10 Şubat 2008 Pazar

Dinliyoruz madem, yazalım bari:Kulaktan klavyeye


mevlam gör diyerek iki göz vermiş

bilmem ağlasam mı ağlamasam mı

dura dura bir sel oldum erenler

bilmem çağlasam mı çağlamasam mı


mahsuni şerifim dindir acını

bazı acılardan al ilacını

pir sultanlar gibi darağacını

bilmem boylasam mı boylamasam mı



--duyanın notu:--



arada şu dörtlük de var ama söyleyen söylemedi



(yoksulun sırtından doyan doyana

bunu gören yürek nasıl dayana

yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

bilmem söylesem mi söylemesem mi)



***************************************

yıldız akşamdan doğarsın

dağlara boyun eğersin

ben gibi yar mı seversin

doğmayaydın mavi yıldız



yıldızlardan ... alsın (duyamadım)

benim gibi perişansın

yardan bana bir nişansın

doğmayaydın mavi yıldız



****************************************



hasretinle beni

büryan eyledin

beklerim yolların

gel efendim gel

gönül kuşu aktı

cevvan eyledi

beklerim yolların

gel efendim gel gel

evvel ahir sensin

dönmezem senden

meyli muhabbetin

çıkar mı candan

gönül göç eyledi

kevri?? mekandan

beklerim yolları

gel efendim gel gel

softalar çoğaldı

haddini aştı

ot düştü sineme

ciğerim pişti

şimdi ?gayret şahım

?merdana düştü

beklerim yolların

gel efendim gel gel

beklerim yolları ali ali

gel efendim gel gel



******************************



beni ağlattın güzel

derde bağlattın güzel

ele bıraktın güzel

böyle olur mu



dereler çağlar oldu

gözlerim ağlar oldu

gelmedin aylar oldu

böyle olur mu



attın gurbet ellere

bıraktın yadellere

saldın dilden dillere

böyle olur mu



**********************************



deymen benim gamlı yaslı gönlüme

ben bir selvi boylu yardan ayrıldım

evvel bağban idim dostun bağında

talan vurdu avya nardan ayrıldım



kumru gibi gökyüzünde dönende

baykuş gibi viran yurda konanda

çok ağladım ferhat gibi çöllerde

şirin gibi zülf-ü yardan ayrıldım



************************************

(gesi bağları okuyo.. ama bu kız çocuğundan yazmayacam bu türküyü.

belki bi ara kendim okurum... geç.. )



*************************************

Not: Trt, Türkülerle Süper Gece programı, dinlerken. Kulaktan klavyeye serisi için Sozler sınıfının diğer yazılarına alalım sizi lütfen...



7 Şubat 2008 Perşembe

Durum güncellemesi ve belki sezon sonu

Efendim, önce Sonuç gibi durum demişiz, adından bağımsız olarak, ilk başta.
Sonra da Aile babası olduğumuzu kabul etmişiz.

Şimdi de durumu netleştirelim dedik. Yazıların yorumlarında da dediğimiz gibi (ama yeterince geciktikten sonra) balkonu devraldık tekrar. Ama doğal olarak alışmış kudurmuştan beter. Bakınız aşağıya. Sanki etrafında yuvası varmış da, yuvanın salon kısmında uyuklarmış gibi, değil mi.




Huylu huyundan vazgeçmiyor, çete yine yine buralarda biz balkonu temizlesek de. Utanmazlar  rezervuar köpekleri pozu da verdikler bakın.




O tepesindeki nedir dersiniz diyerek elemanı çektim kenara, ayrı aldım. Çakal dalaşmış biriyle, belli.




Yani sonuç olarak, ben ortamı temizledim ama onlar gidici değiller. En azından sahiplenmeyecekler artık diye düşünüyorum, periyodik bakımları ihmal etmeyeceğim bir iki ay. Belki ayaklarını keserim (lafın gelişi).

5 Şubat 2008 Salı

İletişimde sıra/süreç

Biz işimiz gereği TCP/IP süitinin içindeki TCP isimli iletişim kuralını
anlatırken "bağlantılı" bir iletişim kuralıdır deriz. Bağlantılı, yani
"connection oriented" olan şeyleri size anlatmayacağım tabii ki. Demem
o ki bu yazının konusu olan şeylerin kıymıkları ta oralara uzanmakta.
Bir iletişimin bağlantılı olması çok zayıf bir kavram. Derdimi
yeterince anlatmıyor aslında.

Ben iletişim bir süreçtir demek istiyorum. Cımbızlanamaz. Bir başlangıç
ritüeli vardır, bir bitiş ritüeli vardır. İletişimde devamlılık da
esastır mesela. İletişmede bir sonraki adım bir önceki adıma bina
edilir, bağlıdır, bağımlıdır. Eğer her bir iletişim(konuşma, yazışma,
görüşme, sürtüşme, sevişme.. (ehem bu sonuncu olmadı)) lokması
incelenecekse, irdelenecekse tek başına irdelenemez. Etrafı ile
ilişkili olduğu için tüm bağlam incelenmelidir. Öncülü, ardılı nedir,
ne olmuştur, bakılmalıdır.

Basitleştirmek gerekirse bir fıkra şablonu ile, en ünlüsü şu "Namaz
kılmayın" hadisesidir. "Adam namaz kılmayın dedi, vre kafir" de
diyebilirsiniz, sakin sakin dinleyip aslında cümlesinin "Abdestsiz
namaz kılmayın" olduğunu görür ve takdir edersiniz. Böyle birşeyden
bahsetmeye çalışıyorum cımbızlanamaz derken.

Cımbızlanamaz, cımbızlanmamalıdır. İyi incelenmelidir. İletişim kimden
başlamış, kim tarafından cevap verilmiş falan filan. Mesela tersinden
bakarsanız olmaz. Cevap vereni iletişimin başlatıcısı gibi görürseniz
örneğin, herşey tepetaklak olur.


E bu ne ki şimdi demeyiniz. Bazen en basit ve açık olanı bile belli
etmek lazım. Ayanı beyan etmek diyelim biz buna. Belki bu yöntemin
faydalarını da başka bir yazıda inceleriz.



2 Şubat 2008 Cumartesi

Gündem sömürüsü


Takipçiler farkındadır, burası pek bi etliye sütlüye dokunmaz görünür. Şöyle bir bakan "pek lümpen be" bile demiştir muhtemel. Okuyorum iddiasındaki de "farklı, sıradışı" felan diyerek açık edebilir belki bu fikrin kuzenlerini.
Özünde yazan kişi olarak ben anlaşılamasam da çok da yakından irdelediğimi düşünürüm gündemi. Ha anlatmayı becerememekteyim, orası kabul edeceğim bir gerçek. Yapıcı tarafından(kemiksiz yani) eleştiriler de alırım, "daha anlaşılır yaz, amacına ulaş" diye. Yapabilsem olacak da, yapamıyorum işte.

Bugünlerde birçok gazete köşe yazarının da incelediği gibi, artık yorumlanamaz, incelenemez, etkileri değerlendirilemez, hatta bırakın bunları, takip bile edilemez hızda gündem değiştiriyoruz. Çene ishali olmuş gibi millet, neresini tutacağız belli değil. Fil girmiş züccaciyeciye, mabadı sallandıra sallandıra geziyor, bi halt da alacağı yok da, endam gösteriyor. Hangi birini tutmaya çalışacaksın ki devrilen çamların. Yani bunu bile yaptılar. Denilen ve gündem başlığı olan lafları satır satır listeleyip, her birine birer satır doğrusunu yazıp başetmeye çalıştı yazarlar, o bile olmadı. Anacım bunlar nasıl sçıyorlarsa, silsen de izi kalmakta. Yani ayıp olacak ama güvercinlere, onlardan bile becerikliler bu konuda çene ishallilerimiz. Yani son bir ayda gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan anlıyorum ki, eğer Japon olsak en az on harakiri izlemiş olurduk, ya da ne bileyim hepimiz şaşırmış Hollandalı olsak k.ip-ne.yim ama seviyorum, istifa ediyorum lafları görmüş olurduk. Anlatamadım işte ama böyle birşey. Konuş konuş bitiremediler.

Biliyorsunuz başka bir seride irdeledik, iletişimde(burada konuşmayı bir alt kolu olarak aldım iletişimin) "ne anlattığınızdan çok nasıl anlattığınız önemlidir, hatta ne anlatmadığınıza da dikkat edilmelidir aslında" gibi küçük sonuççuklara varmıştık. Şimdi bu kadar konuşulunca diğer hiç bi işe vakit kalmıyor ve yapılmayan işlerin de üstü örtülüyor gibime gelmeye başladı. Ya da yapılan işlerin üstü de örtülüyor olabilir pekala. Yani azıcık bi iş beceriyorlar, onu da yanlış işi yanlış yaparak ediyorlar, üstüne de kum atıyorlar kedi gibi galiba; Diyorum, ne dersiniz.

Çingeneleri ve diğerlerini çok severim, ve hatta böyle ayrımcı lafların koşutunu, daha reel politik olanlarını aramak da isterim lakin tam da burada "Merd-i kıpti şecaat arzeder iken sirkatin söylermiş" diyesi gelmekte insanın apansız.

Hani gündem ya yazının gündemi, zaman tam adı haber olan ama haber niyetine hiçbirşey bulamadığım şeylerin zamanı iken hızlı hızlı geziniverdim aptal kutusunun içinde. Biri diyor ki onbinler, iki adım ötede öbürü de diyor ki yüzbinler. Hadi bugün özlü sözlerden gidelim, bizde adama "ya sayı saymayı bilmiyorsun ya da dayak yememişsin" diye sorarlar yekten.Bu ne iştir kardeşim. Senin o reklamlardan aldığın paraların yüzü suyu hürmetine bari, azıcık işine saygın yok mu. Ya işini yapamıyorsun, uyduruyorsun ya da hesap peşindesin. Uzatıyorum evet, ama açıkçası şöyle basit şekilde özetlenmiş zamanında "gaflet ve dalalet(delalet değil) ve hatta hıyanet" diye. Seçin birini kardeşim de, bilelim kimlerle aşık attığımızı.

İş bilmez diye naif tarafından yaklaşalım. İşte o zaman da en yaman tarafına denkgeliyoruz sorunun. İşi bilen değil bilmeyen yapıyor. Yani liyakat sorunu var. Yazık ama şu laf da edilmiş çok önce ve bugünün baş ağrılarının baş üstüne koyacakları kişi tarafından "işi ehline vermek" diye. Ama nerde. büyüğe vefa sözde kaldıktan sonra. Ha ne diyorduk, işi bilmeyen yaptığında o iş yanlış yapılır anacım. Herşey yanlış olur. İşi yapamadığında kapatmak için işi yanlış yaptığını göreceklerin gözünü başka yere çevirtirsin onları kayırarak. Adam ayırırsın. Yaltakçı olursun. İşler olmazken oluyormuş gibi edersin. İşte o zaman da yaşadığın ve memleketin en büyüğü olan şehrinin yüzde altmıştan fazlası kaçak olur. Şehrin diyorum, tüm şehrin. Eğer bunun farkına varırsan çok daha net görmeye başlarsın bizle en patlayanından maytap geçildiğini. Adam işini yapamıyor ki, yetişemiyor. Belki yetişmek istemiyor ya da yetişirse başkalarının ayağına basıyor olacak, o kadarı hak almak olacağından girmeyeyim ama arkadaş... ne diyeyim. Tüm şehrin... hepsinin... yarıdan fazları aslında şehircilik adına yürümesi gerektiği gibi yürümemiş. Yok olması lazım aslında. Şehrin bu kadar büyümesine birşey demem ama sen bu büyümeye nasıl yetişemezsin arkadaş. Hadi bu bahsi de kapatıp daha derine inelim. Bu iş bilmezlik ve yapamamazlık neden kaynaklanıyor diyelim.

"Eğitim şart" diye alay klişeleri üretti değil mi bu toplum, sağolsun. Biz bunu alay konusu ederken adam aldı başını, başörtüsünü yürüdü. Eğitim şart evet gerçekten, biz bunu alay konusu olarak irdelerken aslında daha "evet şart" ve "hayır şart değil" arasında bocalamakta olduğumuzu kaçırdık. Aslında bu noktayı çoktan geçmiş ve nasıl eğitim demeye başlamış, çözmüş ve uygular olmadı idik. Uygular olmalı idik ki o iş bilmez iş yapıcılarımız iş bilir insanlar olaibilsinler eğitimleri süresince. Ama olmayınca olmuyor. Hiç bir yapı beklemez ki senin ona yetişmeni, o gider, sen seğirtirsin arkasından. Olayı yönetemezsen ezilirsin işte. Kriz yönetimi okumak lazım. Ha ben okumadım ama kırbadan sallasam tutar sanırım: "Her şeyde ve her yerde olduğu gibi, sosyal yapılarda da hiç bir zaman boşuk oluşmaz, boş bırakılan yer hep doldurulur alternatifi tarafından". Sen konuyu yönetemezsen başkası yönetir, sen eğitemezsen istediğin gibi, başkası eğitir, sen konuşmazsan başkası konuşur, sen yazamazsan başkası yazar. Sen hakkı hukuku dağıtamazsan başkası dağıtır ya da dağıttırır, sen özgürleşemezsen, gelir biri, özgürleştiriverir makattan. Biz buna da başka birşey diyoruz ya gerdek ve dış kaynak kullanımı ile ilgili, şimdi demeyeyim burada düzünü, ayıp oldu, daha çok olacak.

İşini doğru yapan adam üretmeliyiz(biliyorum sert ama adama ürün gibi yaklaşmak, onu bile beceremedik daha)
Toplum denen saat çok ama çok karmaşık bir dişli sistemi. Ağır yürür. Çok uzgörülü, çok planlı hareket etmek gerekir. Yoksa boş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya. Bakın yine toplumla ve eğitimsizlikle ilgili trajik birşey söyleyip mızırdanmayı bırakayım bu seferlik: Biz memleket olarak yaşamamız için gereken enerjinin yüzde kırkbeş kadarını sadece ve sadece ekmekten alırmışız. Bunun da lafı var hani ekmek yemezsem doymam diye, o hesap. Ama aynı zamanda her gün ürettiğimiz on ekmeğin birini çöpe atarmışız. Komik değil mi. Hani sıçana kadar yiyor da arttırıyor olsak hepimiz, anlayacağım, sadece işini bilmeyen fırıncılarımız var, ellerinin ayarı yok diye ama, acımızdan geberiyoruz, o da ortada. Demek ki sorun var toplumsal olarak da işbilmezlik dışında. (Acaba batının ahlaksızlığını aldıktan sonra mı elde edildi bu oran. Ahlak eğitimimiz çok mu iyiydi.) Onda bir az göründü değil mi. Şöyle anlatayım, her gün 13 (yazı ile onüç) milyon adet ekmeği çöpe atarmışız. Kutsal olanı hani. Yere düşünce öpüp başımıza değdirdiğimiz ve en azından kuşlar yesin diye duvara koyduğumuzu. Onüç milyon somun.

Afiyet olsun.

Not: Sayıları net hatırlamıyorum, onüç değil de oniki ya da onbeş olabilir. O kadarı için affedin.


1 Şubat 2008 Cuma

Gündem dışı

uzlaşmak
(nsz)

    Aralarındaki
düşünce veya çıkar ayrılığını, karşılıklı ödünlerle kaldırarak uyuşmak,
karşılıklı anlaşmak ve mutabık kalmak, antant kalmak:
       "O vakit politika ile mücerret ilmi birbiriyle gayet kolay uzlaşır şeyler sanıyordum."- R. N. Güntekin.




çatışmak
(nsz, -le)

1 .     Birbirine çatmak veya çatılmak:
       "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı."- Y. Kemal.
2 .     Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak.
3 .     Karşılıklı vuruşmak.
4 .     Kavga etmek.
5 .     Deve ve köpek çiftleşmek.


çelişmek
(nsz, -le)

    Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirlerine ters düşmek, tutarsız olmak, mütenakız olmak.


çekişmek
(nsz, -le)

1 .     İki yönünden karşılıklı çekmek:
       "Halat çekişmek."- .
2 .     Bir şeyi birbirine karşı çekmek:
       "Bıçak çekişmek."- .
3 .     Aralarında ad, niyet, kâğıt veya piyango çekmek:
       "Kura çekiştiler."- .
4 .   mecaz  Ağız kavgası etmek:
       "Seninle çekişmek lazım, büyük hareketlerin manasını anlamıyorsun."- P. Safa.
5 .   mecaz  Üstün gelmek için karşılıklı çabalamak:
       "Takımımız birincilik için çekişiyor."- .


ve ayrıca

ödün
isim

    Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme, ödünleme, ivaz, taviz:
       "Kalabalığa verilen her ödün, verenleri kendi benliğinden, kişiliğinden uzaklaştırıyor."- N. Cumalı.


ivaz
isim, eskimiş Arapça ¤ivaø

1 .     Ödün.
2 .    hukuk  Edim.
3 .     Karşılık:
       "Bugün canım yolda koyam, yarın ivazın veresin."- Yunus Emre.




Not1: Tanımlar tdk.gov.tr'den.
Not2: Bi de: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=haci+ivaz+pasa

27 Ocak 2008 Pazar

Karmaşık basitlik


  • Bulaşık
  • Kahvaltı
  • Çamaşır
  • Bulaşık
  • Süpürge
  • Toz
  • Banyo...
  • Gaz bitti mınakoyiğm, ara.

Gaz almaya gittim sonra, e şehre inmişken de Güveç'e uğramamak olmazdı. Gittim. Erol abi pazara çıkmış, bekledim. Beklerken Nurcan hanım altı aydır oraya gitmediğimi iddia etti(sanırım kendisi Merih zaman birimlerine göre konuşmakta) ki bu iddiası oradaki birçok arkadaş tarafından yalanlandı. Zira daha hafta içi orada idim seferi bir arkadaş ile birlikte. Ha bu arada, allahtan beğendi yemekleri de mahçup olmadık. Selam ederim buradan ona.

Nurcan hanım "benim misafirimsin" dedi, bir ısırganlı sac böreği yuvarladım. Halbuki sadece çay içip Erol abiyi bekleyecektim. Benim misafirimsin demek, para vermeyeceksin demek oluyor. Buradan Nurcan hanıma da teşekkür ederim.

Sonra Erol abi geldi pazardan, kestaneyi altı liraya, cevizi de on liraya almış. Ceviz kabuklu tabi. Oracıkta katır kutur avcumuzda kırarak denedik cevizi, tamam. Güzel. Erol abi gelince Nurcan hanım gitti.

İnsanların tüketilmesi gibi üzücü bir başlık koyabileceğimiz bir paragraf konuştuk üzülerek. Onu geçtik, klasik yemek konularına geldik. Mesela yemeğin tuzu. Kapama mesela, et, tuz ve karabiber. Su bile yok. Sadece bu üç malzeme nasıl olur da bu kadar hoş tat olur dedik. Menünün en tuzlu yemeği, ama bu tuzun altını da kaldırmaz, olacak o kadar dedik. Bu kadar basit tarif ölçünün hassaslığı nedeni ile nasıl bu kadar karmaşık olabilir, nasıl bu kadar uzun konuşulabilir ve hatta aşağı bakarsanız bu kadar sene sonra nasıl olur da bizim deneyimize konu olabilir hala, diye şaşırdım kendi kendime.


Burada utandığım için aynı fotoğrafı iki kez koymadım. Ama siz bilin ki bu üstteki tabak yetmedi üç çatala, aynısından bir tane daha sıyırdık. Kapamaya saygı duyduktan sonra Kütahya Güveci'ne geldi sıra. Bakınız, aynı görüntü.



Bu tabak sonunda da yemeklerin uyumu, sırası ve dengesi olduğu kararına ulaştık. Herşey herşeyle yenmez, herşey heryerde yenmez dedik. Bir yemek adabı, kültürü, mantığı vardır dedik. Mesela burada biz "keskinlik dengesi" kavramını yumurtlayalım da okuyan süslü blog sansın, hehe. Neyse muhabbeti bitirip kaçarken gayri ihtiyari soluma baktım, dolap. İçinde de sıra sıra bana bakan Niğde gazozları. Kaptım birini, "çalıyorum bunu" dedim, "hesaba yazıverin"



Geldim eve, gaz kontörünü yükledim. (Ankara'da bazı doğal gaz sayaçları ön ödemeli. Bir kart var, ona kredi yükletiyorsun, onu da getirip sayaca sokuyorsun. Çok seksi.

Madem gazım var, osurayım...
...
demedim. (ayıp hem)
Banyoyu sürttüm, sonra da banyo yaptım. Aha bu yazıyı da yazıp günü tamamlıyorum, mesudum.

Not1: Doğan gaz kartının, sayacının, borusunun, şofbenin, gaz dağıtım şirketinin vb. kadın olmamasından ve dolayısı ile cinsel organı olmamasından mütevellit, en yukarıda ettiğim küfrün muhatabı yoktur. Havaya edilmiştir. Mağduru olmayınca hukuki olarak suçu da yok. (sanırım)
Dünyevi durum bu. Küfretmek günahsa ayrıca, aha o da benim. Üçüncü şahısların bilgisine.
Not2: Boğaz mı direkler mi dedim, boğaz sanki daha popüler olacak gibi. Hem ayrıca Güvec'i de, bu sınıfı da ihmal ettik yazılarda, Boğaz olsun.


26 Ocak 2008 Cumartesi

Didiy

Doğru işi yapmak
İşi doğru yapmak

İşi doğru yapmak
Doğru işi yapmak

Doğru işi yanlış yapmak
Yanlış işi doğru yapmak

Yanlış işi yanlış yapmak

Doğru işi doğru yapmak
Doğru işi doğru yapmak
Doğru işi doğru yapmak

Yapmamak
Yapmamak
Yapmamak

Yapmamak?