Sosyal hayatı bir sistem olarak gördüğümüzde bu hayatı düzenleyen bazı kurallardan da bahsetmek gerekir. Örfler, adetler, kişiler arası, kurumlar arası ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları ve benzerleri bu tür sınır taşlarıdır.
Böyle dedik ama bu naif tanım. Naiflik kendiliğinden üremede yatıyor. Yani örneklerle, olaylarla, yaşanan geçmişe dair öğrenilenlerle şekillenen belirleyici kurallar sağlam, sağlıklı, ortada, hakça kurallar oluyor. Öyle oluyor çünkü bu kaideler zamanın imbiğinden damıtılarak oluşuyor. Zaman bol olunca da insandan bağımsızlaşıyor konu. İdeolojiden, inançtan, fikirden soyutlanıyor. (Acaba burada, zaman adamı doğrultur desek mi)
Peki değneğin diğer ucu ne kadar pis, bi bakalım. Pislik kural koyucu nalıncı keserinin ne kadar kendine yonttuğu ile ilgili. Evet ilgili, çünkü kurallar/kanunlar/yasalar eskiden gelen ama biraz anlam kaymasına uramış olup olmadıkları tartışılabilir olan tanımları gereği kamu vicdanının sesi, insanlığın ortak aklı gibi değerlendiriliyor. Yani bir anlamda taşa kazınıyorlar. Farkediyorsunuz değil mi bunu, yaptığımız zaman kimin öyle yaptığından bağımsız olarak o kurallar sabitleşiveriyor.
Uzun uzun açıklamıyorum diye kızmayın lütfen, konu benim gözümde pek açık.
İşte bu noktada başlık anlamını buluyor. Yasaların oluşturduğu hukuk, -yani
hak, hukuk, vicdan'daki hukuk değil- , el kaldırılarak oylanan hukuk yasa koyanın kölesi oluveriyor. Hatta o yasanın yazıcısı canının istediği gibi at koşturmanın yöntemini genele, yasalar vasıtası ile dikte ediyor. Çok uzatıyorum biliyorum ama
altın kural, altını olanın kuralı koymasıdır denir ya, ondan bahsediyorum.
Örneklerim bol, hatırlarsınız sanırım iki üç hafta kadar önce büyük bir futbol kulübümüzün yarım başkanlarından biri çıkıp ekranlarda mızırdamıştı. Markayı bilmeyen, küme düşme korkusunun ürettiği kuyruk acısıyla bulduğuna bağıran bir takım sanır. Sanki kuralları koyan, istemezse koydurmayan en büyükler kendileri değilmiş gibi canım yandı oynamıyorum ben diye rol kesmişlerdi. Hani bi de insanlar inanıyorlar ya bu tek ayak üstündeki palavralara, can ona yanıyor.
Hadi bu sonuçta oyun olan bir alan. Böyyük hökümetimize ne demeli, sanki tüm icraatlar demoktarikmiş gibi, memleketim semalarında pek bi alışık olduğumuz, azıcık kalın kağıttan dürülmüş elektronik rulo canlarını acıtınca yandım anam su getirin deyiverdiler. Aslında konu su konusu değil, cafer sçtı bez getir konusu idi ya, hadi neyse. Demoktarik değilse bile en kralından demokratik halk hareketlerine ise kayıtsız kalmak ne kadar geniş meşreplilikle bağdaşır, düşünmek lazım. Sizinki can da bizimki patlıcan mı birader. Konu kaydı sanmayın, meydanda demokrasi, parti meclisinde ali kıran baş kesenlik artık bize atılacak kayış değildir.
Yemezler demek istiyorum.
Belki sona şu denebilir: Her sistemin ilk kuralı kendini korumasıdır bence. Sistemin kendi kuralları ile sistemi değiştiremezsiniz, tepki verir.
Yerseniz.
Alakasız alaka: Gelmişken, Hüsniyadis kim bilir misiniz, hatta Şeyh Sukuti kimdir, bilir misiniz.
NOT: Konunun Fenerbahçe ile ilgisi yok, biliyorsunuz. Teşekkürler.