5 Nisan 2007 Perşembe

Şu saatte öylesine bir deneme


biryerlerde birilerinin üzerine gün doğuyor
günü aydınlanıyor
yüzüne güneş açıyor
odasına ışık doluyor
günü kendi kendine karartana kadar iyi gidiyor
ha bu hep oluyor

ah karayolları -ya da belediye-
kapkara yolları
sarı sarı aydınlatıyor
bana
sadece benim
kendi gecemi yaşatmıyor

hayatın çok doğal olan döngüselliği
bazen çok ufak ayrıntılarda kırılıyor
bir anlığına
sonra o çark kendi dengesi için
eziverip geçiyor kırığı
sonra herşey normale dönüyor sanki hiç olmamış gibi

bi de zamanında şöyle birşey yazmıştık


4 Nisan 2007 Çarşamba

Kendime dair ince bir detay

Sayısız kereler kendi kendime şart koşup da her seferinde dilime sahip olamadığım için kızıp yine yemin ettiğim az konuşmak diye bir sıkıntım var. Hep daha az konuşacağım, daha çok susacağım diyor, ama bu sözümü tutamıyorum. 


3 Nisan 2007 Salı

Ahahah yine keşif adamıyım.


Baktım buzdolabındaki laf olsun torba dolsun diye aldığım yoğurtların son kullanma tarihleri gelir olmuş, ben de icat adamı olayım dedim.
(Keşif mi icat mı, adam gibi konuş) 


Bi kaseye yoğurt böldüm,
üstüne de evde bulunan Yenigün marka bergamut kabuğu reçelinin tanelerinden değil suyundan gömdüm.
Bi güzel karıştırdım, bomba bişey oldu.
Yuttum.

Dur bi kase daha yapayım.

Sabah sabah arabada oynattı


Mardin kapısından atlayamadım x 2
Liralarım döküldü toplayamadım x 2
Yare mektup yazdım yollayamadım x 2
...
ışıklarda utandım da koltukta kıvırtmayı kestim. yoksam direksiyon darbuka, korna da zurna olduydu.

1 Nisan 2007 Pazar

En nihayetinde kavuşma - Petöfi


Bugün şu yazıda uzun uzun tartıştığımız kitabı elime alabildim. Bilmeyenler ya da hatırlamayanlar için aklımda bir şiir vardı hatırlayamadığım, onun peşinde idim. Vukuat o. Şiir, kitap, adam bulundu. Bana yardım eden Yağmur'a da buradan teşekkür borcum idi. Sağolsun.
Kitap zamanında evde olup da kaybettiğimiz kitabın aynısı evet. Ve okudukça şiirleri hatırladım sırayla. Benim aklımı kurcalayan şiir aşağıya alacağım ilk şiir. Ama tüm kitabı hızlıca okuyuverince bazı başka şiirleri de buraya almak istedim. Aralarda kısa fikir kırıntılarımla. Buyrun;


Kitabın başında çevirmen Tahsin Saraç'ın "Ozan kardeş Petöfi" başlıklı bir seslenişi var. Tahsin Saraç şu paragrafla bitirmiş yazısını:

"
Ozanlar kardeş olur. Zulme, karanlığa, bilgisizliğe, açlığa, kısacası kişioğlunu mutsuz kılan her kötülüğe karşı direnmede çağlar boyu sürüp gelmiş bir kardeşliktir bu. Ben de, inancının bedelini yurdu uğruna savaş alanında ölerek ödemiş bu saygıdeğer insanı, halkının hem güzel hem gönlü olabilmiş bu büyü ozanı, PETÖFİ kardeşi, tanıyıp sevsinler diye çevirdim Türk okurlarına.
"

Sonra Sandor Fekete (Macar Bilimler Akademisi uzmanlarından)'nin bir sunuş yazısı var.
En sonra şiirler başlıyor üç bölümde. İlk bölüm Özgürlük İçin, buradan şunları aldım:

ÖZGÜRLÜK İÇİN

KÖPEKLERİN TÜRKÜSÜ

Fırtına ortalığı kasıp kavurmakta
Gökyüzü kurşun bulutlarla kaplı
Alabildiğine kar ve yağmur
Kışın ikiz bacıları.

Ama vız gelir tipi bora
Sıcacık ocak başındayız ya
İyi yürekli efendimiz
Yerleştirdi bizi buraya.

Yiyecek kaygımız da yok
Efendiciğimiz doyduğunda
Bize yetecek kadar artık
Kalır her zaman sofrada.

Gerçi arasıra bir kırbaç
Şaklar ensemizde, şaklar
Ama boş ver; demişler ya
"Köpek kemiği çabuk kaynar" (1)

Efendimiz bizi yine kuçular
Geçiverince o öfkesi
Ve güzel tabanlarını yalamak
Sonsuz sevince boğaz bizi.



--------------------
(1) Macar Atasözü

****Benim şiir bu üstteki, ne dersiniz...****

ÖYKÜNMECİLERE

Şiiri engelsiz, düzgün bir yolda
Tıkır tıkır giden bir araba sanma
Bir kartaldır şiir, özgürce kanat açan
O hiç varılamaz yüce doruklara.

Yeteneksiz ahlaksızlar takımı hep pusuda
Bekler durur nereye açılacak yol diye
Ve açıldığında, üşüşür köpekler gibi
Hepsi de önlerine atılan kemiğe.

Al eline kalemi ve yaz gücün varsa
İlerle hiç kimsenin gitmediği bir yolda
Yoksa bırak bütün o saçma zırıltıları
Sarıl, çok daha iyi, örse ya da sabana.

****Bu yukarıdaki de yazıyorum diyenlere bir tokat oluyor gördüğünüz gibi.****

BEAUREPAİRE

Kral, Fransızların gözünde
Onurunu yitirmişti
(Tam 1830 yıllarında
Ve iki hafta önce olduğu gibi).

Öfkeden pancar kesildi Alman
Ve and içti Tanrı adına
Özgürlüğü ayak altına alıp
Kralı kurtaracağına.

Paralı askerlerini aldı getirdi
Longwy önüne; kent teslim oldu
Sonra ilerleyip Verdun'e doğru
Kuşatma için karargah kurdu.

Ödü patlayan Verdun halkı
Sonunda karar aldı :
Bu beladan kurtulsun da tek
Baş eğecek, teslim olacaktı.

Kale komutanı Beaurepaire
Ne diyor ama baksanıza :
"Teslim olmak diye birşey yok
Tehlike pek büyük değil daha".

"Düşman silahlarımızı pek seviyorsa
Buyursun gelsin, ne diyelim
Gelsin ellerimizden kendi alsın
Biz kendimiz vermeyelim."

Korkak duymazlıktan gelir, derler
Dinlemedi onu İl Genel Kurulu
Ve imzalaması için teslimi
Eline kalemi tutuşturdu.

Beaurepaire kalemi attı yere
Ve kararlı, hemen silahını kaptı
Sonra coşkuyla ve korkusuzca
Alınlarına şu sözleri fırlattı:

Böyle bir utanç ve alçalmadan sonra
Siz yaşayabilirsiniz, ben yaşayamam
Düşmana ancak ölümü bırakırım
And içtim buna ben; tamam!

Ve ölümüm örnek olacak
Arkadan gelecek yiğitlere
Andımı tutuyorum; işte son sözüm :
Ölmek, özgürlük içinde.

Sonra dayadı ve ateşledi
Göğsüne elindeki silahı
Ve bu, koparıp aldı yüreğinden
Yaşamanın o gür kaynağını.

****Bu üstteki şiiri belki bugünün insanı okur da, belki, bir ihtimal, birşeyler anlar diye alıntıladım. Şiirde bahsedilen trajedinin kahramanını bi aratsanıza webde, iki satır bilgi bulacaksınız. Yazık.****

Sonra ikinci bölüm Sevgi İçin başlıyor. Şair Özgürlük, Sevi adındaki şiirini sonradan tüm şiirlerinin en önüne almış. Kitapta da aynen aşağıdaki gibi(eğik yazı değil) yer alıyor.

SEVGİ İÇİN

SEVİ VE ÖZGÜRLÜK
EN GEREKLİ İKİ SÖZCÜK
SEVİ UĞRUNA VERİRİM KELLEMİ
ÖZGÜRLÜĞÜM UĞRUNA DA SEVİMİ

Bir de sonra Yurt İçin kısmı var, oradan birşey almadım şimdilik. Aslında daha çok şiir var vuran, ama yeter şimdilik. Şair Sandor Petöfi, çeviren yine bir şair Tahsin Saraç.

29 Mart 2007 Perşembe

Aracın mesul olması yanılsaması


Len, iletişim sınıfı, tırsmadın di mi ben yokken. Korkma, seni de sessiz sessiz okuyanlar var.


Bu sınıfa yazacak şeylerin kökü kurumaz aslında da biz oturup da zaman ayıramadık bir türlü, ama heyhat, konular didiklediğim yazıların arasında buluyor zaten beni. İsterseniz bu yazımıza ilham olan mirzabey'in şu yazısını okuyalım da bir gelelim geri.

Geldiniz mi.

Hemen sonda söyleyeceğimizi başta alıntılayarak söyleyelim; "trafik canavarı yok, enflasyon yok, insanlar var" yani bu denilenler varlarsa da bunlar sonuç, evet bizim yaptığımız ya da yapmadığımız şeylerin sonuçları onlar. İletişim kazaları da aynen öyle. Kaza oluyor ve o kazaları yapanlar var, onlar da biziz.

İletişimde kaynak ile hedef esas olanlardır. Ortam, kodlama, dil, vb. eğer öntanımlı ve sabit değillerse kaynak ve hedefin uzlaşmasına bağımlı oldukları için de günah keçisi olamazlar evet.

Bağlam'ı da kaynak ile hedef ortak tarihleri ile oluşturduklarına göre... daha ne. İletişim kazasını da biz yaparız yani. Ve yine yani, hangi pencerede, hangi perdenin arkasında olsak da, kendi kendimize olsak da yüzü kızaran ya da en azından mahçup olan biz oluyoruz.

Günümüzün insanı şu mahçubiyetleri ve üzülmeleri ya da ezilmeleri -her neyse- artık karşısındaki ile paylaşamaz olduğu için mi daha yoğun grilerin arasında boğuluyor acep.

Not: Sana okumadan gelme demedim mi kardeşim, niye laf dinlemiyosun ki :)
Not2: Evet bağlam, balgam değil.


23 Mart 2007 Cuma

Hitap


- Amma şom ağızlıymışsın ha.
- Hisli çocuğum ki ben, ondan. (içimdeki polyanna konuştu)


(Evet erkekadamların da içinde polyanna olabilir, içinizdeki çocuğa hiç "hadi amcalara pipini göster" dediniz mi, demediniz di mi. nereden biliyorsunuz ki o zaman, hıı.)