31 Aralık 2006 Pazar

Yalnız yaşamak


Yalnız yaşamak, hayatı elektronik yaşamaktır. Yüzyüze hayat azalır. Yanılmayalım, telefon gerçek değil, elektroniktir. Sadece on yıl öncesini hatırlayalım.
Yalnız yaşamak, ilk elele bayramlaşmayı kapıcı, güvenlik görevlisi ya da belki bakkalla yaşamaktır ... inşallah.
Yalnız yaşamak uzak olmak, uzak durmaktır.
Yalnız yaşamak klasik cemiyet hayatını terketmek, yeni hayat tarzı kurmaktır. Bu anlamda köküne kendi kendine balta vurmaktır.
Yalnız yaşamak sertleşmektir, keskinleşmektir. Bileylenmek, saflaşmaktır. Yine, yani katışmamak, karışmamaktır.
Yalnız yaşamak "tek başına" ile "yalnız başına"nın ve hatta "bir başına"nın aynı anlamı verdiğini öğrenivermektir.
Yalnız yaşamak kendi direklerini dikmektir. Çoğu sosyal direği de belki reddetmektir.
Dolayısıyla da dışlamak, dışlanmaktır.
Uymamak, uyamamak, uyum sağlamamak, sağlayamamaktır.
Yalnız yaşamak "ehven-i şer" i anlamaktır. Bu yalnız yaşamanın kuralı değil, hayatın kuralıdır.
Bu anlamda yalnız yaşamak, hayatı daha hızlı, yekten, kafadan anlamaktır.



Not: Bu yazı, yazı olarak değilse bile içimde beklemiştir uzun süre, herhalde uygun dem bu demdir.
Not2: Yalnız yaşamak dalya yazısını yalnız yaşamak üzerine yazmaktır. Sonra da acı acı gülmemektir.


29 Aralık 2006 Cuma

Demirden Değiliz

İnsanız, kırılganız. İnciniriz.

Bunun içindir ki, diğer her insan olanlarımızın cebinde; yara bandı olacak kadar hoşgörü,  iyi niyet, ve bunun gibi erdemler hep bulunmalıdır.

Lazım olur, kullanırız bir gün.




25 Aralık 2006 Pazartesi

Göz contası


Gözyaşın en az kanın kadar değerlidir. Dikkatli harcamalısın.


Aslında yazı bu kadar olacaktı ama erkekadam'lara da birşey diyesim geldi:

Yaranı kendi başına sar, kanını kendin durdur.



24 Aralık 2006 Pazar

Yalandan bisiklet yazısı, reklamlarr

Evet, evet. Tamam, yazmadım. Çünkü binmiyorum. Ama bu yazı sınıfı diğerlerinden çok aşağı kalmamalıydı. Ben de uyduruktan bir sebep bularak ek yapıyorum işte...

Dükkanı taşıyacaz. Eve daha yaklaşacak. Benim Kron (bisikletin markası yahu-ama standart değil Suna ve Haldun sayesinde hoyt kotür bisikletim var ) dükkanda ya. Onu alıp eve getirecem hayırlısıyla. Ama ne zaman yapacağımı bilmiyorum. Ayrıca bu işi kesinlikle binerek değil arabaya söküştürerek (bisiklet rahatça sökülebiliyor, onu diyorum) yapacağım.



Dikkat, yanlış anlaşılmasın dükkanın taşınması uyduruk bir iş değil, benim bu yazıya sebep etmem uyduruk bir iş.

Aha bu da böyle bir yazı oldu işte.

23 Aralık 2006 Cumartesi

Gemicilerin kafaya vurduğu

Sabah yolda radyoda denkgeldim, didikledim didikledim mepeüç bulamadım. istemesem de sözlerini yapıştırıyorum, anladığım şekline çevirerek...

gemiciler kalkalım, şu yelkeni takalım

şişirip de yelkeni, sırt üstüne yatalım

kızılırmak başına, şu ırgatı atalım

tutalım balık havyar, keyfimize bakalım


kaptan attık ırgatı, sen de tut ha bu gatı

gel girelim ırmağa, esecek ha şu batı

gemici uşakları, deniz başımın tacı

yoklayın şu ırgatı, inşallah çıkar acı


çeekiin uuşaklar çekin

heemeen aaldık ırgatı

geeliyor bir sert poyraz

vuuralım iki katı
 
ismail ?? burada??, hasan geçsin çördeye

? coştum arkadaş coştum, biraz çalam kemençe

dağı aldı bir duman, oh hava güzel yaman

doğru yürü?? ah gelin, bayıldım aman aman




Türkü bu, webde didikleyince söz varyasyonları, söyleyen, derleyen falan bulunabiliyor.

Benim derdim o değil. Çekin uşaklar çekin diye başlayan kısmı bugün dinlerken insanın doğa ile kavga etmediği, idare ettiği, ve belki bükemediği bileği çevirip öptüğü delikanlı zamanlar(eğer vardı ise, hatta; varmıştır be) geldi aklıma.
Bildiğim değil, sadece öyle sandığım zamanlardan bahsediyorum.

Akıl boş duramıyor ya; bir de, "içinde bulunduğu hayattan, olduğu kadarıyla zevk almak" da esti türkünün içinden bana doğru. Tabi Ankara'nın esintisi keskindir, gözleri yaşartır,
öylesine.

21 Aralık 2006 Perşembe

Durum

Ziyaretçilerin ayağı kesilmiş buradan. İstatistikler de öyle diyor. Kısmet...


18 Aralık 2006 Pazartesi

Niye Dedi


Bu sınıfta elle tutulur yaptığımız bir şey ne ile nasıl'ı kapıştırmak oldu. Biraz önce fikrim geldi, bu işin bu kadar basit olmadığını farkeden çakralarım açıldı.

Karşınızda biri var, konuşuyor. Dert ettiğiniz şeylere bir bakalım:
  • "Ne dedi şimdi bu": Bana ne anlatıyor, ben ne anladım.
  • "Nasıl dedi": Suratını ekşitti mi, telefonla mı dedi, skype'da mı dedi.
Bunları biliyoruz, ağır aksak irdeledik geçmiş yazılarda biraz. Bugün aklıma pörtleyen şey ise "niye dedi" kısmı. Bunu dedi ama, derken gizli amacı neydi, ne anlamamı istedi. Hangi derdini aktarmak istedi bana. Laflarının altında yatan satır arası cümleler nedir. Bunları derken ne sokuşturuyordu, nereye ulaşmak için bu cümleyi kurdu, ben ne anlamalıyım aslında.

Hedefin ne dediği ile nasıl dediğine bakıp niye dediğini anlamaya çalışarak geçiyor iletişim hayatımız.


Not: Bu yazı, çaktırmasa da bir devam yazısıdır. Lütfen ihtiyaç duyulan kavram tanımları için geçmiş iletişim sınıfı yazılarına bakınız.