Birinci Kitap 1. Kat: Dünyaya şahit olmanın yolu yolu ise maceranın kendisinden başka birşey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı. (sf.91)
2. Kat: ...Müneccimleriniz ya da medrese hocalarınız bir hata yaptıklarında sözgelimi cezaya çarptırılırlar mı? Hata yapmaktan korkmuyorlarsa belki de hatanın cezasından korkuyorlardır...Öyleyse onların doğru düşünmeleri için yeterince şart yok demektir.Çünkü onlar doğru düşünseler de düşünmeseler de nasıl olsa saygı göreceklerini, tehlikeye düşmeyeceklerini bildiklerinden hatadan da korkmazlar. (sf.135)
3. Kat: - "Güçlü olmayı neden bu kadar çok istiyorsun?" - "Elbette herkes gibi, varlığımı sürdürmek için" - "Senin yaptığın bir tür tahnitçilik. Güç ancak ölüleri korur." - "Bu sözler kesinlikle sana ait değil" - "Belki de sahip olduğum hiçbir şey bana ait değil. Zihinsel yeteneklerim de bunun içinde. Oysa sen, tabiatın kuvvetlerine sahip olmayı istiyorsun" (sf.151)
İkinci Kitap 1. Kat: "İktidar makinesi" dediği şey, yani onun öz varlığı, sonu gelmez isteklerle büyüdükçe tutkuları da devleşmiş, bu yüzden o, nefret ettiği zaaflarını ortadan kaldırarak benliğindeki son insanca kırıntıları da yok etmişti. Oysa zayıflık denen şey hayat, iktidar ise ölüm değil miydi? O, tabiatın kuvvetlerine hükmetmeye çalışmış, ama aynı kuvvetler onu, yarattığı canavarın içinde kıstırmışlardı. (sf.64)
2. Kat: İşin kötüsü onlar, kendi gerçeklik duygularına gerçeğin ta kendisi diye bakıyorlar, aşina oldukları ve şaşırtıcı bulmadıkları herşeye gerçek diyorlardı. Oysa bu, gerçekdışı olanın tanımının ta kendisiydi. Çünkü Dünya'nın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden kat be kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı. (sf.76)
Üçüncü Kitap 1. Kat: "Ama ben, bugüne kadar kazanmak için oynamadım hiç. Oyunun bana verdiği zevkle yetindim." (sf.17)
2. Kat: Sağır'ın o güne dek gördüğü ve tanıdığı insanların nerede ise tümü, hesap kitap işlerini erkeğe, güzelliği ve onu üretmeyi de kadına yakıştırır, ikincisini aşağılamak bir yana, üstelik onu kirletmeyi ve lekelemeyi de marifet sayarlardı. Belki de güç tutkusunun insanı vardıracağı yegane yer, erkeklik ve onu kullanmanın en kaba yolu olan şiddetti. Gel gör ki şiddetin en yalın biçimi, güzel olan, belki de dişil bir şeyi parçalamak ya da kirletmekti; bu da elbette insanda güçlü olduğu duygusu uyandırırdı. (sf.25)
3. Kat: "Ama ben, dünyayı korku duygusuyla değil, güzellikle tanıyorum. Benim ona baktığım gibi, Dünya da bana bakıyor ve gülümsüyor, ben ona neden gülümsemeyeyim?" (sf.83)
4. Kat: Hakikat, ona erişmek için ödediğimiz bedel olmalıydı ki, onca zaman süren zahmetli yolculuğun ve çektiği bu kadar sıkıntının ardından... (sf.132)
5. Kat: - "Benim dünyada tattığım en büyük lezzet, hayat değil, insanlık!"... - "...Fakat birçok kişi için, insan olmanın zevkini ve keyfini çıkarmak değil, hayatı sürdürmek ve korumak daha önemli görünüyor. Ne pahasına olursa olsun yaşamaya çalışmakla, doğrusu çok büyük bir mutluluğu kaçırıyorlar" (sf.139)
6. Kat: Kasabın kafasında dönen bu hesaplar, bir kadının en etkili süsünün bilinmezlik olduğunu ispatlıyordu. Öyle ki hemen her erkek, bilip görmediği, bu yüzden hayal etmek zorunda kaldığı kadınları kendi pembe hülyalarıyla bir kez süsleyince, onlarla karşılaştıktan sonra bile gerçeği değil, bu süsleri görmeye devam ederdi. (sf.159)
7. Kat: - "Her insan ancak bilmediği şeyden korkar. Korkusunu yenmek için bilmek ister. Fakat bilmesi için araması gerekir... Eğer insan birşeyi arıyorsa, onu bulmuş ve ona kavuşmuş da değildir. Kavuşamadığı şeye erişmek için can atar. Eh! bu da aşktır işte....Korkudan arayışa, arayıştan ise aşka geçtik... Arayış bitince... korku da aşk da biter." - "İşte o zaman meşk başlar!... Zaten cennet de budur.... ve gülümseyen herkes cennete bakıyor demektir" (sf.204)
Dördüncü Kitap 1. Kat: İshak Efendi gökyüzünde bazı garip olayların cereyan ettiğini, mesela yıldızların birbirlerinden uzaklaştıklarını söylemiş... Adamın dediğine göre mekan büyümüyor, tam tersi mekan içindeki herşey küçülüyordu. (sf.86)
2. Kat: "Bana güven" dedi. "Senden daha yaşlı ve tecrübeli birine güvenirsen, kendine güvenmeyi de öğrenirsin. Bu kadar sağlamcı olma. Maltalı haberi ulaştırırsa alt tarafı gemiyi batırıp bizi de öldürürler. Sen bu kadar küçük bir şeyden mi korkuyorsun? Gel, otur yanıma!" (sf.145)
3. Kat: "...Tıpkı kadınlarınki gibi, bu hayvanların da bakışları çok şey söyler. Neyse!..." (sf.147)
Birinci Kitap: İhsan Oktay Anar, Puslu Kıtalar Atlası(1995, İstanbul, İletişim) İkinci Kitap:İhsan Oktay Anar, Kitab-ül Hiyel(1996, İstanbul, İletişim) Üçüncü Kitap:İhsan Oktay Anar, Efrasiyab'ın Hikayeleri(1998, İstanbul, İletişim) Dördüncü Kitap: İhsan Oktay Anar, Amat(2005, İstanbul)