6 Şubat 2007 Salı

Yine kulakta türkü


bilen biliyor, bazen duyduğumu yazıyorum. şu anda olaytv de mustafa ( özarslan ) var... dinliyorum..

mektebin odaları ay lele lele vay
ders verir hocaları oy amman can kurban
kim yarimi sorarsa ay lele vay lele
odur birincile.... oy amman can kurban


ay doğan gelir amman ay lele vay lele
bu sevdam ....
ya benim muradım ver ay lele vay lele
ya beni öldür aman uy amman can kurban


*******

amanın uzun hava geliyo.. .. yok, bu başka bişey


zalım felek ...
....
sıtk ile bağlı canım canana
ayrılamam ben o gül yüzlü yardan

engindir duyulmaz figanım sesim
açıktır o yare gönül kafesim
yaşarken aldığım havam nefesim
ayrılamam ben o gül yüzlü yardan

akar su ateşim yanar su
...
ayırsın feleğin gücü yeterse
ayrılamam ben o gül yüzlü yardan


******

halaylarla bitiriyoruz...(muş bakalım)


giden ay tutulur mu
esmem nenni nenni yar yosmam nenni nenni yar
geceler hep uzun mu
esmem..
yalınız yatılır mı.
esmem..


ördeği ipek ilen bağlamışlar
yedi gün yedi gece ağlamışlar
hancılar hamamcılar neyleyim aman?
el attım küçük kızın sinesine
küçük kız gitti dedi nenesine
hancılar...


erzurumun dağında ağam yar paşam yar
güller açar bağında ağam yar paşam yar
öyle bir yar sevmişem ağam yar paşam yar
onüç ondört çağında ağam yar paşam yar



..
..
mendilim dolu yemiş
çiçek ilen ..
gönderdim yar yememiş
ezilim büzülem .. yar
kendisin...
bir kuş bulem koynuna süzülem yar
indim kuyu dibine ezilim büzülim..
baktım suyun rengine
çiçek olan yoluna dizilem yar
halam kız beslemiş..
vermiyolar sevdiğim yar...


Dağdan indim düze..
Nazan? oldum göze...
...

... yok artık yetişemiyom oğlana. ne biçim okuyo....


Not: Bilmeyenler için, bu türkülerin sözleri aranırsa bulunabilir tahminen, derdim o değil. Keyfim yerine, eğer kendim duyarken yazarsam geliyor.

... len mustafaya bak, iyice hızlandı, bi kelime anlıyosam...

ulen nasıl ayıp halay havalarımız var, demin yanlış anlamadı isem, "kız fistanın yırtılmış" dedi "tombul memeleri elletin" felan da dedi. cık cık cık. çok ayıp :D


4 Şubat 2007 Pazar

H. Çağlar Bilir


ÖNNOT: Dolphinblue beni sobelemiş. Bu yeni sobeleme dalgasına mimleme denmiş. Yani mimlendik. Soru yok, konu diğer blog'lardan da takip ettiğim kadarıyla kendimiz hakkında bilinmeyen 5 şeyi açık etmek aslında. Tabi mimleme kulaktan kulağa ilerlerken biraz değişiyor. Mesela bana elim sende diyen dolphin'in yazısı kendi özyaşam öyküsünden bir parça olmuş. Ben de bundan biraz esinlenerek, günlük tutmaya ilk başladığım zamanlarda başladığım, çok uzun süre taslak olarak kalan, bir türlü tamamlamadığım, artık tamamlayasım da gelmeyen bir yarım yazıyı arşivden çıkardım. Buyrun alttadır. İçinde hakkımda bazı bilinmeyenler olduğunu sanıyorum. Böylelikle oyunu da bozmamış olurum diye düşündüm.
-Yazıyı olduğu gibi koyuyorum, karışık kuruşuk yerleri olabilir, kusura bakmayın. Sondaki başlıklar da yazılsa idi nasıl devam edecekti diye notlar...




Hüsnü Çağlar Bilir; Antalya'lı, Ankara'da çalışan, yüksek lisans eğitimine devam eden, mühendis, bekar bir insan evladıdır.

Annesi, babası, bir adet erkek kardeşi vardır, hayattadırlar. Ailede, sadece bir büyükbaba eksiği vardır, kendisi çağlar gelmeden önce gitmiş; adını, bir de çağlar'ın babasının karakalem ile rötuşladığı bir adet fotoğrafını yadigar bırakmıştır. Onun, onun kardeşinin yoklukları çok ayrı bir trajik hikayedir.

Konu olan kişimiz 15.11.1978 günü -sanırım- saat 22:30 civarında Antalya Doğum Evinde dünyaya gelmiştir, o doğumevi ise yıllar sonra dünyadan ayrılmıştır. Beyefendinin doğum kilosunun 4,5 ile 4,7 arasında birşey olduğu, doğuran tarafından belirtilmiştir (Evet, bakma öyle, bildiğin dört buçuk kilo).  Sorumlu kadın doğum uzmanı doktor hanım "Örtün bu çocuğun üstünü, nazar değecek, baksana 6 aylık çocuk gibi" demiş, alanının bilimsel yaklaşımında yeni bir fraksiyon açmıştır.

Anne ve baba şehir dışında devletlerine 657 kodlu hizmetlerini ifa ederlerken bu beyefendi anneannesinin sıcak şefkati ile büyümüştür. Şefkat gerçekten sıcaktır, gerekçesi de bizim adamın ailenin aynı zamanda ilk torunu olmasından geldiği de sözkonusu anneannenin ağzından defalarca duyulmuştur. Bu sıcak ortamın bir yan etkisi olacak; 4,5 yaş civarında ürinal sistemde aşırı buharlaşma :) sebepli bir tıkanma yaşanmış, ustaların "meme yapmıştır, TÖRPÜLEYİN geçer" önerilerine doğal olarak kesinlikle iştirak edilmeyip usul usul usturanın altına bir Acil  ortamında yatılmıştır. Bu vakanın lansmanı daha sonra medyaya 'şanlı erkekliğe ilk adım' olarak yapılmış, en unutulmayanı büyük amcadan gelen kol saati olan muhtelif hediyeler kapılmıştır.

O vakit 5 sene olan Devrim İlkokulu'na kaydolunmuş, 1,5 sene sonra bir sınıf arkadaşı ile birlikte Mustafa Adıyaman İlkokulu'na taşınılmıştır.[1] Bu okuldaki numara 292, öğretmenin adı Ayşe'dir. Vefa beyimiz için bozacılıktan bir kez çıkmış, öğretmen, evinde yıllar sonra bir kez ziyaret edilmiştir. Aşık olunan yan sınıftaki Hilal de akılda kalmış ama kızcağızın bundan haberi bile olmamış, izi kaybedilip ziyaret edilememiştir. Ayrıca Himmet, Elvis, Ender ve benzer isimler de akılda kalmış ama gerisi gelmemiştir. Ah ulan çocuklar...

O vakitler anadolu liseleri ilkokuldan sonra başlanan 7 senelik canavarlarmış. Bir şekil Antalya Anadolu Lisesi'ne girilmiştir.[2] Bu noktada okul anlatmak lazım ama gerek görmüyorum. Ukala bir zengin züppeden dayak yediğimi, öğretmenin bunu görüp beyefendiyi benzettiğini, öğretmenin birinden azar işittiğimi, köpek yerine konduğumu, çok sıkı arkadaşlıklar kuramadığımı, iyi ingilizce öğretildiğini, okulun çok ilginç bir sosyal yapısı olduğunu ve benim buna hiç uyamadığımı hatırlıyor/çıkarsıyorum. Okul bittiğinde de herşey bitmişti benim için. 

---yok havam yerinde değilken yazmamak lazım---


doğum tarihi, kilosu, söylenenler
antalya okullar, yaşananlar
ankara okullar
ankara barınma
antalya köy
tatiller/geziler
antalya iş
ankara iş/yarı zamanlı/vb.
arkadaşlar
kadınlar
politik görüş
hayat algısı
hayat amacı/hedefi
doğumlar
ölümler
izlenenler
dinlenenler
gündelik hayat
aktiviteler, yaptığım sporlar
hobiler geçmiş ve halihazırda
sürekli yaptıklarım berber, güveç
yalınayak çağlar lisede antalyada

  1. Mustafa Adıyaman İlköğretim Okulu http://www.madiyaman.com/
  2. Antalya Anadolu Lisesi http://www.aal.k12.tr/



SONNOT: Yazı böyle birşey. Umarım görevi ifa edebilmişimdir. Şimdi zor tarafına geldik. Kimi sobeleyecez. Dolphin zülü düşündüm ama kabul etmez demiş. Ben bir şansımı deneyeyim diyorum. Bi züleyla'yı bi de neşe'yi sobelesem... Evet iyi fikir. Mimledim gitti. Gidip bi haber vereyim...

SONNOT2: Yazının devamı mı, hiç sanmıyorum...




2 Şubat 2007 Cuma

Nasıl Büyürüz


Ya da daha doğrusu bizi ne büyütür. Neler olgunlaştırır.
Öylece geliverdi.. Bakalım cevap cümleleri de çıkabilecek mi.

Bi kere bizi yaşam büyütür. Yaşadıklarımız yani. Rafine bir ortamda kaldıkça, kendimizi dışarıdan sakındıkça, ya da birileri üzerimize titredikçe çelimsiz kalırız. Yaşadıkça ve hayatta kaldıkça, gözü budaktan sakınmadıkça, soğukta titredikçe ısınırız, büyürüz. Hani bi ara demiştik ya keskinleşiriz, sivriliriz diye... Belki büyümek odur. Sertleşmek, odunsulaşmak -yanlış anlaşılmasın nasırları çoğalmaktan bahsediyorum- çocukluğumuzdan uzaklaşmaktır.

Bizi tekrar büyütür. Tekrar ettikçe cesurlaşırız. Bilgi biriktiririz, öğreniriz. Pratiği avuçlamak. Okul bilgisini yadsımıyorum ama uygulamanın, ortaya gerçekten koymanın sihirini de kimse reddetmez sanıyorum. Dolayısı ile denemeliyiz diyorum.

Diğer seçimlik fikirler:

a) Hiç büyümeyelim:
Yok öyle birşey. Ya da sadece küçük kalamıyoruz, küçük hissettiğimiz zamanlarımız var ama çoğunlukla, ister istemez büyüyoruz. İçimizdeki çocuk kavramı da değil bu. İnanmayan Cüceloğlu'na sorabilir.

b) Yuh eşşek kadar oldun daha büyüyecen mi:
Ölene kadar yaşayacağız ve tekrar edeceğiz Öyleyse ölene kadar büyüyeceğiz.
(Nasıl espriyi savuşturdum ama, harbi süper olabilirim sanırım ben, biraz daha uçmayı deneyeyim :)


1 Şubat 2007 Perşembe

Gözüme, kulağıma dokunanlar

İş yapan bir adam müşterisine kötü davranıyor, istediğini yapmıyor, uzlaşmacı olmuyor. Ortamın gerilmesinde pay sahibi oluyor. Hasbelkader müşteri o adamın patronunun arkadaşı çıkıyor, bu iş yapan arkadaşımız bir anda -tabiri mazur görün- süt dökmüş kediye dönüyor, kibarlaşıyor, sessizleşiyor.
Aynı müşteriye iş yapan başka bir adama telefon geliyor, müşterinün tanık olduğu bu telefon görüşmesi sonrası iş yapan adamın yorumu: "bakım anlaşmaları olmayınca nasıl da kibarlaşıyorlar"

E ne oldu şimdi. Özetle ahmet, mehmet yok, insan davranışı var.


31 Ocak 2007 Çarşamba

Rapor

dükkanı yeni yerine taşıyoz, stop.
işçiyim ben işçi kalacam, giy dediler tulumları, stop.
ulen ben bu iç duvarları alçıdan yapanın..., stop.
yapısal kablolama yaparken etiketleme yapmayanın da ..., stop.
günde üç öğün süpürüyoz, yeni inşaat temizliği ne zormuş, stop.
geceleri de iş yapıyoz, ne zaman uyuyom bilmiyorum, stop.
yazıları, yorumları toplayacam, stopsöz. ( atasöz gibi )
yönetim paneli tarafı yeni aklıma geldi, arkadaş dürtenleri ekledim, gecikme için kusuruma bakmasınlar, istop.

bekleyin gelecem anacım.



24 Ocak 2007 Çarşamba

Kaçan ile duran ve anlatamamak



bi kaçan vardır bi duran. bi seğirten vardır, bi inat eden.
bi maymun iştahlı vardır, bi görev adamı.
bi kendine akıllı diyen vardır, bi yerini bilen..

*

ne kadar uğraşırsan uğraş, bazen kendini ifade edemezsin.



Not: Aslında bu konuları uzun uzun yazmam lazımdı.


Giden ile kalan ve anlaşılmak



bi giden vardır bi kalan. bi çekip giden vardır, bi bakakalan.
bi açılabilen vardır, bi kıyıda enine yüzen.
bi cesur vardır, bi kendine mantıklı diyen..

*

ne kadar anlatırsan anlat, karşıdakinin anladığı kadarsın.



Not: Aslında bu konuları uzun uzun yazmam lazımdı.