye soruya geçelim. Yanlış anlaşılmasın, hediyeli soru değil. Sorunun kendisi hediye. Tabii ki hediye algısı insandan insana değişir, kaygılanan da bu noktada okumayı bırakabilir.

Şimdi biz dün akşam bir arkadaşımızı kan vermesi için hastaneye götürmüştük. Kanı verdik, bizim işimiz bitti. Ama ilgimiz bitmedi. Bugün telefon geldi, kan verenden helallik isteyip memleketlerine dönmek için. Hasta ölmüş.

Soruya girizgah da bittikten sonra gövde kısmına geçiyoruz, ve son uyarımızı yapıyoruz. Sorudan rahatsız olmak istemeyenleri şuraya alıyoruz.

Bu hasta dün 7 aylık bir bebe idi. 13 günlük iken hasta olduğu farkedilmiş. Dün beşinci kalp ameliyatını oldu bu el kadar bebe. Sonra da öldü. O ne yaşadı. Anası, babası, atası ne yaşadı, ne kadar öldü bu süreçte. Bu ata kaç kere ölecek bundan sonra. Bu bebe niye geldi niye gitti. Ne çekti, niye çekti bu dünyada.

Daha uzatılarbilir bu üstteki soru paragrafı. Ama uğraştırmayacağım sizi daha fazla. Şimdi bu hediye sorunuzu kendi başınıza, istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Kutlu ve hayırlı olsun.


7 Kasım 2006 Salı

427


eledim eledim höllük eledim
aynalı beşikte canan bebek beledim
büyüttim besledim asker eyledim
gitti de gelmedi canan buna ne çare

bir güzel simadır aklımı alan
aşkın ateşini canan serime saran
bizi kınamasın ehl-i dil olan
gitti de gelmedi canan buna ne çare
yandı ciğerim canan buna ne çare

gitti de gelmedi canan buna ne çare



Bağlam, ortam çok etkili. Bu türküyü dinlerken önümden -gördüğüm kadarıyla- en yaşlısı 65 en genci 75, ama çoğunluğu 72, 73 olan 427 tane doğum tarihi geçiyor....



EK: 427, 623 ... sayıların bir önemi yok.


Not: Bu 427'yi diğerlerimizden ayrı bir yere koyuyorsam lanet olsun bana. Hepsinin gönlümüzde yeri aynı.

4 Kasım 2006 Cumartesi

Atlas Dergisi Kasım 2006 Sayısı

Aylık coğrafya ve keşif dergisi olan Atlas'ın takipçisi olduğumu biliyorsunuz. Kasım sayısını burada tanıtmak istedim. Bu ay verdiği bir ek ilginizi çekebilir sanıyorum.

Atlas, bu ay Dev Dünya Haritası verdiyor. Boyutu 100x195 santimetre olacak ve 3 parça halinde. Hoş bir detay olarak 3 ay boyunca alıp da üç parçayı toplamayacaksınız. Bu ay bu 3 parçanın hepsi birlikte verilivermiş, gitmiş. Bu cömertlikleri nedeniyle dergiye teşekkür ediyorum. Harita siyasi ve fiziki, ayrıca deniz tabanları dahil olmak üzere yer şekilleri işlenmiş.

Bu ayın dergisinin içeriğine gözatarsak:

  • İznik çinisi: Kırmızı sır
  • Ruh arınması: Kızılırmak üçgeni
  • Mutluluk oyunları: Vanatu
  • Bask'ın çelik gülü: Bilbao
  • Otoatlas
  • Yalnızçam: Kelebekler
  • ve diğerleri...
Her zaman keşfetmek için bak.





3 Kasım 2006 Cuma

Düşünce ve Amaç


Düşünme eylemi ile amaç arasındaki ilişki, üstüne konuşulacak kadar derin midir. Derin değilse de bu saatte aklımıza gelmesinin bir hikmeti vardır herhalde. Şu vaktin tespiti; birinin boğazını sıkar halde iken sarsılarak uyanmanın ardından düşündüklerimizin cümleye dökülmesidir.

Naif düşünme eylemi diye birşey olur mu. Düşünce amaçsızca yapılabilir mi. Yani salt düşünce olsun diye düşünmek mümkün müdür. Ol dedik oldu, bir gayesi yoktu, denebilir mi.

Yoksa, her düşünce ister isemez kendi içinde amacını barındırır mı. Hiç öyle havada asılı kalmış düşünce olur mu, herşeyin bir amacı vardır mı.

Eğer öyle ise, ülen bu düşünme de ne içten pazarlıklı bir düşünmeymiş be denebilir mi. Sen sadece birşeyi o olsun diye yapamaz mısın, illa ki altta yatan pis bir sebebin olmak zorunda mı arkadaşım diye sorsak çok mu amaçlı bir soru sormuş oluruz. Amacı olan düşünme eylemi aslında o kadar da masum bir eylem değildir, nalıncı keseri gibi kendine yonmak için hazır bir düşünmedir bu amaçlı eylem desek ne dersiniz.

İyi de zaten, bir fayda getirmeyecek, amaçsız bir eylem ne işe yarar ki, cimnastikten öte birşey değildir, kaynaklarını harcadığına yazık, denirse ne cevap verilebilir.

Karşıt olarak, herşeyin bir amacı olmak zorunda mı, ulaşınca ne yapacaksın dense, ikna edici olabilir mi.


2 Kasım 2006 Perşembe

düdük


Ey ilham bitleri, buyrun bakalım. Var mı diyecek birşeyiniz...

iletişim, kaynak, hedef, ileti, dil
iletinin ne içerdiği, iletinin nasıl taşındığı
kaynak hedefe ne anlatmak istiyor, kaynak hedefe bunu nasıl anlatmak istiyor
içerik , kullanılan dil
anlam kaybolmasın.
züleyla nasıl önemlidir demiş. gökhan, ne önemli ama nasıla bağlı demiş.
züleyla günlük iletişim dili açısından bakıyormuş, ondan nasıl diyormuş..
dil ne anlattığımızı etkileyen bir nasıl'dır.


Bu sınıfta daha önce yaptığımız kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde ellisi iletişimde aktarılan iletinin nasıl aktarıldığı neyin(hangi içeriğin) aktarıldığından daha önemlidir demişler. Bu araştırmada çok değerli katkılar alınmış, bunlardan birinde aktarılan içeriğin değerinin o içeriğin nasıl aktarıldığına çok bağlı olduğu belirtilmiş.
.
.
Yok yazamıyorum, desteğe ya da daha güçlü motivasyona ihtiyacım var.

İki düşman kardeş: Aksak yargılar ve alınamayan kararlar


Banunun yorumundan sonra...

Kendi değerlerndirmelerimize dayanarak almak zorunda olduğumuz kararlar...
kararlarımızın etki ettiği yerler.
ama o yerlerin barındırdığı ekstra bilgiler
ve alınan bu aksak kararların yaptığı yanlışlar.

bunun karşısında kafayı neden kelimesine çok gömüp, seçilmesi gereken yol hadisesini sürekli ertelemek. tüm değişkenleri belirlemeye çalışmak. onların birbiri ile ilgisini ortaya koymak derdi. gerçekte dibi bulunamayacak beyhude uğraş. bu arada zaman kaybetmek ve yolun ortasında kalıvermek.
ama aynı zamanda yolu da tıkamak.


öff.