Genelde sıradışı olanı yadsırız. İstemeyiz yakınlarımızda. Aykırı olanı dışlayıp kendimiz gibi olanı yakın tutmaya çalışırız.
Biz diyorum, çünkü tehlikeli olan genelleme işine daldım. Kendimi de sokayım ki dışlamayın.
İşteş fiilleri paylaşırız. Hiç anarşist fiilimiz yoktur. Varsa bile kesinlikle salona girmez. Arka odada kendi başına bırakırız. Üstüne de örtü örteriz belki misafirler gidene kadar saklı dursun da istersek açalım diye. Toplum bu aynılaştırma süreci ile kendini besler. Sadece topluma saldırmıyorum. Zaten saldırmıyor, tespit yapmaya çalışıyorum gecenin bu saatinde dumanlı kafayla. Her türlü örgütlenmenin gereği budur. Birçok şeyin ortak olması gerekir, emeller gibi. Çıkıntılar törpülenir(Simler dökülür demiştik bu törpü işinden bahsederken bir ara) ve şablona uydurulur herşey.
Bu kötüdür diyemem. Aksine iyi çalıştığı çok zamanı gördüm. Görmeyip de okuduğum ve takdir ettiğim örnekler de var. Hatta bir ara bir adam, ikinci adama birşey göstermek için laleler dışındaki tüm çiçekleri söktürmüş güzelim bahçede. Oluyor böyle şeyler. Ama bu benim konum dışında şu anda.
Aynı olanı sevip, isteyip farklı olandan kaçmak, aynı olana yakın durup, farklıyı uzakta tutmak bu sefer takıldığım şey.
O korunaklı alan ile tamamen aykırı ortam arası çok uzak diye düşünülür hep. Zaten korunmanın sınırı olmamasının sebebi de o uzaklığın hiçbir zaman tam olarak bilinememesi, hep daha da büyütülmek istenmesidir. İnsan kendi içine göçtüğünün farkında değildir bu korunma refleksini abarttıkça. Herşeyden her yönde uzaklaşmanın kendisini, kendi şişirdiği küresel balonun tam ortasındaki nokta haline getirdiğinin, hem zaten hayatın öklid geometrisine uygun işlemediğinin farkında değildir işte insan. O korunaklı bölgedeki noktalar, yani güvendeki insancıklar aynı tiplerin birbirini ittiğinin, birarada kalabilmek için insan algısının çok ötesinde çekirdek enerjilerine ihtiyaç olduğunun, bu enerjinin stres, prozac, aldatma, tatminsizlik, doyumsuzluk, obezite, alerji ve bunlar gibi bilumum çağdaş arızalar olarak götlerinden çıkmaya çalışırken bağırsaklarının son kısımlarını dışarı sarkıttıklarının farkına varamazlar.
Ama işte hiç zor değildir. Korkulacak da birşey yoktur. Tek bir adımda sınır oradan kalkıverir. Tek bir adımla başlar uzaklığın eritilmesi. Bir tek adım başlatır süreci. O tek adım farklılıkları da ortadan kaldırır. Ayrı değil de aynı olunduğunun görülebilmesi için, dövmeli ya da piercinglinin de sabah uyanmak için kahve, akşam ısınmak için çay içebildiğinin farkedilmesi için, Türkçe bilmeyenin de simitle ayranın güzel gittiğini tecrübe edebileceğine inanmak için, çöpte teneke toplayanın da parmağı kesilince canının yandığını, Avustralya'ya güzel sanatlar okumaya giden ve geceleri de marka güneş gözlüklerini çıkarmadan gezen ve önceden işçilerin kullandığı özelliksiz düz renk naylon bota moda olduktan sonra yüzlerce dolar veren balyajlı kızın da dedesi öldüğünde ağladığını, içinin acıdığını bilmek için o bir tek adım yeter. Ya içinde ya da dışında olmak gibi bir zorunluluk yoktur. Bir adımla ayağın biri içeride, biri de dışarıda olabilir.
Aslında herkes bir adımlık mesafede, uzanınca tutunuverecek ya da tutuverecek uzaklıktadır.
Hayır; uzaklıkta değildir, yakınlıktadır.
Evet, o kadar yakındır işte.
Uzanana.
Biz diyorum, çünkü tehlikeli olan genelleme işine daldım. Kendimi de sokayım ki dışlamayın.
İşteş fiilleri paylaşırız. Hiç anarşist fiilimiz yoktur. Varsa bile kesinlikle salona girmez. Arka odada kendi başına bırakırız. Üstüne de örtü örteriz belki misafirler gidene kadar saklı dursun da istersek açalım diye. Toplum bu aynılaştırma süreci ile kendini besler. Sadece topluma saldırmıyorum. Zaten saldırmıyor, tespit yapmaya çalışıyorum gecenin bu saatinde dumanlı kafayla. Her türlü örgütlenmenin gereği budur. Birçok şeyin ortak olması gerekir, emeller gibi. Çıkıntılar törpülenir(Simler dökülür demiştik bu törpü işinden bahsederken bir ara) ve şablona uydurulur herşey.
Bu kötüdür diyemem. Aksine iyi çalıştığı çok zamanı gördüm. Görmeyip de okuduğum ve takdir ettiğim örnekler de var. Hatta bir ara bir adam, ikinci adama birşey göstermek için laleler dışındaki tüm çiçekleri söktürmüş güzelim bahçede. Oluyor böyle şeyler. Ama bu benim konum dışında şu anda.
Aynı olanı sevip, isteyip farklı olandan kaçmak, aynı olana yakın durup, farklıyı uzakta tutmak bu sefer takıldığım şey.
O korunaklı alan ile tamamen aykırı ortam arası çok uzak diye düşünülür hep. Zaten korunmanın sınırı olmamasının sebebi de o uzaklığın hiçbir zaman tam olarak bilinememesi, hep daha da büyütülmek istenmesidir. İnsan kendi içine göçtüğünün farkında değildir bu korunma refleksini abarttıkça. Herşeyden her yönde uzaklaşmanın kendisini, kendi şişirdiği küresel balonun tam ortasındaki nokta haline getirdiğinin, hem zaten hayatın öklid geometrisine uygun işlemediğinin farkında değildir işte insan. O korunaklı bölgedeki noktalar, yani güvendeki insancıklar aynı tiplerin birbirini ittiğinin, birarada kalabilmek için insan algısının çok ötesinde çekirdek enerjilerine ihtiyaç olduğunun, bu enerjinin stres, prozac, aldatma, tatminsizlik, doyumsuzluk, obezite, alerji ve bunlar gibi bilumum çağdaş arızalar olarak götlerinden çıkmaya çalışırken bağırsaklarının son kısımlarını dışarı sarkıttıklarının farkına varamazlar.
Ama işte hiç zor değildir. Korkulacak da birşey yoktur. Tek bir adımda sınır oradan kalkıverir. Tek bir adımla başlar uzaklığın eritilmesi. Bir tek adım başlatır süreci. O tek adım farklılıkları da ortadan kaldırır. Ayrı değil de aynı olunduğunun görülebilmesi için, dövmeli ya da piercinglinin de sabah uyanmak için kahve, akşam ısınmak için çay içebildiğinin farkedilmesi için, Türkçe bilmeyenin de simitle ayranın güzel gittiğini tecrübe edebileceğine inanmak için, çöpte teneke toplayanın da parmağı kesilince canının yandığını, Avustralya'ya güzel sanatlar okumaya giden ve geceleri de marka güneş gözlüklerini çıkarmadan gezen ve önceden işçilerin kullandığı özelliksiz düz renk naylon bota moda olduktan sonra yüzlerce dolar veren balyajlı kızın da dedesi öldüğünde ağladığını, içinin acıdığını bilmek için o bir tek adım yeter. Ya içinde ya da dışında olmak gibi bir zorunluluk yoktur. Bir adımla ayağın biri içeride, biri de dışarıda olabilir.
Aslında herkes bir adımlık mesafede, uzanınca tutunuverecek ya da tutuverecek uzaklıktadır.
Hayır; uzaklıkta değildir, yakınlıktadır.
Evet, o kadar yakındır işte.
Uzanana.
