- Bulaşık
- Kahvaltı
- Çamaşır
- Bulaşık
- Süpürge
- Toz
- Banyo...
- Gaz bitti mınakoyiğm, ara.
Gaz almaya gittim sonra, e şehre inmişken de Güveç'e uğramamak olmazdı. Gittim. Erol abi pazara çıkmış, bekledim. Beklerken Nurcan hanım altı aydır oraya gitmediğimi iddia etti(sanırım kendisi Merih zaman birimlerine göre konuşmakta) ki bu iddiası oradaki birçok arkadaş tarafından yalanlandı. Zira daha hafta içi orada idim seferi bir arkadaş ile birlikte. Ha bu arada, allahtan beğendi yemekleri de mahçup olmadık. Selam ederim buradan ona.
Nurcan hanım "benim misafirimsin" dedi, bir ısırganlı sac böreği yuvarladım. Halbuki sadece çay içip Erol abiyi bekleyecektim. Benim misafirimsin demek, para vermeyeceksin demek oluyor. Buradan Nurcan hanıma da teşekkür ederim.
Sonra Erol abi geldi pazardan, kestaneyi altı liraya, cevizi de on liraya almış. Ceviz kabuklu tabi. Oracıkta katır kutur avcumuzda kırarak denedik cevizi, tamam. Güzel. Erol abi gelince Nurcan hanım gitti.
İnsanların tüketilmesi gibi üzücü bir başlık koyabileceğimiz bir paragraf konuştuk üzülerek. Onu geçtik, klasik yemek konularına geldik. Mesela yemeğin tuzu. Kapama mesela, et, tuz ve karabiber. Su bile yok. Sadece bu üç malzeme nasıl olur da bu kadar hoş tat olur dedik. Menünün en tuzlu yemeği, ama bu tuzun altını da kaldırmaz, olacak o kadar dedik. Bu kadar basit tarif ölçünün hassaslığı nedeni ile nasıl bu kadar karmaşık olabilir, nasıl bu kadar uzun konuşulabilir ve hatta aşağı bakarsanız bu kadar sene sonra nasıl olur da bizim deneyimize konu olabilir hala, diye şaşırdım kendi kendime.
Burada utandığım için aynı fotoğrafı iki kez koymadım. Ama siz bilin ki bu üstteki tabak yetmedi üç çatala, aynısından bir tane daha sıyırdık. Kapamaya saygı duyduktan sonra Kütahya Güveci'ne geldi sıra. Bakınız, aynı görüntü.

Bu tabak sonunda da yemeklerin uyumu, sırası ve dengesi olduğu kararına ulaştık. Herşey herşeyle yenmez, herşey heryerde yenmez dedik. Bir yemek adabı, kültürü, mantığı vardır dedik. Mesela burada biz "keskinlik dengesi" kavramını yumurtlayalım da okuyan süslü blog sansın, hehe. Neyse muhabbeti bitirip kaçarken gayri ihtiyari soluma baktım, dolap. İçinde de sıra sıra bana bakan Niğde gazozları. Kaptım birini, "çalıyorum bunu" dedim, "hesaba yazıverin"

Geldim eve, gaz kontörünü yükledim. (Ankara'da bazı doğal gaz sayaçları ön ödemeli. Bir kart var, ona kredi yükletiyorsun, onu da getirip sayaca sokuyorsun. Çok seksi.
Madem gazım var, osurayım...
...
demedim. (ayıp hem)
Banyoyu sürttüm, sonra da banyo yaptım. Aha bu yazıyı da yazıp günü tamamlıyorum, mesudum.
Not1: Doğan gaz kartının, sayacının, borusunun, şofbenin, gaz dağıtım şirketinin vb. kadın olmamasından ve dolayısı ile cinsel organı olmamasından mütevellit, en yukarıda ettiğim küfrün muhatabı yoktur. Havaya edilmiştir. Mağduru olmayınca hukuki olarak suçu da yok. (sanırım)
Dünyevi durum bu. Küfretmek günahsa ayrıca, aha o da benim. Üçüncü şahısların bilgisine.
Not2: Boğaz mı direkler mi dedim, boğaz sanki daha popüler olacak gibi. Hem ayrıca Güvec'i de, bu sınıfı da ihmal ettik yazılarda, Boğaz olsun.