Efendim başlıkta Antalya yazdık ama birazdan anlatacağız, buna Çolaklı, Side, Kemer, Köprüçay, Manavgat, Antalya falan da denilebilir. Geçirdiğimiz bayram vesilesiyle hızlıca alınmış bir kararla, daha önceden yapılmış bir plana iştirak ettim. Onu anlatacağım. En son ve büyük Mavi Yolculuk hadisesini anlatırken aldığımız eleştirileri de gözönünde tutarak biraz daha farklı bir anlatım olacak bu, önceden de belirteyim. Özel olacak birazcık, benle ilgili olacak. Buyrun:
Bayramda evde, Ankara'da kalmaya karar vermiştim. Aslında başka hiçbir şeye karar vermemiştim de; sonuç, bulunduğum durumu korumak şeklinde ortaya çıkmıştı(1). Entropi-entalpi meselesi hani, bilirsiniz. Bilmeyen gugıla sorsun. Ve fakat olasılık tanrılarına verilmiş bir izinle atılmış bir bakış ve sonucunda ufak bir kahvaltı karşılaşması ile zaten planlarını yapmış ve tatilde Çolaklı'ya kendi yazlıklarına gidecek olan Oya-Emre ailesinin planına dahil oldum. Planda bir de Günce-Ahmet çifti vardı. Yani ben yine tekleştiren yancı oldum(2). Şans şu ki, ulaşım aracımız kocaman bir araba olduğu için götüm çok da tepki çekmedi. Cumartesi sabah çok erken vakitte Ankara'dan yola çıktık ve araba içinde ev yapımı kurabiye-börek ve termostan çay kombinasyonu ile ilerledik. İlerlememiz Akseki Ömer Duruk tesislerinde yediğimiz güzelce bir yol yemeği ile taçlandı. Akşamüzeri saat üç gibi hedefe varmış idik. Arkadaşların yazlığına yerleştikten sonra hemen sahile indik ve bünyeleri tuzlu suya bandırdık. Pek iyi geldi. Yolun yorgunluğunu bile aldı, diyecektim. İnanmayın. Sahilde biraz da şezlong keyfi yaptıktan sonra yazlığa döndük ve başlayan yağmurun, şimşeklerin ve izleyen gökgürültüsünün keyfini çayla birlikte saçak altında sürdük. Sanırım ilk kez şort ve tişört ile yağmurlu havada oturuyordum, o an öyle düşündüm(3). Ama o çıkmayan yorgunluk bastırdı ve akşamüzeri uykusunun tadına vardık yarım saat yağan ve sonra duran yağmurdan sonra. Hem yağmurun ne kadar süreceğini, ne zaman duracağını bildim, biliyor musunuz. Yağan, benimdi çünkü.
Akşam olunca uyandım ben. Zaten son uyanan da benmişim ve hepimiz acıkmışız. Kalktık bi balık restoranına gittik. Balık çorbası istedik, yokmuş. Durmadık ayrıldık oradan, ama kalplerini kırmadık. Zaten iki gece sonra da orada yiyecektik tekrar. Yan dükkana geçtik istediklerimizi bulduk. Orada şu dumansız hava sahası konusunda tartışma yaşayacaktık ki tam, bırakalım dedik, açız. Yenen içilenleri çok da sündürmeyelim, konu o değil, cumartesiyi uyutabildik nihayetinde.
Pazar sabahı bayram günü idi. Mis gibi bir kahvaltı ettikten sonra bindik arabaya, doğruca Antalya şehir merkezine. 78 doğumluyum ve hayatımda ilk kez haber vermeden, sürpriz yaparak eve gittim(4). Bunu anlatamam size. Sadece numara verebilirim işte. Bayramlaştık, vaktimiz kıt, planımız da çok olduğu için izin alıp kalktık. Böylelikle "Bayram ziyaretinin kısası makbüldür"ü ilk kez kendi evime yaptım(5).
Sonraki hedefimiz biraz yüksekti. Kemer'i bulduk ve geçtik. Çamyuva'yı da bitirdikten sonra sağa, "Tahtalı" tabelasına döndük. Yoldan araba ile 700 metreye tırmandık. Sonra yola katırlarla devam ettik diyeceğimiz sanıyorsanız yanılıyorsunuz, teknoloji ilerlemiş, yola tel üzerinde teleferik ile devam ettik. 15 dakika bile sürmeyen bir zamanda 2365 metreye tırmandık. Benim diyen katır bunu size sağlayamaz arkadaşlar. Ha nedir, katır arpa, yulafa tav iken bu teknolojik eşşek bir çıkışta 200 milyonluk mazot yakıyormuş. O da artık eyvallah diyeceğimiz bir boyutu işin. Yukarısı çok acayipti. Manzara yani. Hava eğer açıksa tüm Antalya körfezi şöyle önünüzde dönüveriyor. Bakın Antalya şehir merkezinden bahsetmiyorum, bütün Antalya körfezi. Hani bilmeyenlere anlatırken elinizi yumruk yapar ama başparmağınızı ve işaret parmağınızı açarsınız ya C harfi yapar gibi, ya da sıraya kale kurar gibi. Sonra şurası Kemer, burası Antalya, burası da Alanya diye anlatmak için. Kim doğuda, kim batıda göstermek için. O bütün körfez aşağıda. Ayrıca aşağı akıtıverince görüntüyü Fasilis'i, Çıralı'sı, Adrasan'ı... Ne bileyim Gelidonya fenerinin olduğu burun. Az daha dönünce Kumluca ve Finike, seralar. Öyle bir panorama işte. Tepeden, en tepeden bakıyorsunuz işte. Gugıl ört'den biraz daha net diyebilirim. Soğuk ama ha, rüzgarlı, elektrikli falan.
İndik aynı şekilde aşağıya ve acıktığımızı farkettiğimiz için Kemer'e döndük. Ayışığı koyu. Koyun göbeğindeki bir işletmeye oturduk ama benim içimde bir karışıklık. Manzaraya bakıp bakıp duruyorum. Hani manzara çok güzel, ona diyecek birşey yok. İnce kum plaj, tam bir yuvarlak koy. Sadece dörtte biri açık denize açılmış bir ağız, iki yanda iki burun, çam ağaçları, mis gibi ahşap tekneler, çarşaf gibi bir deniz. Koy kendisi zaten bir alem ve eşi benzeri yok diye anlatılabilecek bir güzellikte. Ama işte benim karışıklığım bu koya hayranlıktan, güzelliğine ve sakinliğine vurulmuşluktan değil. Başka birşey var, ama çıkaramıyorum. Sokakta karşıdan gelen adamın suratına kilitlenir kalırsın, ben bu adamı nereden biliyorum diye bakar durursun. Adam sinirli biri değilse, kafayı gömmez de basıp geçer, sen iki kere daha dönersin arkana kimdi bu diye. Öyle kaldım koyu tam karşısına alan mekanda otururken. Niyeyse sonradan koyu sağdan kapatan burna dikkat edince, doğal yer şekline bakınca, böyle iki kat denize varışını görünce ışıklar yanmaya başladı. Garsona "Buralarda bir Fransız tatil köyü olmalı, nerede" diye sorduğumda aldığım yanıt beni uyandırdı. "İşte burası, sağdaki beyaz binaların olduğu yer" Evet, burası "Ben Bir Türk Zabitiyim" diye kendi hikayesini yazan, çizen, haritalayan Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul'un anlattığı yerlerden biriydi. Burada batırılmıştı bir düşman savaş gemisi binbir zorlukla ve inanılmaz bir keskin zeka ile. Diğer inanılmaz gerçek hikayeler gibi ağzım açık okumuştum ve yine o kitaptaki, haritaları cebinden çıkaracak çizimlerden tanımıştım bu koyu. O hikayeleri anlatmaya gücüm yetmez burada, ama o an ne hissettiğimi anlatmayı deneyebilirim. Seni hiç senin istediğin gibi sevmeyecek birinin başkasına olan hislerine sırdaş olursun ya, yuta yuta dinler ve yorum yapmaya, yardım etmeye çalışırsın ya. Sanki elindeki tek yara bandını, yarasına kapatmaya çalışırken, daha paketini açmadan kendi kanınla kirletirsin... Sonra bunları düşününce ağlayamazsın bile, burnunun ucunun içi acır, diyaframından bir tel daha kopar. Zaten şaşarsın da kaç telle gerili bu tef diye düşünürsün. Ağlayamadığına şaşar ve gülümsemeye çalışırsın sonra düşününce, kasılı çenen izin vermez tabii gülmene. Sonra gider alakasız bir zamanda Ece Ayhan'ın Beyoğlu'nda kör bir adamla yaptığı sinema muhabbetinde körün dediğine koparsın; "Ben içimden seyrediyorum". İşte Ayışığı koyunda, plajda bir o yana, bir bu yana bakarken, adamın o zamanlarda o yokluklarla nelerden neler yaptığını, onu anlatırkenki naifliğini, o kadar yazmasına ve kitabı hazırlamasına rağmen ölene kadar sakladığını hatırlarken, alakasız bir şekilde Paris II batığına dalmak isteyen bir başka adamın inatçı araştırmaları sonucunda alakasız ipuçları sonucunda yıllar sonra kitap olan kitabı gördüklerimle örtüştürürken ve Yüzbaşı Antalya'da yaşamış iken, orada ölmüş ve orada heykeli dikilmiş iken, batık burada iken, koy burası iken ve ben buralı iken daha anca şimdi hepsini örtüştürebilmiş olmama ağlayamaz ve gülemezken anca içinden sevebilenleri düşündüm(6).
Orada denize de girdik, üzerimize yağmur yağarken. İlk kez yağmurda denize girdim sanırım(7). E çıkınca üşüdük haliyle. Gayfeler ile ısındık ve sonrasında tekrar şehir merkezine döndük. Döndük dediysem bu işler hemencecik olmuyor, bilen bilir. Yol biraz var. Akşam olduğu için ve hava da yağmurlu olduğu için bir acayip görüntüler gözümün önünde idi. Ben arabanın sağ arkasında -bence bu görüntüler açısından şanslı- bir konumda idim. Kemer yolundan dönüşte açıkta, Sıçan adasının gerilerinde, açıkta demirli kuru yük ve petrol tankerlerinin üzerlerine üzerlerine bolca şimşek çaktı. Bana bu da ilk kez yaptığım birşeymiş gibi geldi. Daha da kötüsü bir uçak vardı havada. Sanki Antalya havaalanına inme derdinde idi. Onun da etrafındaki bulutlarda inadına inadına yanlamasına şimşekler biz buradayız, aa bak şuradayız da, aha önünde de çaktık der gibiydiler. Hani biz de izliyoruz ya, sakınılan uçağa şimşek çarparmış, tırstık. Ama abim delikanlı uçak şöförüymüş, iki eskivle kurtardı, yoluna devam etti. Şehre dönmüşken Ahmet'in ablasıgile? de uğrayalım dedik, bayram tebrikleştik ve yine Çolaklı tarafında devam edip yolda çekirdek bulup bira eşliğinde geceyi 0130 ettik.
Bayıl, ayıl derken sabah olmuş, iyi mi. Yine harika bir kahvaltıdan sonra kurtları yeterince dökememişiz belli, Köprülü Kanyon'a gittik, Köprüçay'a yani. İsim veren köprüyü gezdik. Sonra döndük bi de rafting yaptık. İnanmazsınız, rehberimiz 12 yaşındaki Mihrican idi. Anladığım kadarıyla bu yaştaki kızlar hep dünya şekeri oluyor. Hem sözümüzü dinleyip bizi devirmedi, hem de yaramazlık edip kürekle ıslattı. O buz gibi suya girip yüzdük de uygun yerlerde. Değişik bir deneyimmiş, onu da tatmış oldum. E bu aktivite insanı ne yaptırır derseniz, acıktırıyormuş. Yine orada raftinge başladığımız yerdeki işletmede asma yaprağına sarılmış ve içinde defne yaprağı ve sarımsak olan alabalık yedim ki, bu tatta bir yiyeceği daha önce yemedim diyebilirim açık sözle. Tabii bir ayrıntı var, bu rafting denen şey kocaman bir botla yapılıyor bilmeyenler için. O botla nehirde yokuş aşağı iniyorsunuz. İşiniz bittiğinde tekrar yukarıya, başladığınız yere dönüyorsunuz. Bunu da botu ve kendinizi kocaman bir kamyonete yükleyerek yapıyorsunuz. Ben kamyonetin üzerindeki botun içinde yata yata çıktım yolu geri. O süreçte geçtiğimiz köylerdeki bok(kibarcası tezek) kokuları ve güneş ve ağaç yaprakları, eğlenceli bir bileşimdi. Buradaki işimizi de bitirdikten sonra baktık daha günü bitirmemize çok var, dedik ki haydi güneşi Manavgat ırmağının denizle buluştuğu yerde(boğaz diyorlarmış oraya) suyun içinde batıralım dedik, dediğimizi de yaptık ha. Bünyeyi suyun tuzlu tarafınaa bandırdıktan birkaç dakika sonra da turuncu tabak Beydağlarının ardına yıkıldı. Kurtluyuz ya, oradan çıktık Titreyen Göl'e gezmeye gittik. Acıktık, tekrar Side'ye gittik. Ama bu sefer taş toprak gezdik(Antik Side) ve sonrasında şu evvelki gün yemediğimiz yerde yemeğimizi yedik. Mezeleri de bi duble rakı ile ezmemek olmazdı, onu da ben becerdim. Bu kadar aktivitenin üstüne yapılacak en mantıklı şey gidip yatmak idi, onu da yaptık kazasız bir şekilde.
Sabah olduğunda aslında tatilin ve bayramın son günü idi. Kahvaltı ile uğraşmadık, doğrudan denize gittik. İki çift güneşlenen meme, bir tek de asi meme listesi yaptıktan sonra tekrar yazlığa döndük. Hazırlandık ve dönüş yoluna çıktık. Yolda keçi boynuzu, elma, yaş incir menüsü vardı. Konya'da ise bıçak arası. Akşam evlerimizdeydik.
Dipnotlar: Yeterince düşüncelerin yazıldığı, hislerin olduğu ve koordinatların olmadığı bir yazı olmuştur umarım sevigli okuyucu.
24 Eylül 2009 Perşembe
14 Eylül 2009 Pazartesi
İnsan nasıl tanımlanır
Yine saçma gelebilecek bir başlıkla başladık. İnsan nedir demiyorum. İnsan cinsinin tanımı ile işim yok, tartışamayacağım şimdi. Derdim başka.
İnsan neyi ile tanımlanır. Bir insanı nasıl kaydedersiniz içinize. Belirleyici özelliği nedir. Hangi sınıflandırmaya sokarsınız, sokarız.
Güzel insan,
İyi konuşan insan,
Yalancı insan,
Zengin insan,
Çok çalışan insan,
Zayıf iletişim kuran insan...
Bir kişiyi anlat dedikleri zaman ne dersiniz yani. Yani nasıl değerlendirirsiniz insanları. Ölçütleriniz nedir. Neyse o cevaplarınız, o cevaplar sınıflandırma, ayırma yönteminiz midir acaba. Ya da önem verdiğiniz, değer verdiğiniz özellikler midir o cevaplar. Birine iyi konuşamayan dedi iseniz acaba sizin için iyi konuşmak önemli olduğu için mi öyle demişsinizdir, yoksa gerçekten o kişi iyi konuşamıyor mudur. Hem iyi nedir?
Birine yalancı dedi iseniz o size yalan söyledi diye mi öyle dediniz. Birinden mi duydunuz. Yalancı olmak nesnel bir değerlendirme sonucu mudur. Ölçülebilir mi yalancılık.
Bütün değerlendirmeler yargı değil midir. Yargılayana kritik önemde bağlı değil midir yargı. (Bknz: Tarafsız Mavi Klozet)
Sorduğuma bakmayın, öyle düşündüğümü sandığım için yazıyorum. Öyle olmalıymış gibi geliyor sanki bana şu anda.
Dikkat, bağlıyorum:
İnsan gerçeği kendi algıladığı gibi sanıyor.
İnsan neyi ile tanımlanır. Bir insanı nasıl kaydedersiniz içinize. Belirleyici özelliği nedir. Hangi sınıflandırmaya sokarsınız, sokarız.
Güzel insan,
İyi konuşan insan,
Yalancı insan,
Zengin insan,
Çok çalışan insan,
Zayıf iletişim kuran insan...
Bir kişiyi anlat dedikleri zaman ne dersiniz yani. Yani nasıl değerlendirirsiniz insanları. Ölçütleriniz nedir. Neyse o cevaplarınız, o cevaplar sınıflandırma, ayırma yönteminiz midir acaba. Ya da önem verdiğiniz, değer verdiğiniz özellikler midir o cevaplar. Birine iyi konuşamayan dedi iseniz acaba sizin için iyi konuşmak önemli olduğu için mi öyle demişsinizdir, yoksa gerçekten o kişi iyi konuşamıyor mudur. Hem iyi nedir?
Birine yalancı dedi iseniz o size yalan söyledi diye mi öyle dediniz. Birinden mi duydunuz. Yalancı olmak nesnel bir değerlendirme sonucu mudur. Ölçülebilir mi yalancılık.
Bütün değerlendirmeler yargı değil midir. Yargılayana kritik önemde bağlı değil midir yargı. (Bknz: Tarafsız Mavi Klozet)
Sorduğuma bakmayın, öyle düşündüğümü sandığım için yazıyorum. Öyle olmalıymış gibi geliyor sanki bana şu anda.
Dikkat, bağlıyorum:
İnsan gerçeği kendi algıladığı gibi sanıyor.
13 Eylül 2009 Pazar
Politik Saçmalıklar: Helikopter
Efendim benim mühendislik diplomam var. Yani basitçe mühendis sayılıyorum. Mühendislik ehliyetine sahibim. Bazı konularda ahkam kesebilme ehliyeti bu. Sonracığıma, tıp ilgimi çekiyor. O konuda da ahkam kesebiliyorum bazen, çok tepki çeksem de. Ya da mesela, bir süredir birşeyler yazıyorum burada, antin kuntin bok püsür konular. Ciddi ciddi okuyanlar var.
Alanım geniş, diplomama güvenemediğim durumlar çok. Tıp ilgimi çekiyor diye kimseyi ameliyat etmiyorum da mesela. Birşeyler karalıyorum diye Kant'ı, Hobbes'i, Moore'ı itin götüne sokmaya da çalışmam (Ha Niçe'ye küfretmişliğim vardır, o ayrı)
Hal böyle iken, yani usturuplu bir şekilde otururken, boyumuzun ölçüsüne göre kumaş biçtirir, ayağımızı yorganımıza göre uzatırken enayiliğin dik alasını mı yapıyoruz biz.
İmam hatip lisesi mezunu (meslek lisesidir, imamlık öğretir), iktisat önlisans (meslek üniversitesidir, hesap kitap öğretir) diplomalı padişahımızın helikopter ile İstanbul üzerinde uçup üçüncü köprünün yerine karar veriyor olması hangi öğretiye sığar. Hangi diploma bunu sağlamaktadır.
Ağır vasıta ehliyeti olmadığı halde otobüs fabrikasında otobüs sürmeye çalıştığında uyanacaktık, olmadı.
Hala uyuyoruz.
Alanım geniş, diplomama güvenemediğim durumlar çok. Tıp ilgimi çekiyor diye kimseyi ameliyat etmiyorum da mesela. Birşeyler karalıyorum diye Kant'ı, Hobbes'i, Moore'ı itin götüne sokmaya da çalışmam (Ha Niçe'ye küfretmişliğim vardır, o ayrı)
Hal böyle iken, yani usturuplu bir şekilde otururken, boyumuzun ölçüsüne göre kumaş biçtirir, ayağımızı yorganımıza göre uzatırken enayiliğin dik alasını mı yapıyoruz biz.
İmam hatip lisesi mezunu (meslek lisesidir, imamlık öğretir), iktisat önlisans (meslek üniversitesidir, hesap kitap öğretir) diplomalı padişahımızın helikopter ile İstanbul üzerinde uçup üçüncü köprünün yerine karar veriyor olması hangi öğretiye sığar. Hangi diploma bunu sağlamaktadır.
Ağır vasıta ehliyeti olmadığı halde otobüs fabrikasında otobüs sürmeye çalıştığında uyanacaktık, olmadı.
Hala uyuyoruz.
Etiketler:
Sacmalıklar
10 Eylül 2009 Perşembe
Niye yazayım ki
Şimdi biliyorsunuz politik saçmalıklar yazacağım demiştim. Ama bakıyorum da zaten yazılı basın yeterince yazıyor. Neden yeterince yazıyor derseniz de yeterinden çok daha fazla saçmalık yaşanıyor memleketimde.
Hangi birine odaklanıp yazayım ki:
İstanbul seli bir acayip.
Ankara derebeyi sanki rol çalmaya çalışır gibi, acayip.
Açılıyoruz, acayip.
Şehit oluyoruz, acayip.
Dış politika desen, o zaten allahlık acayip.
Futbol? Ekonomi? Sağlık?
Ya da başka başka başlıklar...
Ben en iyisi az biraz daha susayım.
Hangi birine odaklanıp yazayım ki:
İstanbul seli bir acayip.
Ankara derebeyi sanki rol çalmaya çalışır gibi, acayip.
Açılıyoruz, acayip.
Şehit oluyoruz, acayip.
Dış politika desen, o zaten allahlık acayip.
Futbol? Ekonomi? Sağlık?
Ya da başka başka başlıklar...
Ben en iyisi az biraz daha susayım.
Etiketler:
Sacmalıklar
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Kulaktan klavyeye Yüküne Ortak Olsam
Uzun süredir bu taraflara bakmamıştık. Önce Defterden birşeyler yazayım diye kurcaladım. Pek birşey bulamadım, sonra orada Bayar Şahin ismine rastladım. Bani diye bir albüm de yapmıştı, belki haberini daha önce vermişimdir, hatırlamıyorum. Neyse, bu sefer döndüm, onu kurcaladım, canımın istediği bir adedinin kulaktan klavyeye akıttım, buyrun:
Karadeniz dalgasi gelur vurur kiyiya x2
Sevdaluk deresinde kapuldum akıntıya x2
Eline orak olsam saçina tarak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
yunduğun? dali midur anzerun bali midur x2
Fidan boyu eğilmiş kara sevdali midur x2
Eline orak olsam saçina tarak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
Orman dolu kestane yaprağu dane dane x2
Yoktur eşi emsali bu kız da bir efsane x2
Eline orak olsam saçina tarak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
http://fizy.com/s/16mmbg
Karadeniz dalgasi gelur vurur kiyiya x2
Sevdaluk deresinde kapuldum akıntıya x2
Eline orak olsam saçina tarak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
yunduğun? dali midur anzerun bali midur x2
Fidan boyu eğilmiş kara sevdali midur x2
Eline orak olsam saçina tarak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
Orman dolu kestane yaprağu dane dane x2
Yoktur eşi emsali bu kız da bir efsane x2
Eline orak olsam saçina tarak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
Vurdi yayla yukari yukine ortak olsam x2
http://fizy.com/s/16mmbg
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Ecza
Elif, Baybars'a Sarhoş Süleyman'ı 180'in başından sonuna kadar evire çevire dövdürdü. Ama öylece de bırakmadı, o oracıkta kendi kanı, sidiği ve kusmuğu içinde debelenirken kaderi ile yüzleştirdi. Süleyman kaderini dinledi ve nihayetinde dedi ki: "Ağrılarım çoksa da artık canım yanmaz oldu"
Bu noktada ben devreye girdim. Ya da bu nokta bana girdi. Kıymıktır, çıkarmak lazım.
Ağrı olur, can da yakar. Cana ağır olur. Ağrı od, yanan candır. Cayır cayır.
Ya da ağrı vardır da can pek yanmaz olur. İyicedir, Süleymandır.
Peki ya ağrı mağrı yokken can cayır cayırsa bunun emi nedir, reçetesi var mıdır, eczacısı kimdir.
Bu noktada ben devreye girdim. Ya da bu nokta bana girdi. Kıymıktır, çıkarmak lazım.
Ağrı olur, can da yakar. Cana ağır olur. Ağrı od, yanan candır. Cayır cayır.
Ya da ağrı vardır da can pek yanmaz olur. İyicedir, Süleymandır.
Peki ya ağrı mağrı yokken can cayır cayırsa bunun emi nedir, reçetesi var mıdır, eczacısı kimdir.
11 Ağustos 2009 Salı
Vay anam vay, Neler olmuş: Mavi Yolculuk 2009
Vay anam vay serisinin günümüzle eşzamanlanabilmesi için bu yazıyı da yazmam zorunlu idi efendim. Tek sebebim bu, yoksa kesinlikle çatlatma amacı gütmemekteyim kimseyi.
Size bir haftalık bir tekne tatili anlatacağım, dolayısı ile yazı biraz uzun olabilir. Şimdiden bunun için özür dileyeyim. Zaman dilimimiz 1-8 Ağustos 2009 oluyor. Ha tabi yalan yok, bu haftadan önce de bir hafta memlekette idim, Antalya'da. Onu ayrı bir yazı yapmadım, zira Antalya dediğime bakmayın, evden çıkmadım, denize gitmedim.
Dolayısı ile gelelim biz tekne tatilimize. Efendim tekne dediysem, size üç sene önce anlattığım tekne tatili gibi bir tatil değil bu seferki. Bu sefer mavi yolculuk teknesi. Nedir derseniz ufak gugıl araştırmaları sizi kesecektir. Ama ben kendime göre kitabi bilgi vereyim bizim misafiri olduğumuz tekne hakkında. Adı G Harun. Kaptanımız Halil Kaptan'ın (Dereli Halil) verdiği bilgiye istinaden; 1998 inşa, 1999 suya iniş, 26 metre boy, 6.5 metre en, 350 beygir makina, 8 misafir kamarası olan; keç ya da ayna kıç tabir edilen modele/inşa tipine sahip bir tekne bu. İki direği ve direklerinde yelkenleri bulunan ama hiç yelken kullanmayan, seyrini sürekli motor ile yapan bir güzel. Gulet diye de duymuş olabilirsiniz ki biz de öyle biliyorduk, gulet ile keç arasındaki nüansı kaptanımız anlattı, sağolsun. Bozburun'lu kaptanımızın Bozburun'da yapılan teknesi bu tekne.
Yine üç sene önceki tekne yaşamına göre de farklı bir tarz var bu türde. Siz bu sefer sadece misafirsiniz. Üç ya da dört adet personel var tekne üzerinde sizinle beraber ve onlar sizin hayatınızın idamesi(yemek, içmek, sıçmak vs.), konforu, gezinin sürdürülmesi için sürekli çalışıyorlar. Bizim örneğimizde Halil Kaptan'ın yanında eşi Bedriye Hanım, kızları Simge ve gemicimiz Dursun vardı personel olarak. Yani bu sefer spor değil, ciddi ciddi tatil yaptık.
Güzergah seçimi hakkında bilgi vermeden önce ufak bir not da ekleyeyim. Bu tür bir mavi yolculuk tatilini, tatil satan firmalardan "kabin kiralamak" adı altında istiyorsunuz genelde. Atıyorum, siz iki kişisiniz, bir adet kabin kiralıyorsunuz ve daha önce tanışmadığınız bir grup insanla firmanın çoktan seçmeli olarak sunduğu bir güzergahta mavi yolculuğunuzu yapıyorsunuz. Genelde standart güzergah, rota, standart yemek menüsü falan oluyor pakette ve hesaplı oluyor. Neye göre hesaplı derseniz, anlatacağım. Ona gelmeden önce şeyi de söyleyeyim, tatilin zamanı konusunda, daha esnek ve geç karar verme şansınız var bu tür planlamada.
Anlatamadım, şöyle söyleyeyim, eğer kabin kiralarsanız tatile az süre kalsa da seçeneğiniz oluyor. Biraz sonra anlatacağımız ve bizim uyguladığımız diğer yöntem böyle değil:
Tatilin tüm katılımcılarını ayarlayıp tüm tekneyi kapatmak.
Evet alternatif bu. Bu şekille paket güzergahların dışında bir seçim yapma şansınız oluyor. Konusu gelmişken onu da açalım. Kabin kiralama, ya da charter denilen şekilde size -ne bileyim- Bodrum-Gökova ya da Marmaris-Fethiye gibi sabit rotalar seçtiriliyor. Kapatma işinde ise mantık çerçevesinde kalmak koşulu ile karar siz ile kaptan arasında. Mesela bizim talebimiz benim tekne üzerinde anladığım ve katıldığım şekliyle şöyle oldu: Marmaristen çıkalım, Datça yarımadasına doğru gidelim, kaptan da bizi sakin, temiz, tenha koylarda gezdirsin. Ha ilk bakışta çok akla yatan bir şekil gibi gelse de bazı sıkıntıları var. Mesela en büyük sorun tekneyi kapatacak kadar kişiyle örgütlenebilmek. Ve bunu erken yapabilmek. Çünkü böyle özel kiralanan teknelerin sezonu çok erken doluyormuş. Yine mesela, biz bu anlattığım tatili Mart 2009'da planladık. Sonracığıma daha pahalıya gelme ihtimali var tatilin. Diyelim ki tam tatile gideceksiniz, zaman gelmiş, iki arkadaşınız elde olmayan sebeplerden iptal etmek zorunda kaldılar. Bu size mali olarak yük bindirebilir. Bunun yanında güzergah eğlence olmaktan çıkıp ciddi planlanması gereken bir sorumluluk halini alabilir. Bir hafta boyunca yenilecekler, içilecekler yine ciddi ciddi oturulup mesai harcanması gereken iş kalemleri. Herkesin gönlünün edilmesi parantezine alın tüm bu paragrafı. Zor iş. Sağolsun Gökhan'ımız hepimizin yerine bu işi/stresi yüklendi. Belki kendi tatilinden o kadar keyif alamadı ama bu kadar gönlü hoş tuttu, hayır duaları aldı :)
Örgüt başımız Gökhan yemek ve içecek konusunda çok önceden planlarını yapmıştı. Kendisi -sanıyorum- 5-6 yıldır yaz tatillerinde tekne gezisi yapan biri. Alışverişimizi kasap, manav ve market diye üç parçaya ayırmış. Market'in içinde alkol de var ve önceden bir zincir markete sipariş edildi. Ha o ünlü market işi şahsen benim kontrolörlüğümün berbatlığının da desteği ile eline yüzüne bulaştırdı ama, toparlayıp gecikmemeyi başardık. Kasap ve manav alışverişi listesini de önceden hazırlamıştı Gökhan, tekneye çıkış günü kaptan ile birlikte gidip satın aldık.
Kasap alışverişi derken önemli bir ayrıntı aklıma geldi. Bozburunlu teknelerde mangal var hacım. Evet evet, koca teknenin sırtında, baş kısmında kocaman bir mangalı tatilimizin -sanırım- üç gecesinde yakıp takıp bize ızgara et/köfte/tavuk şeklinde sundu kaptanımız, o da sağolsun.
Uzunca bir girizgahtan sonra artık nerelere gittik diye bakmanın vakti geldi sanırım. Çok hızla bakmak isterseniz harita şöyle:
(Haritanın en altındaki bağa tıklayp geniş geniş de bakabilirsiniz. Ha geniş geniş bakarken her noktanın yorumlarını da okuyun lütfen. Emek var orada :) )
Mavi Yolculuk rotasını daha büyük haritada görmek için tıkla.
Haritada noktaları birleştir oyunu hazırladık sizin için. My01'den başlayan yolculuğumuzun tarihleri, saatleri her bir noktanın yorum kutusunun içinde, korkmadan tıklayın bi kere o iğnelere, açılacak o balon. My02, My03 diye ilerliyor ve tekrar My22'ye döndüğümüzde de bitiyor gezi. Meraklısı için konum koordinatlarını, isimleri ve ufak notları buraya da alıyorum:
36.851322,28.276066 MY01 Marmaris
36.733635,28.295834 MY02 Kadırga Koyu
36.573261,28.012407 MY03 Bozuk kale
36.611290,27.975084 MY04 Oğlan Boğuldu
36.677916,27.969814 MY05 Çanak koyu
36.754036,27.893610 MY06 Aktur
36.753048,27.943645 MY07 Elmalı(Dimitri) koyu
36.753094,27.965687 MY08 Heybeli koyu
36.760384,28.016596 MY09 BencikX
36.780125,28.043882 MY10 Bencik içi
36.720032,28.031364 MY11 Koca Ada/Germe korfezi
36.703693,28.042431 MY12 Germenin dibi çöp bıraktık
36.709869,28.094315 MY13 Selimiye
36.705578,28.027517 MY14 Kuzbük
36.693817,27.989719 MY15 Ginnit bükü
36.671291,28.014980 MY16 Tavşan bükü çekek yeri
36.671856,28.027422 MY17 Bozen
36.688053,28.045521 MY18 Bozburun
36.671986,28.027336 MY19 Bozen
36.576553,28.047081 MY20 Serçe Limanı
36.731403,28.294477 MY21 Kadırga Körfezi
36.850542,28.275445 MY22 Marmaris
1 AĞU CTS
1530 Marmaris marina (MY01) çıkış. Erzak ikmalinde sorun.
1700 Kadırga koyu (MY02) varış. Geceleme. Mangalda tavuk. Sabaha karşı iyi rüzgarla uyuduk.
2 AĞU PAZ
1000 Kadırga koyu çıkış.
1130 Bozukkale koyu (MY03) varış. Öğlen yemeği molası. Alışveriş, çaput.
1515 Bozukkale çıkış.
1620 Oğlan boğuldu koyu/adası (MY04) varış. Çay molası. Manyak gibi adayı yüzerek döndük. Tatilin ilk balığı Nesliş tarafından tavuk desteği ile tutuldu.
1745 Oğlan boğuldu'dan çıkış.
1820 Çanak koyu (MY05) varış. Tek tekne biz. Kıyıda keçiler var. Balıkçılar geldi. Sabaha karşı gittiler. Boklu deniz. Gökhan gece denize girdi.
3 AĞU PZT
0940 Çanak koyu çıkış. Olta için açıktaki sığlıkta gezinti.
1120 Aktur önü (MY06) alarga. İkmal, ıvır zıvır. Gökhan Aktur'a karaya çıktı. Komşu koya yürüdü. Sonra yanarak geri geldi.
1210 Aktur'dan demir alış.
1240 Elmalı(Dimitri) Koyu (MY07) varış. Öğle yemeği molası. Acayip patlıcan musakka, yemekte. Oha pina. İnsan gibi değil. Çıkaramadılar. Nihan ilk denemesinde 7 adet kaya balığı tuttu ve ilk çekişinde çift tuttu.
1720 Elmalı koyu çıkış.
1745 Heybeli Koyu (MY08) varış. Geceleme. Oh, Ulaş ile Emre tekila punch yapmış.
4 AĞU SAL
1005 Heybeli Koyu çıkış. kahvaltı sonrası.
1100 Bencik koyu (MY09) varış. Eski Robinson otel ve önünde Dişlice adası görünüyor tam karşımızda. öğle yemeği molası. Barbunya ve kısır patlattık. Bencik kelimesi bulunduğumuz bölgenin genel adı sanırım. ya da bu koycuğun adı yok, kaptan kandırdı bizi. BencikX diyelim gitsin.
1640 Bencik içi'ne (MY10) bakış amaçlı hareket. Kotra ve motoryatlar var. MTA mekanı var. Kalmadık.
1705 Gecelemek için hareket. Emre'nin mayo denizde, onu aldık.
1745 Koca ada, germe körfezi, ingiliz limanı(MY11) varış.
5 AĞU ÇAR
0945 Çöp atmak için Germe koyunun dibine hareket.
1000 (MY12) varış.
1045 Selimiye önü (MY13) demir, alarga. İhtiyaç alışverişi.
1140 Selimiye'den demir alış.
1230 Kuzbük (MY14) varış. Öğle yemeği. Keçi var, kıyı var, iyidir. Abov etli biber dolması, peynirli börek, iyidir. Kıyıya çıktık. Ulaş'la arkeolojik keşif yaptık ama size söylemeyeceğiz.
1700 Kuzbük çıkış. Beş çayında sade lokma kızarttı Bedriye abla. Peynirle, balla, reçelle, yedik, yuttuk.
1725 Ginnit bükü (MY15) varış. Geceleme. Dursun nezaretinde trekking! yaptık. Patikalardan, kayalardan aştık. Bağa, bahçeye vardık. Dalından incir, üzüm yedik.
6 AĞU PER
1000 Ginnit bükünden demir aldık.
1100 Tavşan bükü çekek yeri (MY16) önünde alarga. İncir ikmali.
1145 Bozen (MY17) demir attık. Öğle yemeği molası. Restoran yıkıntısı gezdik. Yıkıntılarda sandalye bulduk. Botla getirdiğimiz biraları içerek poz verdik sahilde sandalyeler üzerine. Yuh bize. Oğuz Yılmaz cd'si ile göbek attık Zeynep'le karşılıklı.
1500 Bozen'den demir aldık.
1630 Bozburun limanına (MY18) kıçtan kara. Su ikmali, ufak alışveriş. Bozburun içinde gezdim. İskele mahallesi, sahil, tepebaşı caddesi vb.
1715 Bozburun limanından demir aldık.
1800 Tekrar Bozen'e (MY19) geldik. Geceleme. Bolca yüzdük, bolca bot çektik.
7 AĞU CUM
09xx Bozen'den çıkış. Hedef Serçe limanıymış. Gökhan siftahı poşet balığı ile yaptı. Maşallah.
1115 Serçe limanı (MY20) demir attık. Öğle yemeği molası.
1505 Serçe limanı demir alış.
1700 Kadırga koyu (MY21) demir attık. Geceleme. Kaptan koy içinde yüzeyde kılıç balığı gördü. Sandalla peşine düştüler, vuramadılar. Sabah yine deneriz dediler. Son gece, toplanma.
8 AĞU CTS
0745 Kadırga koyu demir alış. hedef Marmaris.
0900 Marmaris marina (MY22) kıçtan kara. Tatil sonu.
Foto hani derseniz, onu da daha elime geçmedi, hem bende görsel yaklaşım az, biliyorsunuz diye cevaplarım. Hem geçen seferki tatilin de fotosu sonra gelmişti, biliyorsunuz.
Not1: Koordinat bilgileri ve harita için Tufan'a teşekkür ederim.
Not2: İlk kez böyle bir tatil yaptım, heyecanlandım, uzun yazdım. Kusura bakmayın.
Not3: Merak edilen bir konu varsa yorumlarda yazışalım.
Not4: Tekrar tekrar, Gökhan'lara teşekkür ederim.
Size bir haftalık bir tekne tatili anlatacağım, dolayısı ile yazı biraz uzun olabilir. Şimdiden bunun için özür dileyeyim. Zaman dilimimiz 1-8 Ağustos 2009 oluyor. Ha tabi yalan yok, bu haftadan önce de bir hafta memlekette idim, Antalya'da. Onu ayrı bir yazı yapmadım, zira Antalya dediğime bakmayın, evden çıkmadım, denize gitmedim.
Dolayısı ile gelelim biz tekne tatilimize. Efendim tekne dediysem, size üç sene önce anlattığım tekne tatili gibi bir tatil değil bu seferki. Bu sefer mavi yolculuk teknesi. Nedir derseniz ufak gugıl araştırmaları sizi kesecektir. Ama ben kendime göre kitabi bilgi vereyim bizim misafiri olduğumuz tekne hakkında. Adı G Harun. Kaptanımız Halil Kaptan'ın (Dereli Halil) verdiği bilgiye istinaden; 1998 inşa, 1999 suya iniş, 26 metre boy, 6.5 metre en, 350 beygir makina, 8 misafir kamarası olan; keç ya da ayna kıç tabir edilen modele/inşa tipine sahip bir tekne bu. İki direği ve direklerinde yelkenleri bulunan ama hiç yelken kullanmayan, seyrini sürekli motor ile yapan bir güzel. Gulet diye de duymuş olabilirsiniz ki biz de öyle biliyorduk, gulet ile keç arasındaki nüansı kaptanımız anlattı, sağolsun. Bozburun'lu kaptanımızın Bozburun'da yapılan teknesi bu tekne.
Yine üç sene önceki tekne yaşamına göre de farklı bir tarz var bu türde. Siz bu sefer sadece misafirsiniz. Üç ya da dört adet personel var tekne üzerinde sizinle beraber ve onlar sizin hayatınızın idamesi(yemek, içmek, sıçmak vs.), konforu, gezinin sürdürülmesi için sürekli çalışıyorlar. Bizim örneğimizde Halil Kaptan'ın yanında eşi Bedriye Hanım, kızları Simge ve gemicimiz Dursun vardı personel olarak. Yani bu sefer spor değil, ciddi ciddi tatil yaptık.
Güzergah seçimi hakkında bilgi vermeden önce ufak bir not da ekleyeyim. Bu tür bir mavi yolculuk tatilini, tatil satan firmalardan "kabin kiralamak" adı altında istiyorsunuz genelde. Atıyorum, siz iki kişisiniz, bir adet kabin kiralıyorsunuz ve daha önce tanışmadığınız bir grup insanla firmanın çoktan seçmeli olarak sunduğu bir güzergahta mavi yolculuğunuzu yapıyorsunuz. Genelde standart güzergah, rota, standart yemek menüsü falan oluyor pakette ve hesaplı oluyor. Neye göre hesaplı derseniz, anlatacağım. Ona gelmeden önce şeyi de söyleyeyim, tatilin zamanı konusunda, daha esnek ve geç karar verme şansınız var bu tür planlamada.
Anlatamadım, şöyle söyleyeyim, eğer kabin kiralarsanız tatile az süre kalsa da seçeneğiniz oluyor. Biraz sonra anlatacağımız ve bizim uyguladığımız diğer yöntem böyle değil:
Tatilin tüm katılımcılarını ayarlayıp tüm tekneyi kapatmak.
Evet alternatif bu. Bu şekille paket güzergahların dışında bir seçim yapma şansınız oluyor. Konusu gelmişken onu da açalım. Kabin kiralama, ya da charter denilen şekilde size -ne bileyim- Bodrum-Gökova ya da Marmaris-Fethiye gibi sabit rotalar seçtiriliyor. Kapatma işinde ise mantık çerçevesinde kalmak koşulu ile karar siz ile kaptan arasında. Mesela bizim talebimiz benim tekne üzerinde anladığım ve katıldığım şekliyle şöyle oldu: Marmaristen çıkalım, Datça yarımadasına doğru gidelim, kaptan da bizi sakin, temiz, tenha koylarda gezdirsin. Ha ilk bakışta çok akla yatan bir şekil gibi gelse de bazı sıkıntıları var. Mesela en büyük sorun tekneyi kapatacak kadar kişiyle örgütlenebilmek. Ve bunu erken yapabilmek. Çünkü böyle özel kiralanan teknelerin sezonu çok erken doluyormuş. Yine mesela, biz bu anlattığım tatili Mart 2009'da planladık. Sonracığıma daha pahalıya gelme ihtimali var tatilin. Diyelim ki tam tatile gideceksiniz, zaman gelmiş, iki arkadaşınız elde olmayan sebeplerden iptal etmek zorunda kaldılar. Bu size mali olarak yük bindirebilir. Bunun yanında güzergah eğlence olmaktan çıkıp ciddi planlanması gereken bir sorumluluk halini alabilir. Bir hafta boyunca yenilecekler, içilecekler yine ciddi ciddi oturulup mesai harcanması gereken iş kalemleri. Herkesin gönlünün edilmesi parantezine alın tüm bu paragrafı. Zor iş. Sağolsun Gökhan'ımız hepimizin yerine bu işi/stresi yüklendi. Belki kendi tatilinden o kadar keyif alamadı ama bu kadar gönlü hoş tuttu, hayır duaları aldı :)
Örgüt başımız Gökhan yemek ve içecek konusunda çok önceden planlarını yapmıştı. Kendisi -sanıyorum- 5-6 yıldır yaz tatillerinde tekne gezisi yapan biri. Alışverişimizi kasap, manav ve market diye üç parçaya ayırmış. Market'in içinde alkol de var ve önceden bir zincir markete sipariş edildi. Ha o ünlü market işi şahsen benim kontrolörlüğümün berbatlığının da desteği ile eline yüzüne bulaştırdı ama, toparlayıp gecikmemeyi başardık. Kasap ve manav alışverişi listesini de önceden hazırlamıştı Gökhan, tekneye çıkış günü kaptan ile birlikte gidip satın aldık.
Kasap alışverişi derken önemli bir ayrıntı aklıma geldi. Bozburunlu teknelerde mangal var hacım. Evet evet, koca teknenin sırtında, baş kısmında kocaman bir mangalı tatilimizin -sanırım- üç gecesinde yakıp takıp bize ızgara et/köfte/tavuk şeklinde sundu kaptanımız, o da sağolsun.
Uzunca bir girizgahtan sonra artık nerelere gittik diye bakmanın vakti geldi sanırım. Çok hızla bakmak isterseniz harita şöyle:
(Haritanın en altındaki bağa tıklayp geniş geniş de bakabilirsiniz. Ha geniş geniş bakarken her noktanın yorumlarını da okuyun lütfen. Emek var orada :) )
Mavi Yolculuk rotasını daha büyük haritada görmek için tıkla.
Haritada noktaları birleştir oyunu hazırladık sizin için. My01'den başlayan yolculuğumuzun tarihleri, saatleri her bir noktanın yorum kutusunun içinde, korkmadan tıklayın bi kere o iğnelere, açılacak o balon. My02, My03 diye ilerliyor ve tekrar My22'ye döndüğümüzde de bitiyor gezi. Meraklısı için konum koordinatlarını, isimleri ve ufak notları buraya da alıyorum:
36.851322,28.276066 MY01 Marmaris
36.733635,28.295834 MY02 Kadırga Koyu
36.573261,28.012407 MY03 Bozuk kale
36.611290,27.975084 MY04 Oğlan Boğuldu
36.677916,27.969814 MY05 Çanak koyu
36.754036,27.893610 MY06 Aktur
36.753048,27.943645 MY07 Elmalı(Dimitri) koyu
36.753094,27.965687 MY08 Heybeli koyu
36.760384,28.016596 MY09 BencikX
36.780125,28.043882 MY10 Bencik içi
36.720032,28.031364 MY11 Koca Ada/Germe korfezi
36.703693,28.042431 MY12 Germenin dibi çöp bıraktık
36.709869,28.094315 MY13 Selimiye
36.705578,28.027517 MY14 Kuzbük
36.693817,27.989719 MY15 Ginnit bükü
36.671291,28.014980 MY16 Tavşan bükü çekek yeri
36.671856,28.027422 MY17 Bozen
36.688053,28.045521 MY18 Bozburun
36.671986,28.027336 MY19 Bozen
36.576553,28.047081 MY20 Serçe Limanı
36.731403,28.294477 MY21 Kadırga Körfezi
36.850542,28.275445 MY22 Marmaris
1 AĞU CTS
1530 Marmaris marina (MY01) çıkış. Erzak ikmalinde sorun.
1700 Kadırga koyu (MY02) varış. Geceleme. Mangalda tavuk. Sabaha karşı iyi rüzgarla uyuduk.
2 AĞU PAZ
1000 Kadırga koyu çıkış.
1130 Bozukkale koyu (MY03) varış. Öğlen yemeği molası. Alışveriş, çaput.
1515 Bozukkale çıkış.
1620 Oğlan boğuldu koyu/adası (MY04) varış. Çay molası. Manyak gibi adayı yüzerek döndük. Tatilin ilk balığı Nesliş tarafından tavuk desteği ile tutuldu.
1745 Oğlan boğuldu'dan çıkış.
1820 Çanak koyu (MY05) varış. Tek tekne biz. Kıyıda keçiler var. Balıkçılar geldi. Sabaha karşı gittiler. Boklu deniz. Gökhan gece denize girdi.
3 AĞU PZT
0940 Çanak koyu çıkış. Olta için açıktaki sığlıkta gezinti.
1120 Aktur önü (MY06) alarga. İkmal, ıvır zıvır. Gökhan Aktur'a karaya çıktı. Komşu koya yürüdü. Sonra yanarak geri geldi.
1210 Aktur'dan demir alış.
1240 Elmalı(Dimitri) Koyu (MY07) varış. Öğle yemeği molası. Acayip patlıcan musakka, yemekte. Oha pina. İnsan gibi değil. Çıkaramadılar. Nihan ilk denemesinde 7 adet kaya balığı tuttu ve ilk çekişinde çift tuttu.
1720 Elmalı koyu çıkış.
1745 Heybeli Koyu (MY08) varış. Geceleme. Oh, Ulaş ile Emre tekila punch yapmış.
4 AĞU SAL
1005 Heybeli Koyu çıkış. kahvaltı sonrası.
1100 Bencik koyu (MY09) varış. Eski Robinson otel ve önünde Dişlice adası görünüyor tam karşımızda. öğle yemeği molası. Barbunya ve kısır patlattık. Bencik kelimesi bulunduğumuz bölgenin genel adı sanırım. ya da bu koycuğun adı yok, kaptan kandırdı bizi. BencikX diyelim gitsin.
1640 Bencik içi'ne (MY10) bakış amaçlı hareket. Kotra ve motoryatlar var. MTA mekanı var. Kalmadık.
1705 Gecelemek için hareket. Emre'nin mayo denizde, onu aldık.
1745 Koca ada, germe körfezi, ingiliz limanı(MY11) varış.
5 AĞU ÇAR
0945 Çöp atmak için Germe koyunun dibine hareket.
1000 (MY12) varış.
1045 Selimiye önü (MY13) demir, alarga. İhtiyaç alışverişi.
1140 Selimiye'den demir alış.
1230 Kuzbük (MY14) varış. Öğle yemeği. Keçi var, kıyı var, iyidir. Abov etli biber dolması, peynirli börek, iyidir. Kıyıya çıktık. Ulaş'la arkeolojik keşif yaptık ama size söylemeyeceğiz.
1700 Kuzbük çıkış. Beş çayında sade lokma kızarttı Bedriye abla. Peynirle, balla, reçelle, yedik, yuttuk.
1725 Ginnit bükü (MY15) varış. Geceleme. Dursun nezaretinde trekking! yaptık. Patikalardan, kayalardan aştık. Bağa, bahçeye vardık. Dalından incir, üzüm yedik.
6 AĞU PER
1000 Ginnit bükünden demir aldık.
1100 Tavşan bükü çekek yeri (MY16) önünde alarga. İncir ikmali.
1145 Bozen (MY17) demir attık. Öğle yemeği molası. Restoran yıkıntısı gezdik. Yıkıntılarda sandalye bulduk. Botla getirdiğimiz biraları içerek poz verdik sahilde sandalyeler üzerine. Yuh bize. Oğuz Yılmaz cd'si ile göbek attık Zeynep'le karşılıklı.
1500 Bozen'den demir aldık.
1630 Bozburun limanına (MY18) kıçtan kara. Su ikmali, ufak alışveriş. Bozburun içinde gezdim. İskele mahallesi, sahil, tepebaşı caddesi vb.
1715 Bozburun limanından demir aldık.
1800 Tekrar Bozen'e (MY19) geldik. Geceleme. Bolca yüzdük, bolca bot çektik.
7 AĞU CUM
09xx Bozen'den çıkış. Hedef Serçe limanıymış. Gökhan siftahı poşet balığı ile yaptı. Maşallah.
1115 Serçe limanı (MY20) demir attık. Öğle yemeği molası.
1505 Serçe limanı demir alış.
1700 Kadırga koyu (MY21) demir attık. Geceleme. Kaptan koy içinde yüzeyde kılıç balığı gördü. Sandalla peşine düştüler, vuramadılar. Sabah yine deneriz dediler. Son gece, toplanma.
8 AĞU CTS
0745 Kadırga koyu demir alış. hedef Marmaris.
0900 Marmaris marina (MY22) kıçtan kara. Tatil sonu.
Foto hani derseniz, onu da daha elime geçmedi, hem bende görsel yaklaşım az, biliyorsunuz diye cevaplarım. Hem geçen seferki tatilin de fotosu sonra gelmişti, biliyorsunuz.
Not1: Koordinat bilgileri ve harita için Tufan'a teşekkür ederim.
Not2: İlk kez böyle bir tatil yaptım, heyecanlandım, uzun yazdım. Kusura bakmayın.
Not3: Merak edilen bir konu varsa yorumlarda yazışalım.
Not4: Tekrar tekrar, Gökhan'lara teşekkür ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
