11 Ağustos 2009 Salı

Vay anam vay, Neler olmuş: Mavi Yolculuk 2009

Vay anam vay serisinin günümüzle eşzamanlanabilmesi için bu yazıyı da yazmam zorunlu idi efendim. Tek sebebim bu, yoksa kesinlikle çatlatma amacı gütmemekteyim kimseyi.
Size bir haftalık bir tekne tatili anlatacağım, dolayısı ile yazı biraz uzun olabilir. Şimdiden bunun için özür dileyeyim. Zaman dilimimiz 1-8 Ağustos 2009 oluyor. Ha tabi yalan yok, bu haftadan önce de bir hafta memlekette idim, Antalya'da. Onu ayrı bir yazı yapmadım, zira Antalya dediğime bakmayın, evden çıkmadım, denize gitmedim.

Dolayısı ile gelelim biz tekne tatilimize. Efendim tekne dediysem, size üç sene önce anlattığım tekne tatili gibi bir tatil değil bu seferki. Bu sefer mavi yolculuk teknesi. Nedir derseniz ufak gugıl araştırmaları sizi kesecektir. Ama ben kendime göre kitabi bilgi vereyim bizim misafiri olduğumuz tekne hakkında. Adı G Harun. Kaptanımız Halil Kaptan'ın (Dereli Halil) verdiği bilgiye istinaden; 1998 inşa, 1999 suya iniş, 26 metre boy, 6.5 metre en, 350 beygir makina, 8 misafir kamarası olan; keç ya da ayna kıç tabir edilen modele/inşa tipine sahip bir tekne bu. İki direği ve direklerinde yelkenleri bulunan ama hiç yelken kullanmayan, seyrini sürekli motor ile yapan bir güzel. Gulet diye de duymuş olabilirsiniz ki biz de öyle biliyorduk, gulet ile keç arasındaki nüansı kaptanımız anlattı, sağolsun. Bozburun'lu kaptanımızın Bozburun'da yapılan teknesi bu tekne.

Yine üç sene önceki tekne yaşamına göre de farklı bir tarz var bu türde. Siz bu sefer sadece misafirsiniz. Üç ya da dört adet personel var tekne üzerinde sizinle beraber ve onlar sizin hayatınızın idamesi(yemek, içmek, sıçmak vs.), konforu, gezinin sürdürülmesi için sürekli çalışıyorlar. Bizim örneğimizde Halil Kaptan'ın yanında eşi Bedriye Hanım, kızları Simge ve gemicimiz Dursun vardı personel olarak. Yani bu sefer spor değil, ciddi ciddi tatil yaptık.

Güzergah seçimi hakkında bilgi vermeden önce ufak bir not da ekleyeyim. Bu tür bir mavi yolculuk tatilini, tatil satan firmalardan "kabin kiralamak" adı altında istiyorsunuz genelde. Atıyorum, siz iki kişisiniz, bir adet kabin kiralıyorsunuz ve daha önce tanışmadığınız bir grup insanla firmanın çoktan seçmeli olarak sunduğu bir güzergahta mavi yolculuğunuzu yapıyorsunuz. Genelde standart güzergah, rota, standart yemek menüsü falan oluyor pakette ve hesaplı oluyor. Neye göre hesaplı derseniz, anlatacağım. Ona gelmeden önce şeyi de söyleyeyim, tatilin zamanı konusunda, daha esnek ve geç karar verme şansınız var bu tür planlamada.
Anlatamadım, şöyle söyleyeyim, eğer kabin kiralarsanız tatile az süre kalsa da seçeneğiniz oluyor. Biraz sonra anlatacağımız ve bizim uyguladığımız diğer yöntem böyle değil:

Tatilin tüm katılımcılarını ayarlayıp tüm tekneyi kapatmak.
Evet alternatif bu. Bu şekille paket güzergahların dışında bir seçim yapma şansınız oluyor. Konusu gelmişken onu da açalım. Kabin kiralama, ya da charter denilen şekilde size -ne bileyim- Bodrum-Gökova ya da Marmaris-Fethiye gibi sabit rotalar seçtiriliyor. Kapatma işinde ise mantık çerçevesinde kalmak koşulu ile karar siz ile kaptan arasında. Mesela bizim talebimiz benim tekne üzerinde anladığım ve katıldığım şekliyle şöyle oldu: Marmaristen çıkalım, Datça yarımadasına doğru gidelim, kaptan da bizi sakin, temiz, tenha koylarda gezdirsin. Ha ilk bakışta çok akla yatan bir şekil gibi gelse de bazı sıkıntıları var. Mesela en büyük sorun tekneyi kapatacak kadar kişiyle örgütlenebilmek. Ve bunu erken yapabilmek. Çünkü böyle özel kiralanan teknelerin sezonu çok erken doluyormuş. Yine mesela, biz bu anlattığım tatili Mart 2009'da planladık. Sonracığıma daha pahalıya gelme ihtimali var tatilin. Diyelim ki tam tatile gideceksiniz, zaman gelmiş, iki arkadaşınız elde olmayan sebeplerden iptal etmek zorunda kaldılar. Bu size mali olarak yük bindirebilir. Bunun yanında güzergah eğlence olmaktan çıkıp ciddi planlanması gereken bir sorumluluk halini alabilir. Bir hafta boyunca yenilecekler, içilecekler yine ciddi ciddi oturulup mesai harcanması gereken iş kalemleri. Herkesin gönlünün edilmesi parantezine alın tüm bu paragrafı. Zor iş. Sağolsun Gökhan'ımız hepimizin yerine bu işi/stresi yüklendi. Belki kendi tatilinden o kadar keyif alamadı ama bu kadar gönlü hoş tuttu, hayır duaları aldı :)

Örgüt başımız Gökhan yemek ve içecek konusunda çok önceden planlarını yapmıştı. Kendisi -sanıyorum- 5-6 yıldır yaz tatillerinde tekne gezisi yapan biri. Alışverişimizi kasap, manav ve market diye üç parçaya ayırmış. Market'in içinde alkol de var ve önceden bir zincir markete sipariş edildi. Ha o ünlü market işi şahsen benim kontrolörlüğümün berbatlığının da desteği ile eline yüzüne bulaştırdı ama, toparlayıp gecikmemeyi başardık. Kasap ve manav alışverişi listesini de önceden hazırlamıştı Gökhan, tekneye çıkış günü kaptan ile birlikte gidip satın aldık.
Kasap alışverişi derken önemli bir ayrıntı aklıma geldi. Bozburunlu teknelerde mangal var hacım. Evet evet, koca teknenin sırtında, baş kısmında kocaman bir mangalı tatilimizin -sanırım- üç gecesinde yakıp takıp bize ızgara et/köfte/tavuk şeklinde sundu kaptanımız, o da sağolsun.

Uzunca bir girizgahtan sonra artık nerelere gittik diye bakmanın vakti geldi sanırım. Çok hızla bakmak isterseniz harita şöyle:
(Haritanın en altındaki bağa tıklayp geniş geniş de bakabilirsiniz. Ha geniş geniş bakarken her noktanın yorumlarını da okuyun lütfen. Emek var orada :) )



Mavi Yolculuk rotasını daha büyük haritada görmek için tıkla.


Haritada noktaları birleştir oyunu hazırladık sizin için. My01'den başlayan yolculuğumuzun tarihleri, saatleri her bir noktanın yorum kutusunun içinde, korkmadan tıklayın bi kere o iğnelere, açılacak o balon. My02, My03 diye ilerliyor ve tekrar My22'ye döndüğümüzde de bitiyor gezi. Meraklısı için konum koordinatlarını, isimleri ve ufak notları buraya da alıyorum:

36.851322,28.276066 MY01 Marmaris
36.733635,28.295834 MY02 Kadırga Koyu
36.573261,28.012407 MY03 Bozuk kale
36.611290,27.975084 MY04 Oğlan Boğuldu
36.677916,27.969814 MY05 Çanak koyu
36.754036,27.893610 MY06 Aktur
36.753048,27.943645 MY07 Elmalı(Dimitri) koyu
36.753094,27.965687 MY08 Heybeli koyu
36.760384,28.016596 MY09 BencikX
36.780125,28.043882 MY10 Bencik içi
36.720032,28.031364 MY11 Koca Ada/Germe korfezi
36.703693,28.042431 MY12 Germenin dibi çöp bıraktık
36.709869,28.094315 MY13 Selimiye
36.705578,28.027517 MY14 Kuzbük
36.693817,27.989719 MY15 Ginnit bükü
36.671291,28.014980 MY16 Tavşan bükü çekek yeri
36.671856,28.027422 MY17 Bozen
36.688053,28.045521 MY18 Bozburun
36.671986,28.027336 MY19 Bozen
36.576553,28.047081 MY20 Serçe Limanı
36.731403,28.294477 MY21 Kadırga Körfezi
36.850542,28.275445 MY22 Marmaris

1 AĞU CTS
1530 Marmaris marina (MY01) çıkış. Erzak ikmalinde sorun.
1700 Kadırga koyu (MY02) varış. Geceleme. Mangalda tavuk. Sabaha karşı iyi rüzgarla uyuduk.

2 AĞU PAZ
1000 Kadırga koyu çıkış.
1130 Bozukkale koyu (MY03) varış. Öğlen yemeği molası. Alışveriş, çaput.
1515 Bozukkale çıkış.
1620 Oğlan boğuldu koyu/adası (MY04) varış. Çay molası. Manyak gibi adayı yüzerek döndük. Tatilin ilk balığı Nesliş tarafından tavuk desteği ile tutuldu.
1745 Oğlan boğuldu'dan çıkış.
1820 Çanak koyu (MY05) varış. Tek tekne biz. Kıyıda keçiler var. Balıkçılar geldi. Sabaha karşı gittiler. Boklu deniz. Gökhan gece denize girdi.

3 AĞU PZT
0940 Çanak koyu çıkış. Olta için açıktaki sığlıkta gezinti.
1120 Aktur önü (MY06) alarga. İkmal, ıvır zıvır. Gökhan Aktur'a karaya çıktı. Komşu koya yürüdü. Sonra yanarak geri geldi.
1210 Aktur'dan demir alış.
1240 Elmalı(Dimitri) Koyu (MY07) varış. Öğle yemeği molası. Acayip patlıcan musakka, yemekte. Oha pina. İnsan gibi değil. Çıkaramadılar. Nihan ilk denemesinde 7 adet kaya balığı tuttu ve ilk çekişinde çift tuttu.
1720 Elmalı koyu çıkış.
1745 Heybeli Koyu (MY08) varış. Geceleme. Oh, Ulaş ile Emre tekila punch yapmış.

4 AĞU SAL
1005 Heybeli Koyu çıkış. kahvaltı sonrası.
1100 Bencik koyu (MY09) varış. Eski Robinson otel ve önünde Dişlice adası görünüyor tam karşımızda. öğle yemeği molası. Barbunya ve kısır patlattık. Bencik kelimesi bulunduğumuz bölgenin genel adı sanırım. ya da bu koycuğun adı yok, kaptan kandırdı bizi. BencikX diyelim gitsin.
1640 Bencik içi'ne (MY10) bakış amaçlı hareket. Kotra ve motoryatlar var. MTA mekanı var. Kalmadık.
1705 Gecelemek için hareket. Emre'nin mayo denizde, onu aldık.
1745 Koca ada, germe körfezi, ingiliz limanı(MY11) varış.

5 AĞU ÇAR
0945 Çöp atmak için Germe koyunun dibine hareket.
1000 (MY12) varış.
1045 Selimiye önü (MY13) demir, alarga. İhtiyaç alışverişi.
1140 Selimiye'den demir alış.
1230 Kuzbük (MY14) varış. Öğle yemeği. Keçi var, kıyı var, iyidir. Abov etli biber dolması, peynirli börek, iyidir. Kıyıya çıktık. Ulaş'la arkeolojik keşif yaptık ama size söylemeyeceğiz.
1700 Kuzbük çıkış. Beş çayında sade lokma kızarttı Bedriye abla. Peynirle, balla, reçelle, yedik, yuttuk.
1725 Ginnit bükü (MY15) varış. Geceleme. Dursun nezaretinde trekking! yaptık. Patikalardan, kayalardan aştık. Bağa, bahçeye vardık. Dalından incir, üzüm yedik.

6 AĞU PER
1000 Ginnit bükünden demir aldık.
1100 Tavşan bükü çekek yeri (MY16) önünde alarga. İncir ikmali.
1145 Bozen (MY17) demir attık. Öğle yemeği molası. Restoran yıkıntısı gezdik. Yıkıntılarda sandalye bulduk. Botla getirdiğimiz biraları içerek poz verdik sahilde sandalyeler üzerine. Yuh bize. Oğuz Yılmaz cd'si ile göbek attık Zeynep'le karşılıklı.
1500 Bozen'den demir aldık.
1630 Bozburun limanına (MY18) kıçtan kara. Su ikmali, ufak alışveriş. Bozburun içinde gezdim. İskele mahallesi, sahil, tepebaşı caddesi vb.
1715 Bozburun limanından demir aldık.
1800 Tekrar Bozen'e (MY19) geldik. Geceleme. Bolca yüzdük, bolca bot çektik.

7 AĞU CUM
09xx Bozen'den çıkış. Hedef Serçe limanıymış. Gökhan siftahı poşet balığı ile yaptı. Maşallah.
1115 Serçe limanı (MY20) demir attık. Öğle yemeği molası.
1505 Serçe limanı demir alış.
1700 Kadırga koyu (MY21) demir attık. Geceleme. Kaptan koy içinde yüzeyde kılıç balığı gördü. Sandalla peşine düştüler, vuramadılar. Sabah yine deneriz dediler. Son gece, toplanma.

8 AĞU CTS
0745 Kadırga koyu demir alış. hedef Marmaris.
0900 Marmaris marina (MY22) kıçtan kara. Tatil sonu.


Foto hani derseniz, onu da daha elime geçmedi, hem bende görsel yaklaşım az, biliyorsunuz diye cevaplarım. Hem geçen seferki tatilin de fotosu sonra gelmişti, biliyorsunuz.


Not1: Koordinat bilgileri ve harita için Tufan'a teşekkür ederim.
Not2: İlk kez böyle bir tatil yaptım, heyecanlandım, uzun yazdım. Kusura bakmayın.
Not3: Merak edilen bir konu varsa yorumlarda yazışalım.
Not4: Tekrar tekrar, Gökhan'lara teşekkür ederim.

9 Ağustos 2009 Pazar

Vay anam vay, Neler olmuş: Beypazarı

Evet taşındım ama o hengamenin arasında bana ziyarete gelen annem ve babamı bir kere bari gezdirmeden bırakmadım. Hedefimiz günübirlik Beypazarı idi. Yolu ilk kez almama rağmen yorulmadım zira sadece bir birbuçuk saatlik bir sürüş. Bir on dakika kadar yol çalışması var burada da. Sağolsun hökümetimiz, açılım atılım matılım diye afedersiniz bellenmedik şehirlerarası yol kalmadı. Çalışmanın öyle bir aşamasına yakalanmışız ki beyaz arabamız beyaza bulandı, bir acayip oldu. Neyse, onu geçelim de yolda giderken Ayaş'ı, domatesini, sebzesini belledik. Dönüşte bakarız dedik. Beypazarı'na varıverince ama şehir merkezine gelmeden sağa -sanırım- Kıbrısçık yoluna saptık. Birkaç kilometre içinde yolun soluna sıralanmış işletmeleri bulduk. Amacımız kahvaltı ile öğle yemeği arası birşey yapmak. Bu yol İnözü ismindeki bir vadinin bir yamacında ilerliyor ve burası da dolayısı ile İnözü Vadisi. Bu geziyi plansız yaptığımız, ön hazırlığımız olmadığı için ayrıntılı bilgim yok malesef. İlgilileri gugıl aramalarına davet ediyorum. Orada birkaç tane sıralı mekan var demiştim. Üçüne girip deneme sürüşü yaptık. Şu anda inanmazsınız, üçünün de adını hatırlamıyorum. Şöyle anlatabilirim, son ikisi değil, bi berideki. Dost ya da dostlar gibi bir ismi olan değil, farklı isimli olanı, taşlı, topraklı bir isim olabilir. Komik diyor olabilirsiniz ama zaten benim tarifimle yola çıkan olmaz diye umuyorum. Orada uzun uzun kahvaltı edip semaver ile çayı içtikten sonra yeter diyerek Beypazarı merkezine döndük. Pazarını gezdik, alışveriş yaptık. Pazar bir ilginç. Belediye sabit fiyat uygulaması yapmış. Neyin fiyatını sorarsan sor cevap ya 1, ya 5 ya da 10 lira. Erişte, tarhana, ceviz sucuğu, havuç tatlısı(cezerye) falan aldık. Pazar gezisi gerçekten uzun sürdü, eğlenceli idi. Ayrıca Canlı Müze midir nedir, öyle bir özel mekan gezdik. Büyük ve korunmuş bir konak ve tipik konak yaşamının örneklerinin verildiği bir işletmeymiş burası. O konağa varana kadar biraz yokuş teptik ama değişiklik oldu. Sonra da döndük zaten. Dönüşte de domates, semizotu, biber almayı ihmal etmedik yoldan.
Maksat gönüller hoş olsun, değil mi.

26 Temmuz 2009 Pazar

Vay anam vay, Neler olmuş: Taşınma

Vay bana vaylar bana. Anlatmadım di mi size ben. Ay başıma neler geldi a dostlar.

Askerden gelmiştim ya hani ben. Hah işte o vakit elim para tutar olunca bi ev buldum. İşe yakın, nezihçe. Mis gibi pazarladılar bunu bana. Ev sahibi şehir dışında, işin olmaz diye. Tok, zengin dediler, kandırdılar beni. Yani o zaman(8 ay önce) anlatıldığında bana da mantıklı gelmişti ama geçen gün arayıp demesinler mi; "biz evi satmaya karar verdik, başka yerlerden ev almak gereği hasıl oldu". Adam bürokrat ya, öyle kibar konuşuyor. İnsan karşısındaki böyle konuşunda sinkaflı cevap veremiyor tabi. Yoksa beni biliyorsunuz, dilim pabuç.

Ama çık demiyorlar bak, eve alıcı getirip göstereceğiz, bi de satılık ilanımız var asılacak diyorlar sadece. Ama beni yine biliyorsunuz, huyluyum. Ya da huysuzum da denilebilir tabi. Şimdi açmaza düştüğüm konular şöyle: Bi kere evin ne zaman satılacağı belli değil. Satılana kadar istersen otur, sorun yok. Ama satıldığı anda yapmış olduğun kontrat hükümsüz oluyor. (Buna itiraz edeni oyarım, okudum. Eğer tapuya şerh koyarak kira kontratı yapmış olsa idik kontrat süresi sonuna kadar otururduk ev el değiştirmiş olsa da, ama yapmadık. Ki zaten hiçkimse öyle bir kontrat yapmıyor. Hepimizin yaptığı kontrat iki taraf arasında imza edilen adi kontrat statüsünde.) Yeni ev sahibi de benimle çalışmak istemeyebilir, normal. Çalışmak istese de yeni kontrat imzalanacak, yeni fiyatla tabi. Ayrıca bir de zaman sorunu vardı. Bu işin ortaya çıkmasından sadece birbuçuk hafta sonra kurumumuz beni toplu, zorunlu izne gönderiyor idi iki hafta süresince ve ben zaten bu süreç ile ilgili plan yapmış idim ve kaderin bir cilvesi ki, o planım tamamen Ankara dışında idi. İnanmazsınız, şu anda o planın ilk haftasındayım zaten. Hal böyle olunca, aldı mı beni bir telaş. Düşündüm(evet yapabiliyorum bazen); tatilden dönünde ÖSS falan açıklanacak, evler daha pahalanacak. Ev nasılsa satılacak diye düşündüm, ben de nasılsa taşınacağım. İşkillendim ya bi kere.
Ama olaylar bu kadarla kalır mı, kalmaz tabii ki, dert gelirken kuyruğuna taka taka geliyor. Bu satış haberini aldığımız ve tatilimin başlamasından iki önceki hafta annem ve babam misafirliğe gelmeyecek miymiş. Evet gelecekmiş. Bu tabii ki normal şartlar altında dert değil, bilakis mutluluk kaynağı. Ama insaf be, geldiklerinin ikinci günü bu haber alınırsa moral kalır mı kimsede. Şaka gibi, ilk akşam da mahalleyi gezdirdim, hani evde tıkılı kalmasınlar, ortamı öğrensinler diye.

Sonracığıma ne mi oldu. Bulunduğum(yani satılacak) evin bulunduğu binada, hem de aynı katta iki adet komşu daire boşaldı. İkisi de kiralık. Bu da şaka gibi. Bi anda heveslendik tabii, düz ayak yan daireye taşınıveririz elden ele dedik içimizden. Nakliye parası da olmaz. koşuşturma da olmaz. Ama fakire ekmek kuru verilir ki o da kursağında kalsın diye. Umma demedi miydim ben Çağlar'a, dediydim ama dinletemediydim. İşte buna da bir dengesiz taş koydu. Dengesiz dediğim de site yöneticisi. Önce demiş ki Çağlar bey(beymiş, pehh) gelsin taşınsın üstüme(yan daire oluyor) sessiz sakin, baş ağrıtmaz. Dedik hangi dağda kurt öldü. Ama kurt değil beyni ölmüşmüş adamın. Aynı günün akşamüstüsünde de gelmiş alakasız bir konuda cart curt etmiş afedersin. Ben de doğal olarak hiddetlendim, "alın evinizi başınıza çalın" manasında kibarca reddettim yan daireyi. Burnum düşse almam, o kadar. Aha o gün de direk ev baktım. Öğle arası üç daire gezdim, birine yalapşap karar verdim. Sonraki gün bizimkilere gösterdim aynı üç daireyi ve başka üç daireyi daha. O günün akşamı tutmuştum evi. Sonraki hafta içi(geçen hafta oluyor) da taşıdık evi. Evet Alper, artık komşu değiliz malesef.
Ha taşındık da bitti mi sorun, yoo. Çağlar'ı bırakır mı, bırakmaz. Doğal gaza geçilmiş, saat yok. Gaza geçilince şofben sökülecek, yerine kombimsi şey takılacak, o yok. O kombi takılacak, cam balkonda delik açılması lazım. Falan filyon, bi milyon şey. Ama inanmazsın hepsi taşınırken, aynı güne bitti, yetişti. Nakliyeciler geldi, evi topladılar, götürüp yeni eve serdiler. Öğlene bitti. Ben durur muyum, durmam. Elektrik, tel, adsl, kablo, gaz işlerinin hepsini hallettim. Bazılarını kapattım, bazılarını naklettim. Oldu bitti, maşallah. İnanmazsınız o akşam misafir bile ağırladık. Sonra cuma günü oldu, yerleştirir gibi yaptık evi. Cumartesi oldu, kapatıp geldik Antalyaya. Yani tatil başladı.

Şimdi sevgili okuyucu, "Vay anam vay, neler olmuş" denmez mi bu olaya.

Vay anam vay, Neler olmuş: Alaçatı

Başlığı Alaçatı diye açtığıma bakmayın, İzmir'siz Alaçatı olmuyor, biliyorsunuz.
Efendim yakın ve eski bir arkadaşımız Alaçatı'da Antik Motel isminde bir butik otelin işletmeciliğini yapmaya başladı ve biz kendisini anca sezonun ortasının sağı gelmiş iken ziyaret edebilecek boşluk bulabildik. Bu yazımız da o haftasonu kaçamağını anlatıyor. Bir anlamsız haftasonu üç arkadaş kahvaltı sonrası göbek kaşıma sürecinde iken kararlaştırdık bu planı. Bu haftasonuna anlam katamadık, bari gelecek olanı harcamayalım, cebimizde olan ve hatta daha hiç cebimize girmemiş paracıkları harcayalım, alem alem görsün dedik. Ama tabi o kadar da çok paramız olmadığı için kısa süre kalmış seyahatlerde o yüksek fiyatlı uçak biletlerinden almaya gözümüz kesmedi, otobüs ile gittik. Otobüs seyahatimiz (Ankara-İzmir) ile ilgili görsel malzeme Gökhan'ın bu ve şu yazılarında mevcut efendim, oraya buyrun.

Ha ne diyordum, evet. Otobüs ile gittik ve fakat bunu becerebilmek için işyerinden yine bir cuma öğleden sonrasını çaldık. Görsellerde de görüleceği gibi yolun ortasında sucukları hüplettikten sonra gece vakti İzmir otobüs terminaline vardık. Gökhan kendi yazılarından birindeki bi yorumda "bi bekleyenimiz vardı" demiş, havaya gizem katmış ama bizim bekleyenimizin adının Gizem olmadığı gibi cinsiyeti de zaten sap idi. Yani bekleyen transfer söförümüz idi efendim. Bizi heyecanlı bir yolculuk ile (ki biz o dönüş vaktine kadar heyecanı sadece o sanmıştık, yanılmışız) sanırım bir saatin biraz altında bir vakitte Çeşme otoyoldan Alaçatı'ya ulaştırdı. Varışımız geceyarısını geçti ya, biz uyuyacağız sanıyoruz. Ama yok, bi girdik beldeye, kurduğumuz hayret cümlesi tabii ki "vay anam vay neler olmuş serhat" şeklinde idi, yine kafalar karışmasın, aramızda Serhat diye biri de yoktu, o sadece bir klişe idi. Haretimizin sebebi ipini koparanın sokakta olması idi. Nazan ablamız(Alaçatı konsolosumuz) elimizden tuttu, bizi ortama soktu.
Amma mirim o sokmasına soktu da biz giremedik. Özellikle Gökhan ile ben. Değil mi paşam.
Bak sayın okuyucu nasıl anlatayım bilemiyorum geceyarısını hayli geçmiş saatlerde insan Alaçatı sokaklarında şu ana kadar sadece televizyonda televole, telebülü cart curt'larda gördüğü hayatın içine girince afallıyor. Ben bariz Nazan ablanın arkasına saklandım, küçüldüm küçüldüm, yittim. Okuyanlar farketmiştir, aynı geçen yazıların birinde Amasra'da soğuk deniz nedeniyle küçük çağlar'ın başına gelenler kompil çağlar'ın tamamının başına geldi.
Nasıl anlatsam bilemiyorum ki, tüm İstanbul ve İzmir sosyetesini dürmüş bükmüşler, oracığa doldurmuşlar sandım. Bi kere kısa pantollu erkek yoktu(dikkat ederseniz kendimi erkekten saymıyorum artık) Uzun pantollular da genelde açık renk keten tercih etmişlerdi. Kadınlar ise -o kadar pantolondan, kendilerine kumaş kalmadığı için sanırım- alabildiğine kısa idiler. Yok, yanlış anlaşılmasın, kadınlar üstlerine çıktıkları topuklar sayesinde uzundular da, üzerlerindeki konfeksiyon hammadde krizi yaşadığımızın kanıtı idi. Daha komiği aynı tür taşlı aztek/maya/kızılderili ayakkabılarından birbirini tanımayan kadınlarda arka arkaya görmek falan oluyordu. Aynı sokakta üç dakika içinde aynı ayakkabıdan beş tane görülür mü yahu, modayı konsantre almamak lazım şekerim.

Ya çok da uzatmamak lazım biz yine kendi havamıza baktık. Deniz, yemek, az biraz volta falan. İki gece konakladık, gönülleri hoşladık, pazar öğlen dönüş yoluna başladık. Önce ilk parkur tekrar ve tersten Alaçatı-İzmir oldu. Ama bu sefer başka bir özel araçla.

Hadi bakalım matematiği kuvvetli okura soru: Bir adet dizel Hyundai Accent ile bir saat süren dört kişilik İzmir-Alaçatı yolculuğu, yine dört kişinin bulunduğu bir adet Audi A6 Quattro 3.2 Benzinli ile Alaçatı-İzmir şeklinde ne kadar sürer? Düşünen düşünsün, ben alt paragrafta cevabı yazıyorum efendim:

Yarım saat. Evet sadece o kadar. Sağlıksız mı diyorsunuz, evet öyle. Ama adrenalin de bir o kadar sağlık sorunlarını unutturucu rayihadır derim ben de cevap olarak. Neyse, bu bahsi de geçelim.

İzmir'e erken varmamızdaki niyet arkadaş aile büyüklerini ziyaret ve Kordon'da balığı rakı ile ezmek idi. Yaptık mı, hepsini yaptık. Ama okuyanın pipisi düşer, anlatmayacağım. Çok ve iyi yedik diyebilirim sadece.

Döndük, geldik.

"Sırf haftasonu için Alaçatı'ya mı gittin a şuursuz" demeyin, yaptım, yine yaparım. Size de öneririm, ben ilk kez böyle butik otel konaklaması yaşadım ama pek keyif aldım. Zira işletenlerin iş disiplinlerine kefilim.

Vay anam vay, Neler olmuş: Köy (Gödene)

Bir haftasonu(bu haftasonu Amasra haftasonundan sonra biraz sonra yazacağım Alaçatı haftasonundan önce olan haftasonu idi. Şimdi sorma bana ne zaman diye, bilmiyorum) da bindim benim arabaya vurdum kendimi yola. Bunu yapmak için tabii işten bir cuma gününün öğleden sonrasını çaldım. 1500 gibi yola çıkmıştım. Amacım da zaten gece olmadan köye ulaşmak, gün yüzü ile o son yarım saatlik köy yolunu geçmek idi, başardım. 2000 civarında hedefte idim. Yol süresince yine Opet(aha reklama girdi) şartlanması yaşadım. Bu nedir diyenler için çiş diyebilirim. Sanırım üç kere boşalttım, bi o kadar da içtim su, meyve suyu, gazoz vesaire. Çerez de yedim ki, pek zengin idi manita koltuğu menüsü. Yol belli; Ankara, Kulu makas, Konya, Seydişehir, Akseki yol ayrımı, köy. Dört buçuk saat sehirlerarası asfalt, kalan yarımı da il özel idaresi midir ne haltsa, ona müteşekkir olduğumuz köy yolu. Yolun tamamında herhangi bir orjinal durum yok idi. Kesinlikle ama kesinlikle nereye sotelendiğini kestiremediğim ve zaten sobelenmediğim bir trafik çevirmesi vardı geçtiğim, o kadar.

Köyde ne oldu derseniz o da sıradışı değil idi. Tadilat vardı, ona baktık, yardım ettik. O vesileyle cumartesi günü ilçe merkezine indik mesela. Akseki pazarı vardı mesela. Pazarda gördüğüm her çeşit ottan aldırdım çocuk gibi, babama mesela. Daha içmek de nasip olmadı mesela. Ne aldırdın derseniz dört çeşit adaçayı, üç çeşit kekik, ıhlamur, yavşan otu. Menü bu şekilde. Ama sıradışı değildi dediğime bakmayın, görsel not aldığım birşey var, o da köydeki tek göz malikanemizin bir duvarındaki gömme dolabın kapak kilitlerinin menteşelerinde pul olarak 1950 basım, ortası delik para kullanılması idi. Ha bak unutuyordum, bu dolabın bir de özelliği var, son kapağının ardında dolap yok, banyo var. Duş şeklinde. Pek kibar, pek eğlenceli.

Pazar günü de gün içinde döndüm kürkçü dükkanına. He yolda son bir saatte -ki o da makastan sonra bu yana sallanırken oluyor- bi acayip yağdı bol yağmur ile birlikte. İyice eğlenceli oldu yol. Millet pısmışken aynen devam etmek keyifli idi. Özetle, yine vakitlice girdim şehre.

Bu arada, leylek miydi bilmiyorum, gördüm gibi havada, devamı sonraki yazıda.

Vay anam vay, Neler olmuş: Amasra

Ben bi geçen Ankara'dan kalktım, Amasra'ya gittim günübirlik. Ben dedi isem tek başıma değil. Geçen dedi isem de en az bi bi ay oldu. Yani dediğime, yazdığıma o kadar da çok inanma arkadaşım. Arkadaşım dediysem de öyle yakın sayma, okursan okurluğunu bil yani. Değil mi, kalemiz içimizdeyse, böyle olacak. Ayran içmediysek de, ayrı durmakta fayda var hem. Sen orada, ben burada iyi bence.
Neyse, ne diyordum, Amasra'ya günübirlik iki araç halinde -sanırım- altı kişi gidildi. Biraz zaman geçmiş ya üzerinden, unutmuşum. Şimdi düşünesim de gelmedi bak.
Öööff neyse, gittik, hava soğuktu yüzeyim derken küçük çağlar'ı içine kaçırdım, kalabalıktı keyif almadım. Yol eğlenceli idi, hep kullandım.
Tamam bitti bu kadar.

24 Temmuz 2009 Cuma

İnsanın kalesi neresidir?

İnsanın kalesi neresidir. Nerede kalkanlarını indirir, kılıcını bırakır. Günün yorgunluğunu nerede atar.
Küfe hiç mi kesmez omzunu insanın da nerede küfe çıkıp içi de boşalır boşluğa.
Neresi rahattır, nerede şarj olunur. Nerede ardını kollama güdüsünü istirahate çeker insan.
Öyle ya, dışarıda sürekli, gelen roket var mı diye bakınıp durursun, hep hareketlisindir.
Yani hangi noktada durursan pencereden hayatın akışı izlenebilir, niye öyle akıyor diye dertlenmeden.

Aranan yer, kendi içi midir insanın. Gönül o kadar sağlam mıdır. Zaten bu bu problem özyineli midir, emin misiniz.
Sevgilinin koynu, kucağı mıdır. Göze girebilmek için bile uğraşıyoruz, başkasının kalbine girmek uğraşısı zaten başlıbaşına bir savaş değil midir.
Ev midir, kendi ile başbaşa kalmak mıdır.
Aile midir, arkadaş, dost mudur. Kim kimi ikame edebilir ki.

Yoksa arayış boşuna mıdır, "Yüklen cephaneni yine ve öl ölebilirsen meydanda" mıdır cevap.

Nuri, neredesin. Neredeyim. Nereyesin.